Masthead header

Bir bakışı solduran zaman (1): Sevgisizlik ikliminde | Feridun Andaç

“Nefret ve sevgi, her şeyde, birbirine düşman ve

 zıt ikizlerdir. Tıpkı âşka düşme edimi gibi –en 

az bunun kadar sık rastlanan- ‘nefrete düşme’ 

edimi de vardır.”

Ortega y Gasset

Doğrusu onaylanacak gibi değil!     

Karşılıksız aşk kurban getirdi…

Kendini de öldürdü… Sıklıkla duyar olduk bu türden haberleri…Gazeteler, televizyonlar günlerce yazıp gösterip duruyorlar.

Sürekli sevgisizlik iklimi mi demeli buna?

Sonuçlar gelip bizi buldukça düşünüp ediyoruz, dillendiriyoruz çoğunlukla.

Öldüren de bir kurban aslında!

Toplumun onu getirdiği yeri hiç sorgulamayız, hemen yargılarız.

Geçenlerde bir İtalyan filmini izlemiştim, “Porte Aparte/ Açık Kapılar”. Senaryosu romancı Leonardo Sciascia’ya aitti. Suç/kurban, suçlu/ceza üzerine bir filmdi.  1938’lerin İtalyası’nda, faşizmin gölgesinde, Palermo’da üç kişiyi öldüren birinin yargılanmasıyla ölüm cezası yeniden gündeme taşınır. Bu suçu işleyenin neden buna sürüklendiğini araştıran savcı, ölüm cezasına karşıdır. Suçu var eden koşullara döner yüzünü araştırmaya başlar, suçluyu aklamak değildir düşüncesi; toplumun neden/nasıl bunları var ettiğini açıklamaya çalışmaktadır.

Bu türden bir olay yaşandı mı sonuç değil de daha çok o duruma nasıl gelindiğini düşünürüm. Empati kurmanın ötesinde bir duruş, bir bakıştır benimki de.

***

Kendi dışımıza çıkma zamanlarımız olmuştur kuşkusuz. Durduğumuz yerden, yaşadığımız anlardan uzaklaştığımız zamanlar…

Bizi biz olmaktan alıp başka kıyılara, ötelere taşıyan zamanlar…

Değiştiren, dönüştüren bir dili yakaladığımız zamanlar olarak da adlandırabiliriz bu anları.

Bir durumdan başka bir duruma geçme hali değildir bu. Bundan öte bir altüst oluş, bir sarsıntı zamanı.

Acının kıyısıdır bazen bu, bazen de nefretle uzaklaşılan çizgi. Aşkla geçilen mevsim, sevgiyle buluşulan iklimdir.

Olumlanacak yanları kadar, olumsuzlamaları da içeren bir dönüşme zamanı.

Etkileyen, dönüştüren ne varsa hayatın sağanağında kendine yer açar. İşte biz de orada, bunlarla cebelleşerek yol alırız.

Bir bakışla yol alırız aslında…

O dışa çıkma durumunu bize taşıyan bakış, tutkudur bazen, körelme durumlarına başkaldırı, kendi çaresizliğimize öfke, yitirdiklerimize dönüş, kucaklaşmak istediklerimize yolculuk…

Gelin görün ki; o bakış her zaman yerini anlamını bulamaz. Hatta anlaşılması da mümkün olmayan bir sürüklenişe hazırlar bizi.

Kimi kez, kendi dışa çıkma durumlarımızı yaşarken; yanımızda yöremizde olagelenlere de döneriz yüzümüzü. Hatta, bunlardan bazıları, bizim bir bakışımızı da beklemeden gelip girer hayatımıza, günümüze yansır.

Yakınımızda birinin sızısı ya da sevinci olarak kuşatır günümüzü;  hayatın akışına kapılmış yaşantılardan süzülüp gelir bunlardan bazıları da.

Çok önceleri, gazetelere de yansıyan bir karşılıksız aşk trajedisi durup düşündürdü beni:

“Osmaniye Kadirli’de, karşılıksız aşk beslediği Fatmanur Gedik’in (16) de içinde bulunduğu okul servisine pompalı tüfekle saldıran Sinan Dursun (29), intihar etti.”

Saldırıdan sonra kayıplara karışır Dursun, saldırının ertesi sabahında da polisi arar, bulunduğu yeri söyler; “Çok pişmanım. Bana bir cenaze arabası gönderin,” der. İki genç insanın canını aldığı yerde pompalı tüfekle kalbine bir el ateş ederek yaşamını sonlar.

Trajik bir son.

Bu olayın oluş biçimi/yansılarındansa; buraya sürükleniştir asıl irdelenip üzerinde durulması gereken.

Bu sevgisizlik ikliminin nasıl oluştuğunu, orada kimlerin/neden böylesi bir durumu yarattığını irdelemek daha doğru gelir bana.

Konu/sorun, seven/sevilmeyen ilişkisi değildir. Sevginin nefrete dönüşmesinin doğurduğu bir sonuç olarak da bakamayız bu olaya.

“Kendinden geçme durumu”nu var eden nedir peki?

Sevip karşılığını bulamama mı, yoksa başka sosyolojik nedenler mi?

Bu sevgi açlığını var eden, karşılığını bulamayınca da nefret ve öfkeyle ötekinin varlığını ortadan kaldırma…

Sevgisizliğin ağırlığını kaldıramama; buna neden olanı yok ederken kendini de bu acının yok edişin bir parçası kılma. Acıdan acı bir durumu bile bile üstlenme.

Yol açtığımız sevgisizlik iklimi insanı böylesi durumlara her an hazırlayabiliyor.

Yaşamın oradaki ağırlığından kurtulmak için böylesi yolu seçme onaylanacak gibi değil. Ama gelin görün ki; insanın buraya itimi her zaman bu sorunun neden/niçinleri üzerinde düşünmemiz gerektiğini de hatırlatıyor bizlere sevgili okurum.

Birinin ötekini sevmesi. Ötekinin de bir başkasını… Bilinen bu üçlü sevgi/sizlik hali, yaşam döngümüzün kaçınılmaz gerçeği. Ne kaldırılabilir ne de yadsınabilir… Ama böylesi  sonuçları hazırlamak, böylesi durumlara itilmek onaylanacak gibi de değil…

Şimdi söz geldi “karantina” yaşanan günlere dayandı…

Sevgide, sevgisizlikte sürekli olanı/olmayanı konuşmanın zamanı sanki!

Feridun Andaç – edebiyathaber.net (24 Mart 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r