
Okulların açılmasına bir hafta kaldı. Bugün bir kısmı uyum haftası kapsamında o kapılardan içeri girse de başlama günü olarak kabul gören tarih 14 Eylül. 6-18 yaş arası çocukların her birinde farklı bir heyecan var haliyle. Uzun tatil dönüşü onları bekleyen sorumluluklar ve bu sorumlulukların beraberinde getirdiği gerilim. Sadece bu yaş grubu için de geçerli değil bu söylediğim. Üzerinde sorumluluk taşıyan her birey, o sorumluluğun gereklerini yerine getirmeye çalışırken gerilim yaşar çünkü.
Okulların açılmasıyla birlikte yine en çok karşılaşacağımız kavramlardan biri de “zorbalık.” Daha popüler şekilde ifadesiyle de “Akran zorbalığı.” Uzm. Psikolog Ayben Ertem, Destek Yayınları tarafından yayımlanan “Kimse Bir Şey Demedi” adlı kitabında zorbalık hakkında her şeyi ele almış ve şunu söylemiş. “Zorbalık, bir çocukluk sorunu değil, kültürel, kurumsal ve sosyal bir sorundur. (…) Bizler, 1970’li ve 1980’li yıllarda doğanlar, zorbalığı aslında çok da yabancı bir kavram olarak tanımadık. Sadece o zamanlar adı ‘zorbalık’ değildi. Gözlük takanlar, derslerinde başarılı olanlar, sessiz olanlar ya da bedensel olarak ‘farklı’ görünenler, örneğin hormonal nedenlerle erken ergenliğe giren, fazla kıllı olan ya da kilolu çocuklar, akranları tarafından defalarca alay konusu olurdu, itilir, lakap takılır, dışlanırdı…”
Evet, bunların hepsi yaşandı. Adına zorbalık ya da akran zorbalığı denmedi farklı olarak. Akran zorbalığı popüler bir söylem son zamanlarda. Ayben Ertem psikolog kimliğinin getirisiyle zorbalıkla baş etmeye yönelik bir rehber kitap hazırlamış. Zorbalığın ortadan kaldırılabilmesine yönelik bir çözüm önerisi, önleyici tedbirler yer almıyor kitapta. Haklıdır da. Önleyici tedbirler ve çözüm önerileri eğitimcilerin işi. Bu noktaya birazdan döneceğim.
Kitapta benim gördüğüm, geniş kapsamlı bir rehber olduğudur. 1860’lardan başlayarak günümüze kadar olan süreçte zorbalığı ele alarak başlıyor kitap. Dünya’dan ve Türkiye’den temsili gerçekçi vakalarla okuru yüzleştiriyor. Zorba kimdir, kurban kimdir, seyirci kimdir? Yanıtları kitapta. Zorbalığın yüzleri: Fiziksel, sözel, sosyal ve siber zorbalık. Onlar da kitapta.
Söz konusu çocuk olduğu için ya da başka bir şekilde ifade etmem gerekirse, kitabın temelini akran zorbalığı oluşturduğu için, Ayben Ertem, aile-okul ekseninde anlatmış konuyu. Oysa zorbalık her yerde. Okulda akran zorbalığı, çalışma alanında mobbing. Karşılaşılan bu davranışların ardından kim nasıl davranmalı, neler yapmalı, neler söylemeli hepsi bu rehber kitapta.
Kitabın sonunda Ertem şunları söylemiş: “Bu kitabın sayfaları boyunca zorbalığın farklı yüzlerine baktık. Bazen bir sınıfın köşesinde sessizce oturan bir çocuğun gözünden, bazen öğretmenin çaresizliğinden, bazen de ‘Bizim çocuk yapmaz’ cümlesinin ardındaki inkardan… Şunu açıkça gördük ki zorbalık tek bir davranış değildir, bir ilişki biçimidir.”
Tam da bu noktada eğitimcilere dönelim. Önleyici tedbirler ve çözüm önerileri demiştim az önce. Ayben Ertem de zorbalık tek bir davranış değil, ilişki biçimidir, diyor. O halde zorbalığı önlemek için ilişki biçimini değiştirmek gerekiyor. Özellikle de okullarda. Nasıl olacak bu? Kolektif çalışmalar gerçekleştirerek, çocukları bu çalışmalara dahil ederek, onların içinde gizli kalmış yeteneklerini gün yüzüne çıkararak, takım sporlarını yaptırarak. Kültürel, sanatsal ve sportif çalışmalarla ders dışı zamanlarını daha verimli geçirmelerini sağlayarak, ilgi duyduğu bir alanda çalışarak daha mutlu olmasını sağlayarak. Okulları sadece akademik eğitim veren bir alan olmaktan çıkararak… Böylelikle Ertem’in sözünü ettiği ilişki biçimi de değişecek. Akran zorbalığı ile karşılaşınca neler yapılması gerektiği konusunda “Kimse Bir Şey Demedi” titizlikle hazırlanmış bir kitap. Bununla birlikte zorbalığı nasıl önlerize de bir miktar kafa yormakta yarar var.

















