Masthead header

Bir iklim krizi romanı | Aynur Kulak

Küresel ısınma ve bu ısınmanın yaşadığımız yerküreye etkisinin, yani en net tabiriyle “yok ediciliğinin” ne kadar önemli olduğunu kavrayabildik mi acaba? Hâlâ kavrayamadıysak bu durum iklim krizinden daha büyük bir felaket, çünkü gereken tedbirleri almadan yaşamaya devam etmek demek tüm canlılar için tek yaşam alanı olan yerküreyi yaşanacak felaketler bir yana artık bir kıyamete doğru hızla götürmek demek. Ki bu felaketler son yirmi yıldır yüksek oranda yaşanmakta.  Küresel ısınmanın felaketlerine dair 90’lı yıllarda işaret edilen 2030, 2040, 2050’li yıllara ise çok az kaldı. Bu yılların hiç gelmeyeceğini düşünüyorduk değil mi, o derece distopik, o derece bize uzak, asla ulaşamayacağımız yıllar. Fakat oldu, inanılması zor ama 2030’a yedi yıl kaldı mesela.

Düşbaz Yayınları tarafından yayımlanan 2030, Fransız çağdaş edebiyatının en üretken yazarlarından olan Philippe Dijan tarafından yazılan  bir iklim krizi romanı. Küresel ısınmanın sebebiyet vereceği tüm felaketlere ramak kalmış olayların içine altı karakterin hikâyesi, onların mücadelesi odağında çekiliveriyoruz. Tüm dünyanın kapanmasına sebebiyet veren bir pandemi döneminin de içinden geçtiğimizi düşünürsek, distopya kavramı artık sadece edebi bir tür değil, bizzat gündelik hayatımız ve dünyanın bundan sonraki haleti ruhuyesi. 2030 romanı bu sebeplerden dolayı sadece bir iklim krizi romanı değil, distopyanın ta kendisine dönüşmüş bir dünyada yaşama ve yeni yaşama adapte olma mücadelesi olarak da okunabilir. 

“Çoktan akşam olmuştu ama hâlâ boğucu bir sıcak vardı. Klimalı ortamdan çıkınca yüzünü buruşturmadan edemiyordu insan. Susuzluktan yaprakları gelişememiş genç ağaçlarla çevrili park yerinde bulunan arabasını aldı. Porsche’sinin direksiyonuna geçmeden evvel kusabilseydi ne iyi olurdu. Ön koltuğun altındaki termosu kapıp birkaç yudum su içebildi ancak. Çok ılık değildi su. Termos, buzluk kadar olmasa da işini görüyordu. (…) Yüzündeki ve ensesindeki teri sildi. Göğün kasvetli bir derinliği vardı. İç geçirdi.”

Philippe Dijan çanların on yıllardır çalındığı ama ancak küçük bir azınlık tarafından duyulup dikkate alındığı bir yerden başlatıyor romanını. Baş karakterimiz Greg, karısını ve oğlunu beş yıl önce bir trafik kazasında kaybetmiştir. Kayınbiraderi Anton’a ait çevrecilerin hedef tahtasında bulunan bir laboratuvarda çalışmakta ve ağır geçen duyusal travmasını bu sayede biraz da olsa atlatmaktadır. Greg’in yeğeni Lucie çevre konularına, iklim krizine oldukça duyarlı bir aktivist. Greg de onun aracılığı ile çevre ile ilgili tüm konulara hakim olmaya başlar. Bu sayede yaşama, çevreye ve doğaya karşı duyarlılığı da artan Greg için yaşadığı travma biraz daha katlanılabilir bir hal alır çünkü bu arada bir de yeğeni Lucie sayesinde bir diğer çevre aktivisti olan Vera ile tanışır. Birbirlerine aşık olurlar ve asıl bundan sonraki süreçte olaylar bambaşka bir yere doğru ilerlemeye başlar. 

“Ertesi sabah gökyüzü biraz daha açıktı, ısı birkaç derece düşmüştü. Rüzgarsa şiddetini koruyordu. Ulaşım araçları rölantide işliyor, tedarikte tam bir keşmekeş yaşanıyordu, bir gün akçaağaç şurubu bulunamıyorsa, ertesi gün misvak özlü diş macunu, başka günse kedi kumu ya da kontakt lens bulunamıyordu. Bu ürünler yok diye kimse ölmüyordu ama bu yüzden sürekli bir can sıkıntısı yaşanıyordu. Kimi zaman aspirin ancak karaborsada bulunabiliyordu.”

Romanın geleceğe doğru yol alış şekli bitmek bilmez bir belirsizlik hali. Ki bu durumun, duyguların yabancısı değiliz çünkü artık bu belirsizlik döngüsü insanlığın günlük rutini. Djan için roman boyunca bunu anlatabilmek en önemli odak noktası olmuş denilebilir.  Bu derin belirsizlik durumları çevre felaketlerinin ruh sağlığımıza etkileri açısından da önemli çünkü. Nasıl bir toparlanma yaşarsa yaşasın Greg’in ruhsal durumu bu yüzden hiç eskisi gibi olamıyor. Djan’ın her bir aşamasında nasıl felaketlerle karşı karşıya kalacağımızın belirsizliği üzerine anlattığı iklim krizi romanı bu yüzden asıl olarak insanın ruh sağlığını odağa alıyor. 

2030’u henüz okumaya başlamamışken kitap ve hikâye adına düşülen şu dipnot önemli: “Fransa’nın çağdaş yazarlarından ve kendine has dili ve üslubuyla sevip okuduğumuz Philippe Dijan, 2030 romanı boyunca tırnak işareti, ünlem ve soru işaretlerini bilinçli olarak kullanmamıştır.” Seda Ağar çevirisiyle okuduğumuz 2030 bu özelliğiyle de Avrupa edebiyatının -edebiyatın dil bilgisi özellikleri açısından- deneysel olana başvurma konusunda yeniliklere ne derece cesaretle açık olduğunu bir kez daha göstermekte.   Bir diğer Fransız yazar Herve Le Tellier’in yine Düşbaz Kitapları tarafından yayımlanan Anomoli romanın da buna güzel bir örnektir.  

edebiyathaber.net (23 Kasım 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r