Masthead header

Beethoven’ın kadere başkaldırısı | Uğur Ersöz

beethovenAslında klasik müziğin insanı genel olarak dinlendirdiği, sakinleştirdiği söylenir ki öyledir de zaten. Birçok bestecinin parçası dinlenirken gevşer insan, rahatlamaya başlar yavaş yavaş. Ama öyle bir beste vardır ki rahatlamaya gevşemeye hiç izin vermez. İnsanı daha dinçleştirir aslında, işitme duyusuyla birlikte bütün uyarılarını açar. Bir isyandır aslında dinlenilen, kadere bir başkaldırıştır. Dünyanın düzenine bir itirazdır bu senfoni. Kadere karşı zafer inancıyla motive eder, tüyleri diken diken ederek, harekete geçirir vücuttaki milyarlarca hücreyi. Zafer yakın mıdır bilinmez ama yine de savaşır insan ve nihayet sonunda da zafere ulaşır. İşte öyle bir parçadır Senfoni No:5, Do Minör Op.67, Kader adıyla da anılan bu senfoni.

Beethoven’ın 1789’larda başlayarak yavaş yavaş artan sağırlığına karşı, daha doğrusu kadere karşı bir başkaldırması olarak görülür, 5. Senfoni. 1805 yılından da önce esere başladığı sanılan, sonra onu bir kenara bırakarak 1808 başlarında tamamlayan Beethoven 16 Kasım 1801’de, Bonn’dan arkadaşı olan Dr Franz Wegeler’e şu satırları yazar: “İki yıldır ne kadar yalnız olduğuma, neler çektiğime güç inanacaksın. Kulaklarımın kötü duyması beni bir hayalet gibi her yerde takip ediyor. Buna karşın fizik ve düşünce kudretim her zamankinden daha güçlü. Günbegün hissettiğim ancak tasvir edemediğim hedefime yaklaşıyorum. Beethoven’ınız ancak böyle yaşayabiliyor. Hayır! Artık buna dayanamıyorum. Kaderin gırtlağına sarılmak istiyorum; tabii bana tümüyle boyun eğmeyecek. Ah, yaşam ne kadar güzel, hayatı bin kez yaşamak.”

Beethoven’ın senfonini ilk dört notasını, arkadaşı Avusturyalı yazar Anton Schindler’e şöyle açıkladığı anlatılır: “ Kader kapıyı böyle çalar!” Gerçekten de senfoninin ilk dört notasından basit motif bütün eserin ana fikridir. Bu arada dört notanın, üç nokta bir çizgi (…-) olarak mors alfabesindeki V harfini, dolayısıyla Latince kökenli Victoria(zafer) kelimesinin kısaltılmışını da tanımladığı öne sürülür. Beethoven’ın kadere baş kaldırışını ve sonunda zafere ulaşmasını simgeleyen bu esere Zafer Senfonisi adı da verilmiş, senfoni özellikle II. Dünya Savaşı sırasında da gördüğü büyük ilgi sonucu adeta sembolleşmiştir.

Senfoni’nin Viyana’da Theater an der Wien’de 22 Aralık 1808’deki ilk yorumundan önce bazı olaylar da olmuştur. Eserini yönetecek olan Beethoven bazı yazarlara göre doğrulukta aşırıya kaçması nedeniyle orkestra müzisyenlerini çok eleştiriyor ve en küçük bir hatada bile eseri baştan çaldırıyordu. Sonunda orkestra üyeleri isyan edip Onun prova yaptırmamasını istediler. Beethoven böylece yönetimi bırakarak, yan odada provaları izlemek zorunda kaldı.

Eserin ilk gösterimindeki programın yoğunluğundan dolayı 5. Senfoni pek anlaşılamamış, ancak, Leipzig Gewandhaus’taki ikinci yorumundan sonra saygı ve sevgi görmeye başlamıştır. Büyüklüğüne, dev yapısına ve soyluluğuna karşın çok popüler olan bu senfoniyi dinleyenlerin tepkileri de oldukça ilginçtir. Fransız besteci Berlioz’un anlattığına göre ünlü soprano Malibran senfoniyi dinleyince o kadar etkilenmişti ki, salondan baygın halde taşınmıştı. Fransız besteci Le Sueur ise Berlioz’a şunları söylemiş:” Bırakın dışarı çıkayım, havaya ihtiyacım var. İnanılmaz! Harika! Beni öylesine sarstı ve duygulandırdı ki, başımın nerede olduğunu bilemedim. Böyle müziğin yazılmaması gerekir.” Berlioz da “Müsterih olun! Bu pek sık olmaz zaten” cevabını vermiştir.

Prens Lobkowitz ve Kont Rasumowsky’ye ithaf edilen senfoni dört bölümlüdür. Eserin ilk dört notası olan “sol, sol, sol, mi”nin hemen herkes tarafından “ta ta ta taa” şeklinde yorumladığı Beethoven’ın en önemli şaheserlerindendir, 5. Senfoni. Bu senfoni Beethoven’ın dehası sayesinde minimum malzemeyle ortaya ne kadar harika bir iş çıkardığının en önemli kanıtlarından biridir. Senfoninin bütünlüğü o kadar güzel sağlanmıştır ki başlangıcındaki ilk dört notayı diğer bölümlerde de ara ara duyabiliyoruz aslında.

Birçok filme de esin kaynağı olmuştur bu ilk dört nota. Sinemanın efsane yönetmenlerinden Stanley Kubrick’in sinema tarihinin belki de en önemli filmleri arasında yer alan 1971 yapımı Otomatik Portakal filminde de verdiği gerilim hissinden dolayı “kaderin kapıyı çalması” efsanesine göndermede bulunarak bu ilk dört notayı kullanmıştır.

Aslında herkesin yakından tanıdığı bu şaheseri bir de Seul Filarmoni Orkestrası’ndan dinleyelim, iyi seyirler.

Uğur Ersöz – edebiyathaber.net (14 Kasım 2013)

  • Emre - 06/07/2019 - 00:20

    Özellikle Otomatik Portakal gibi başyapıt bir filme değinilmesi güzel olmuş. Film ve kitap arasında uyum çok iyi zaten. Beethoven’dan bahsederken Alex tıpkı ondan sonsuz zevk alıyor gibi bahsediyor. Zaten kitaptan sonra daha da çok sevdim 9’u ve Beethoven’ı…cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r