Masthead header

“Beni Kör Kuyularda”nın gör dediği | Engin Demir

İnsan özünde kötü müdür? İnsanı diğer türlerden ayıran özelliği, söylenildiği gibi kötülüğü bilmesi ve düşünmesi yoluyla ondan uzak durması mıdır? Peki, doğada kötülük nedir, bir kaplanın ceylan yavrusunu yemesi mi yoksa bir insanın bir yanlış karşısında susup onu izlemesi mi?

Hasan Ali Toptaş’ın son romanı olan “Beni Kör Kuyularda” okuyucularına bu soruları sessizce ama içli bir şekilde sordurtuyor. Kötülüğün hâkim olduğu coğrafyalarda susup yaşananları izleyen kalabalık yüzlere bu gerçekleri sertçe çarpıyor. Roman bildiğimiz, duyduğumuz, gördüğümüz ve artık sıradan hale gelen kötülüklerle başlıyor. Romanın ana kahramanı Güldiyar, bir gün evinden çıkıp babasının dükkânına giderken “kötü” bir şey yaşıyor. Hemen her gün küçük çocukların veya kadınların öldürüldüğü, tecavüze uğradığı bir dünyada bu olay bize yabancı gelmiyor. Hatta kızın isminin tecavüze uğradıktan sonra öldürülen Güldünya’yı çağrıştırması da gözlerimizden kaçmıyor. Yaşadıklarından sonra dili tutulan ve eve kapanıp gözlerinden “taşlar” döken Güldiyar’ı kimse anlamıyor. Zaten anlamak da istemiyor. Zira onun acısı insanlar için mucizevi bir eğlenceye dönüşüyor. Güldiyar’ın gözünden yaş yerine taş döktüğünü duyanlar evin önünde kalabalıklar oluşturuyor ve ev bir nevi türbegâha dönüşüyor. Sonrasında ise “acı ganimetçileri” ortaya çıkıyor. Güldiyar’ı görmeye gelen insanları sıraya dizip para karşılığı içeri alıyorlar.

Sigmund Freud, “Psikanalize Giriş Dersleri” adlı kitabında kötülükle ilgili şöyle der: “Bir insan kötülük dürtülerini bilinç dışına bastırsa ve daha sonra kendi kendine bundan sorumlu olmadığını söylese bile, nedenini bilmediği bir suçluluk duygusu kılığında da olsa bu sorumluluğun mutlaka farkında olacaktır.” (Freud, 2016: 396) Romanda ise kötülükten dolayı kimsenin suçluluk duygusu taşımadığı söylenir, Halil dışında. Peki, kimdir kötülüğe karşı ses çıkaran bu kişi? Bir ölü. Yani susmayıp karşı çıkan tek kişi aslında yaşamayan biri. Karşı çıkışını ise şu sözleriyle dile getirir : “Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem diyorum size. (…) Sizin mideniz kaldırıyorsa, kötülük edene de kötülüğe maruz kalana da aynı şekilde gülümsemeye devam edebilirsiniz.” (Toptaş, 2019: 156) Sorumluluğunun farkında olup da ses çıkarmayanlar da vardır. Güldiyar’ın babası Muzaffer’in en yakın arkadaşı ve aynı zamanda komşuları olan Dursun ile onun eşi Emine, yaşananların ve sorumluluklarının farkındadırlar fakat korku onları da egemenliği altına almıştır.

Romanda sık sık toplumsal değerlerin yitimi ön plana çıkarılır ve bu da Halil üzerinden yapılır. Halil’in Cabir Dayı’ya bağırırken “Evin içindeki kızın senin kızın olduğunu biliyorsun değil mi?” demesi bu yüzdendir. Yine Cabir Dayı’nın Halil’e insanların korktuğunu ve herkesin kendi gemisini yürütmeye çalıştığını söylemesiyle Halil “Allah belasını versin o gemilerin!” der. Romanda Halil’le birlikte sembolleştirilen birkaç şey daha göze çarpmaktadır. Örneğin evin önünde toplanan kalabalığa kimin ne yaptığını bağırarak anlatan biri vardır. İsmiyle müsemma bu kişi Hoparlör’dür. Hoparlör’ün romanda basın ve medyayı sembolize ettiği görülmektedir. Yine evin önünde toplanan kalabalığı sıraya dizen, listeleyen ve onlara belli bir ücret karşılığı istediklerini veren siyah elbiseler giyen adamlar da yönetimi ve sistemi sembolize etmektedir. Muzaffer’in istekleri üzerine her birinin yetkisinin olmadığını ve üstündekilerin bu işi yapabileceğini söylemesi bunun göstergesidir. Zaten sistemin ne şekilde işlediği kitabın bazı bölümlerinde anlatılmaktadır: “Bu çarkın gerisinde kim var, kimler var biliyor musun? Bilmiyorsun elbette. Ben de bilmiyorum. Kimse bilmiyor daha doğrusu. Çünkü her hafta değişiyor bu adamlar, bir görünen bir daha görünmüyor, biri geliyor biri gidiyor. Başlarındaki adamlar bile değişiyor zamanla, kalıcı olan yok içlerinde.” (Toptaş, 2019: 167)

Sistem kötülüğü düzenli bir şekilde uyguluyor, medya bunun çığırtkanlığını yapıyor ve halk da yaşananları izlemekle yetiniyor. Güldiyar’ın acısı üzerinden prim yapma telaşı gün gelip de Güldiyar ölünce son bulacakmış gibi görünüyor. Fakat seyirciler sahneyi bırakmayı düşünmüyor. Bu defa da Güldiyar’ın babası, kızının ölümünden dolayı şoka girip bir köşede kızının oturduğunu düşündüğü yerden gözünü ayırmayınca kalabalık para verip bunu görmek istiyor. Böylelikle sistem yeni düzeni kuruyor.

Hasan Ali Toptaş, çeşitli izlekleri tekrar tekrar kullanmayı seven bir yazar. Kar, köy, at gibi temalar pek çok eserinde olduğu gibi Beni Kör Kuyularda’da yer alır. Romandaki bu tema ve olaylar büyülü gerçekçiliğe kapı aralar. Güldiyar’ın gözlerinden taşlar dökmesi, Halil’in uçarak çatıya konması ve Muzaffer ile Emine’nin sürekli hayallerle konuşması bunun nişaneleridir. Yazar bu olay ve durumları esere öylesine ustalıkla yerleştirmiş ki romanın atmosferinde bunlar okuyucuya abartı ya da hayali gelmiyor. Zaten metafor ve sembollerle sürekli göndermeler yapan yazar, okuyucuya içinde bulunduğu durumu rahatsız olabileceği bir şekilde hatırlatır. Bunu bir röportajında da dile getiren Hasan Ali Toptaş, okuyucunun romanın son sayfasına kadar Güldiyar’ın başına gelenleri öğrenmek için okuduğunu ve bu şekilde okuyucunun da seyirciler arasına katıldığını belirtir. (Balancar, 2019)

Kötülüğün yaşanması ve kalabalıkların onu seyirci olarak izlemesi fenomeni, Ursula Le Guin’in “Omelası Bırakıp Gidenler” adlı öyküsünde de yer almaktadır. Ursula’nın eserinde de kötülük ve onun sıradanlaştırılması vardır. Öyküde Omelas, bir ütopyadır ve burada yaşayan insanların mutluluğunun devam etmesi zindanda tutulan bir çocuğun çektiği acılara bağlıdır. Omelaslılar da huzurlu bir yaşam için buna göz yummaktadırlar. Fakat gün gelir bazıları buna dayanamaz ve Omelas’ı bırakıp giderler. Tıpkı Omelası Bırakıp Gidenler gibi, Ankara’nın bir gecekondu semtinde geçtiğini bildiğimiz bu roman da bizi bir vicdani hesaplaşma içerisinde bırakır. Her gün gördüğümüz, yaşadığımız onca şeye rağmen susmayı tercih eden bizler ya bu yükü taşımayı yüzsüz bir biçimde sürdüreceğiz ve kör kuyularda kalmaya devam edeceğiz ya da yeri gelince sonucu bir şehri terk etmek de olsa radikal kararlar vereceğiz.

Kaynaklar

Toptaş, H.A. (2019, Aralık). Beni Kör Kuyularda. İstanbul: Everest Yayınları.

Freud, S. (2016). Psikanalize Giriş Dersleri. İstanbul: Öteki Yayınevi.

Balancar, F. (2019, 2 Aralık). Kör Kuyulardan Bize Seslenenlerin Romanı. http://www.agos.com.tr/tr/yazi/23296/kor-kuyulardan-bize-seslenenlerin-romani

Engin Demir – edebiyathaber.net (6 Temmuz 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r