Masthead header

Aynadaki parçalar | Anıl Ceren Altunkanat

Parçalar bütünü gizliyor.

Parçaların içine gömüldükçe bütün uzaklaşıyor, bulanıklaşıyor. Her biri kendi başına büyüleyici, evet, parçalar anının özünü oluşturuyor. Belleğin temel taşı; ne olduğu değil, bir an için yarattığı his. Bütün değil, parçalar. 

Saklayabildiğimiz bu kadar; parçalar. Kırık dökük. Kopuk. Ama yine da yaşamı, benliği şekillendiren işte, bu parçalar. Bütünden bağımsız, kimi zaman bütüne yabancı.

Saklayabildiğimiz, kendimizde şekillendirebildiğimiz bu kadar.

Bazen aynaya bakmayı zorlaştırıyor bu. İnsan karşısında bir bütünü değil, parçaları görüyor. Dökük saçık, tutarsız. Anlamlandırmak, tanımak zor yansımayı. Korkutucu, insan bunca dağılmış olduğunu kabullenmek istemiyor. 

Sağ kaşın hafif kalkık ucunda güneşli, kahkahası köpüren bir günün anısı. Sol gözün düşük kapağı sarhoş bir gecenin anımsanamayan, kâbusa gebe bulanıklığı. Dudağın sol tarafında bir seğirme mi? Hani bir endişe vardı dinmeyen, onun hatırası. Çene bambaşka bir dünya; güldü gülecek ama yerçekimi karşısında gergin bir yandan.

İnsan kendini tanıyamıyor bazen. Parçaların içinde kaybolunca bütünü, bütün sandığını, kendini bulamıyor. Evet, bu insanı korkutuyor. Kendinde başka birini, yarım kalan bir şeyleri görüyor. Parçalar dilleniyor baktıkça, bağımsızlıklarını talep ediyorlar adeta. Fazlaca bakınca, bütünü unutacak kadar çok bakınca – hani derler ya, yüz göz olunca – yabancı her parça, uzak her parça. 

Bazen aynaya bakınca insanın yüzü kırık dökük anıların gölgesinden ibaret; yapbozun kimi çekmiş, kimi bollaşmış parçaları – bana ait olamaz bunlar. Değil mi?

Parçalar bütünü gizliyor. Ve bazen, bütünün varlığından emin olmak çok zorlaşıyor.

Evet, bu insanı korkutuyor.

*

Cem Akaş’ın Zamanın En Kısa Hali romanı ne zamandır rafımda duruyor, ne zamandır bekliyordu. İşin doğrusu kitabı elime alır alamaz, büyük bir hızla okudum – parçaları kavramak kolaydır. Ancak iş yazmaya gelince dağılmaya başladım. Ama sonra, yazmak istediğimin tam da bu olduğunu fark ettim: insanın içine gürül gürül akan, zihnini sel gibi kaplayan ama ifade etmeye gelince dağılıp giden, bütüne gönül indirmeyen parçalar. Zamanın En Kısa Hali benim için böyle bir okuma serüveniydi – ve belki biraz da bu yüzden bunca lezizdi. 

Cem Akaş’ı okurken – özellikle Y romanında –  daha önce de içimin sözcükleriyle dolduğunu hissetmiş, deyim yerindeyse entelektüel bir hazla coşmuştum. Zamanın En Kısa Hali bu duygu yoğunluğuna bir sanat eserini izlemenin o kırılgan heyecanını da kattı; ayrıntılara saklanan metnin keşfi, ayrıntıların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan ve ancak sezgiyle kavranan o uyum. Ve her ayrıntının, her parçanın yarattığı aslında yeni bir sanat eseri, yeni bir metin, yeni bir bütün. Yeni bir hikâye. 

*

Parçaların bir araya gelmesiyle (daha doğrusu gelmemesiyle) ortaya çıkan belirli bir bütün değil, bir olasılıklar evreni. Sanat eserinde ve metinde. Belki yaşamda.

Evet, bu insanı korkutuyor.

Evrenin enginliği gibi.

Aynada gözbebeklerinin ta içine bakmak gibi.

Kırık dökük parçalardan oluşan bir okyanusa, o okyanusun bütünlüğüne dalmak gibi. 

Künye: Zamanın En Kısa Hali, Cem Akaş,  Can Yayınları, Ekim 2020, İstanbul

Anıl Ceren Altunkanat – edebiyathaber.net (17 Haziran 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r