Masthead header

Bir mucit, bir patron ve bir hırsız | Onur Uludoğan

I

Kendimi, yaşamı boyunca farklı türler, müzisyenler ve gruplar keşfetmeye çalışmış iyi bir müzik dinleyicisi olmaya çalışan biri olarak tanımlayabilirim. 

Plak dönemine yetişemeyen bir kuşağın üyesi olarak, seçtiğim müzikleri dinlemeye kasetle başladım. Evde teyplerde, dışarıda “küçük pil canavarları” diye niteleyebileceğim walkmanlerde yıllarca kaset dinledim. Bir nesne olarak kasetin cazibesine kapıldığım yıllar boyunca içlerinden çıkan kartonetleri de büyük bir titizlikle okurdum. 

Kaset, zamanla yerini CD teknolojisine bıraktı. Kendi adıma, kasetle CD’yi beraber kullandığım bir dönemi yaşadım. Walkmanin yanına bir de discman eklendi. Kartonetleri okumaya o dönemlerde de devam ettim. 

CD’nin yaygınlaşmasıyla MP3 formatının onun yerini almasının arasında geçen zaman zihnimde net değil. Kendimi; müzik dükkânlarında albümleri seçerkenki günlerimle, sokaklarda satılan MP3 CD’lerini karıştırırkenki günlerim arasında düşününce, aradaki boşluğu dolduramıyorum. Zaman aralığı çok kısa, değişim ani olmuş olmalı. 

Zaman geçtikçe, evde bulunan binlerce kasete yüzlerce CD onun yanına da yine yüzlerce MP3 CD’si eklendi. Önce kasetleri dinlemeyi bıraktım sonra tek bir albüm içeren CD’leri değiştirmekle uğraşmak zor gelmeye başladı ve müzik dinleme pratiğim nerdeyse tamamen korsan MP3 CD’leri ile devam eder oldu. Discman ise yerini, pantolonun çakmak cebine sığacak boyutlardaki MP3 Player’lara bıraktı. 

Raflar boyunca dizili MP3 CD’leri, kısa sürede ucuzlayan harici disklere kopyalanınca müziğin fiziksel kısmı benim için Winamp ara yüzü ile sınırlı hale geldi. Zamanla internet bağlatmak yaygınlaşıp ucuzlayınca harici disklerde yatan gigabaytlarca müziği depolamaya da gerek kalmadı. Aklımın hayalimin alamayacağı sayı ve çeşitlilikte müzik yalnızca bir tık uzağımdaydı. Önce Youtube, Last FM gibi platformlar sonra da Spotify, Tidal ve adı aklıma gelmeyen stream kanalları, müzik dinleme deneyimimi geri dönülemez bir biçimde değiştirdi. 

Sayısını bilemediğim kadar çok olan kaset, CD ve MP3 CD’lerim ise bir bitpazarı esnafı aracılığı ile kendilerine yeni yuvalar buldular. 

İşin ilginç yanı, toplamda on yılı bulmayan bu hızlı değişimin arka planında yaşananları Stephen Richard Witt’in Bedava Müzik isimli kitabını okuyana kadar merak dahi etmemiş olmam. 

II

Bedava Müzik, Can Yayınlarının alt markası Mundi Kitap ile Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği’nin; Mor ve Ötesi grubunun solisti Harun Tekin’in danışmanlığı ile oluşturmaya başladıkları Müzik Kütüphanesi’nin ilk kitabı. 

Kütüphaneye 2022 itibarıyla iki kitap daha eklenmiş durumda: David Byrne’ın Müzik Nasıl İşler ve Alan B. Krueger’ın Müzikonomi isimli eserleri okurlara sunuldu. 

Bedava Müzik’in alt başlığı “Bir mucit, bir patron ve bir hırsız müzik endüstrisini nasıl altüst etti?” 

Kitapta bahsi geçen mucit, Alman mühendis Karlheinz Brandenburg’dur. Brandenburg, tam olarak ne elde edeceğinden bile emin olamadığı yıllarını, müziği en verimli biçimde nasıl sıkıştırabiliriz, sorusuna cevap arayarak geçirir ve sonunda MP3 denilen formatı icat eder. 

Patron ise, dünyanın en büyük plak firmalarında uzun yıllar boyunca CEO’luk yapan ve küresel müzik endüstrisine yön veren en önemli birkaç isimden biri olan Doug Morris’dir. 

Hırsıza gelince. O da ABD’nin Kuzey Carolina eyaletindeki bir CD üretim fabrikasında çalışan Dell Glover isimli işçiden başkası değildir. Glover, fabrikada tıkır tıkır işleyen bir hırsızlık şebekesinin temel direğidir. 

Kitap boyunca bu üç isme, korsan dünyasında “release group” denilen başta RNS olmak üzere irili ufaklı sızdırma yapan grupların hikâyeleri ve bu gruplarda aktif görev almış kişilerin yapıp ettikleri eşlik ediyor. 

III

Arka kapağında, Billboard dergisinin “tüm zamanların en iyi 100 müzik kitabı” arasına koyduğu vurgulanan Bedava Müzik’i okumaya başladığımda açıkçası bu iddiayı pek de ciddiye almamıştım.* Sayfaları çevirdikçe,  içinde hiçbir cinayet işlenmeyen müthiş bir polisiye okumakta olduğumu anladım. 300 sayfaya yaklaşan Bedava Müzik’i yalnızca birkaç oturumda bitirdiğimde, döneme dair merakım perçinlendi ve kitap beni daha fazla araştırma yapmaya yöneltti. 

Karlheinz Brandenburg ve ekibinin büyük emek harcayarak geliştirdikleri teknolojinin getirdikleri; geleneksel müzik endüstrisinin gelişmeleri anlamakta zorlanmalarının neden olduğu ve insanlara dava üstüne dava açarak imajlarına ciddi zarar verdikleri yıllarda yaşananlar gerçekten merak uyandırıcı. Metallica grubunun merkezinde olduğu Napster davası da müzik sektörünün bugününü anlamak için anahtar niteliğinde.

Kitap boyunca anlatılan hırsızlar, kimi zaman bir fabrika işçisi olarak kimi zaman ailesine bağımlı bir ergen olarak kimi zaman da üniversitedeki derslerinden arta kalan zamanlarında farklı işler yapmayı hedefleyen bir öğrenci olarak karşımıza çıkıyorlar. Ortak noktaları, insanları sömürdüklerine inandıkları dev müzik şirketlerine iyi bir ders vermek; sanat eserlerinin paylaşımını sağlamak ve anonim olarak kurdukları ağların getirdiği prestijden tatmin olmak.  

IV

Bedava Müzik, zevkli bir okuma süreci sunarken müzik dinlemeye analog dönemde başlayıp dijitalleşen dünyada müzik dinlemeye devam edenlere önemli bir mikro tarih dersi veriyor. 

Kitap boyunca anlatılan ve soluksuz olarak okuduğum gelişmelerin müzik endüstrisini geri dönülmez bir biçimde değiştirdiği muhakkak. Asıl gelirlerini albüm satışlarına dayandıran şirketlerin özellikle değişimin ilk yıllarında maddi anlamda büyük kayıplar yaşadığı da doğru. Ancak zaman geçtikçe taşlar yerine oturdu ve müzik şirketleri bir şekilde kayıplarını telafi etmeyi ya da başka gelir kalemleri yaratmayı başardılar. Bu durumun müzisyenler üzerindeki etkisini ise ancak tahmin edebiliyorum. Sanatçıların adlarını duyurma süreçleri, plak şirketleri ile yaptıkları anlaşmaların maddi yönü, grupların üzerindeki konser baskısı muhakkak sanatçıların yaşamlarını derinden etkiliyor. Yaşanan pandeminin en çok etkilediği meslek gruplarının içinde müzisyenlerin adı sık sık anılıyor. Pandeminin ardından, ülkemiz özelinde yaşanan ekonomik darboğaz, gece birden sonra uygulanmaya devam eden müzik yasağı ve bilmediğim başka detaylar hiç kuşkum yok ki tüm müzik sektörünü olumsuz yönde etkilemeyi sürdürüyor. 

Müzik endüstrisinin en azından küresel anlamdaki kuralları ve işleyişi hakkındaki bilgimi biraz daha çoğaltmak için sanırım MSG-Müzik Kütüphanesi’nin diğer kitabı Müzikonomi’yi okumam gerekecek. 

* Bedava Müzik’i okumaya karar vermemde asıl etkili olan Radiohead grubunun üyelerinden Colin Greenwood’un söyledikleri oldu. 

edebiyathaber.net (25 Mayıs 2022)

  • Levent Gönül - 26/05/2022 - 16:57

    Yeni çağın sancıları işte. Yeninin nasıl ele alınması gerektiğini bile bilemediğimiz günlerden geçiyoruz. Yeni çağa ışık tutan edebiyatın ilk eserleri sanırım bunlar.
    Ve bu dönemi anlamaya çalışan edebiyatçının keşif denemesi. Sanırım bu pilav daha çok deneme kaldırır.Eline sağlık… Onur Uludoğan.cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r