Masthead header

Arabanın fiyakalısı, aşkın cilalısı: “Şevrole Belayir” | Serkan Parlak

Sanem Gonzalez’in, polisiye türünde ilk romanı “Şevrole Belayir” geçtiğimiz günlerde Nemesis Kitap etiketiyle okurla buluştu. “Şevrole Belayir’de Şebnem Gonzalez, mizahı, aşkı ve polisiyeyi ince bir ayarla harmanlıyor; Tanju’nun antika arabasıyla hem 1960’ların İstanbul’una yolculuk yapacak, hem de fırtınalı bir sevdanın, ihanetin ve suçun yarım asır sonraki etkilerini okuyacaksınız,” deniyor kitabın arka kapak yazısında.

Cinayet Büro Dedektifi Engin, koşu okulundan arkadaşlarıyla gittiği Belgrad Ormanı’nda koşuyu yarıda bırakır, devamında yolunu kaybeder. Ne yapacağını, hangi yöne gideceğini bilemez bir halde aç ve susuz ilerlerken içinde tabanca bulunan terk edilmiş bir 1957 Chevrolet Bel Air’e rastlar. Araba, mahalleden tanıdığı Tanju Bey’e aittir, motoru değiştirilmiştir, içinde bir de Colt tabanca vardır.  Engin, durumu hemen ekibe bildirir. Arabadan hareketle 60’lı yıllara geçiş yapar, tarzıyla bir Yeşilçam artistini andıran taksi-dolmuş şoförü Tanju ve ailesini tanırız. Özellikle kendisine ait olan otomobili dikkat çeker: 1957 Chevrolet Bel Air, Tanju’nun her yaz sinemada defalarca izlediği Rüzgâr Gibi Geçti’den esinle koyduğu isimle Scarlett. Bu otomobilden Türkiye’de sadece bir tane vardır, piyasanın üç katı fiyat teklif eden klasik araba düşkünü ünlü mafya babası Garo’nun koleksiyonundaki eksiklerinden biridir. Ancak Tanju, arabasına gözü gibi bakar, yüklü tekliflere karşılık asla satmaz.  

Romanın merkez karakteri Cinayet Büro Dedektifi Engin nasıl olduğunu kendisinin de anlamadığı bir şekilde Polis Okulu’na kabul edilmiş, üstüne üstlük bir de dedektif olmuştur. Fiziksel performansı kötüdür, aradaki farkı zekâsıyla kapatmaya çalışır. Meslekte onuncu yılıdır, bu sürede hepi topu beş vakayı aydınlatabilir. Çoklukla ekipteki öteki polislerin evrak işleriyle uğraşır ve bu işi çok iyi yapar. Arkasından “yüksek rütbeli çaycı” diye dalga geçildiğini; beyaz teni ve turuncu saçlarının alay konusu olduğunu bilir ancak elinden bir şey gelmez. Engin’i CSI Miami kadar heyecanlandıran ikinci şey ise klasik Amerikan arabalarıdır, özellikle de Chevrolet Bel Air. Yaşlı annesiyle ve yardımcı kadınla birlikte yaşarlar. Asansörü olmayan dört katlı eski bir apartmanda tek komşularıyla bir araya geldiklerinde eski İstanbul’a özlemle dolu sohbetler ederler. Son buluşmalarında komşularının uzun yıllardır dışarı çıkmayan ablası evden çıkmış ve kayıplara karışmıştır.    

Şevrole Belayir’i, belli ölçülerde yer vermesi bakımından polisiye edebiyatın alt kolu olan polis prosedürü türünde bir roman olarak değerlendirebiliriz. Polis prosedüründe suç, dedektif yerine polis tarafından araştırılıp aydınlatılır. Yapısı gereği, polisin uyguladığı yöntemlere, delil toplama ve değerlendirme çalışmalarına aşina olmayı gerektiren özel bir alandır. Polis prosedürlerinde, eserin geçtiği ülkenin polis kurumu, kanunları ve kanunların boş bıraktığı noktaların nasıl doldurulduğu önem kazanır. Bunlar bilinmeden eserin ilerlemesi mümkün olamaz. Geleneksel yöntemlerin yanında yeni geliştirilen teknolojik inceleme yöntemleri hakkında da bilgi sahibi olmak gerekir. Gerçek hayatta olabilecek bir suçu araştırdığı ve dış dünyada suçla mücadelenin kahramanı olduğu polis kahraman olarak da gerçekçidir. Ağırlık noktası tek bir vakanın üzerine kuruludur. Asıl macera sürerken kimi küçük vakalar da romana dahil edilerek polislerin çalışma ortamı ve suçların çeşitliliği ortaya konur. Dolayısıyla polis prosedürleri belki de üretimi en zor polisiye türüdür. (1980 Sonrası Türkiye’de Popüler Roman, Veli Uğur, Koç Üniversitesi Yayınları)  

Zekice kurgulanmış akıcı olay örgüsü, yalın dili, işlevsel ayrıntıları ve mizahi üslubuyla Sanem Gonzalez özgün bir ilk roman yazmayı başarmış. Şevrole Belayir; mizah, aşk, nostalji ve polisiye unsurların iç içe geçtiği hızla okunan, eğlenceli, bir tür kaçış romanı. Seriye dönüşüp devam etmesi dileğiyle.

edebiyathaber.net (13 Ekim 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r