Masthead header

Alya Öztanyel: “Herkes kendi yapabileceklerinin sınırsızlığının farkına varmalı.”

Söyleşi: Deniz Ada

Alya Öztanyel ile yazarlık yolculuğu ve DEX Plus etiketiyle yayımlanan son romanı “Bir Şans Daha” üzerine söyleştik.

Yazarlık hikayeniz nasıl başladı, bu kaçıncı romanınız?

Toplam beş kitabım var. Macera dolu bir hikaye aslında. 16 yaşında adım attığım bu dünya beni önceden hayalini bile kuramayacağım yerlere taşıdı. İnternette Wattpad isimli kitap paylaşım platformunda yazmaya başladım. Yalnızca birkaç ayda kurgularımın yüz binlerce takipçisi oldu. Hepsi birbirinden güzel insanlar, Türkiye’nin dört bir yanından… Hatta yurtdışından bile okurlarım var. Onlara Gölge Ailesi adını verdim. Kitaplarımda fiziki olarak bulunmuyor olsalar da bu kadar benimsedikleri ve aşkla bağlandıkları için karakterlerimin yanında birer gölge oluşturduklarını düşündüm. Okurlarım benim için çok kıymetli. Gittikleri okullardan atılan öğrencilere ikinci bir şansın tanındığı roman serim Karanlık Lise ile başladı her şey. Karanlık Lise 2 ve Karanlık Lise Gölgeler ile devamı geldi. Seriyi tamamladığımda elimde üç çok satan, müzikal bir roman serisi vardı. Kalabalık imza günlerimiz okurlarımla aramdaki bağı pekiştirdi. İmzaları konserlerimle birleştirmeye başladım. Artık bir imza gününde hem gitar çalıp şarkı söylüyor hem söyleşi yapıyor hem de kitapları imzalıyordum. Tepkiler inanılmazdı. Ben Çok Sevdim isimli şiir ve deneme kitabım ile romandan farklı bir kategoride de kendi kalemimi gösterebilme şansı yakaladım. En yeni kitabım Bir Şans Daha ise şu ana kadar yazdığım her şeyden daha olgun bir kitap. Yine roman türünde ama yarım kalmış bir aşkın hikayesini anlatıyor. Eski üniversite aşklarının yıllar sonra adliyede karşılaşmalarını konu ediyor. İki insanın birbirine nasıl iyi gelebileceğine, birbirlerini nasıl iyileştirebileceklerine şahitlik ediyoruz. Harika bir aşk ve kişisel gelişim içeriğine sahip.

Avukatlık ve yazarlık bir arada nasıl gidiyor, avantajları ve dezavantajları neler? Sizce birbirini besliyor mu?

Romanlarımdan edindiğim kurgu yeteneği, karakter profillerimin kişilik analizleri ve daha niceleri avukatlık hayatıma katkı sağlıyor tabii ki. Bir dava dilekçesi yazarken anlatmakta olduğunuz olay örgüsünü adeta bir roman yazar gibi işliyorsunuz. Benimle aynı anda mesleğe adım atan meslektaş arkadaşlarımdan bir adım önde olduğumu düşünüyorum bu sebeplerden ötürü. Diğer yandan avukatlık ve adliyelerde bulunmamın getirdiği birikimi de kitaplarıma yansıtmaya başladığımı gördüm son kitabımda. Bir Şans Daha isimli son romanım, başarılı bir avukat olmak adına tüm hayallerini bir kenara bırakan Nil’le başlıyor. Nil’i tanıdıkça kendi korkularımı ona yansıttığımı gördüm. Yazdıkça, olmaktan korktuğum kişiye nasihatler ettiğimi gördüm. Gelecekteki bana bir mesaj olarak yazdım. Unutmasın, hiçbir şey için çok geç olmadığını aklından çıkarmasın 30’lu yaşlarındaki Alya istedim. Şimdilik hukukun kitaplarıma katkısı bu şekilde oldu, gelecekte eğer polisiye bir roman kaleme alırsam işte o zaman bu soruyu çok daha farklı şekillerde yanıtlayabilirim diye düşünüyorum. Umarım bir gün onu da yaparım. 

Son kitabınızın öncekilerden farkı farkları nelerdir?

Dünümüzle bugünümüz arasında bile dağlar kadar fark varken, 16 yaşında yazdığım romanlar ile 22 yaşında yazdıklarımın arasında fark olmaması gerçeklikten uzaklaştırırdı bizi. Kelime seçimlerim, cümle yapılarım, betimlemelerim ve karakter tahlillerim daha oturaklı. İçerik olaraksa uçsuz bucaksız bir derinlikte iç dünyama döndüğümü gözlemliyorum. Aradığım şeyler var, dış dünyanın bende tatmin etmediği. Kendim tamamlamaya çalışıyorum sanki. Duygusal boşluklar, çocukluk travmaları, korkular… Daha niceleri. En yeni kitabım Bir Şans Daha’nın ön sözüne başladığım gibi; “Keşke ve acabaların kavgası ne zaman susar zihinde?” İşte, yanıtlarımı bulmak istediğim sorularım var. Üniversite mezunu olarak düşünce yapım, hiç deneyimlemediğim kadar farklı. Her yaşın olgunluğu ayrı güzel. Kim bilir 32’de, 52’de neler yazmak isteyecek yüreğim… Heyecanla bekliyorum. Kendimi geliştirmek, geliştirmeye devam etmek ve anlatmak istediklerimi anlatabilmek istiyorum. Son kitabım Bir Şans Daha tüm acabalarımıza hitap ediyor dediğim gibi. Hayatta ertelediklerimize hiç sıra gelecek mi, neden mutsuzuz, neden yalnızız ve neden kendimizi sevmiyoruz? Bunlara değiniyor. Gurur duyduğum bir iç çatışma. En gerçek haliyle anlatmaya çalıştım aklımdan geçenleri ve eminim ki bunları düşünüp sorgulayan tek kişi değildim, yalnızca ben aynam olarak adlandırdığım satırlarımda kendimle yüzleşecek cesareti çoğunluktan önce gösterdim. Herkesin sesi olabilmek, herkese ayna ve ışık tutmak istedim. Umudun farklı renklerini gösterdim, aşıladım, onlara tutundum; hepsini aşkla süsledim. Okurlarıma hediye ettim.

Karakterleriniz otuzlarının sonunda, kendinizden büyük insanları düşünmek konuşturmak zor muydu?

Yanlış bir şey yazmaktan korkmadım hiç. Burası özgür dünyamdı benim hep. Tabii ki editörüme kitap basılırken “30’larındaki insanlar böyle konuşur mu, bu kelimeleri kullanır mı?” diye danışıp teyit aldığım yerler oldu ancak karakterlerin iç dünyalarındaki monologlarının evrensel ve her yaşa hitap ettiğinden yüzde yüz emindim, aklımda şüphe yoktu, hiç sormadım. Hatta kendimi ancak otuzlarındaki insanların korkularıyla ve aşklarıyla anlatabildiğimi fark edince çok şaşırdım, demek ki taşıdığım yükler ve zihnimi kurcalayan problemler yaşımdan çok daha olgundu. Boğuluyor gibi hissediyordum bu kitabı yazana kadar. Akranlarımın empati kuramadığı şeyleri tartıyordum kafamda yedi gün yirmi dört saat. Kalemim beni kurtardı. Bir Şans Daha’nın tanıştırdığı karakterler olan Nil ve Kaya ile gördüm yalnız olmadığımı. Taşıdığım gelecek kaygısı, İstanbul’un izdihamı, ümidimi yitirmekte olduğum sevgi ve aşk kavramlarına bir çözüm getirdim onlar sayesinde. Çok kolay olmadı ama zor da olmadı. Bir parçam otuz yaşındaymış demek ki, hatta çok büyük bir parçam. Bir şeylerden vazgeçmiş çoktan, bırakmış çabalamayı ama hep böyle olmaktan korkuyor. Olmak istemediği o insana dönüşmekten korkuyor.

Okurlarınızda bu kitabı okuyup bitirdiklerinde ne söylemelerini, onlarda neyin değişmesini isterdiniz?

Hayatın renksiz, tatsız, soluk sunduğu ne varsa mutlaka bir çıkış kapısının da oralarda bir yerlerde gizlendiğini. Bu kapı genelde pek görünür değil çünkü biz doğru yere bakmayı kaçırıyoruz hep. Sağda, solda, yukarıda, aşağıda değil; göğüs kafesimizin sol tarafına doğru konumlanmış vaziyette. Uyandırmamızı bekliyor. Uzun yıllar ne derse dinlememişiz, tabii ki küser bize kapanır kendi içine. Umudunu bile kesmiştir belki ona hayat veren ne varsa, yani bizden. Bir kez fısıldasak yeniden canlanır ve döner hayata oysa. Bunu bilmek lazım, içimizdeki ruhu yeniden hayata döndürebilmenin ne kadar kolay olduğunu! Çözümünü de her gün yanımızda taşıdığımız bir problem üstelik. Kendimize dönmemiz lazım.

Yazmaya çekindiğiniz ama mutlaka yazacağım dediğiniz bir konu ya da tür var mı? 

Ben biraz deliyimdir, her şeyi denemek görmek isterim. Kendimi geliştirebilme fırsatı bulduğum her şeye atlarım, mutlaka yaparım. Şu ana kadar genç kurgu kategorisinde üç ve yetişkin kategorisinde bir roman yazdım. Şiir ve deneme kitabımla ise başka bir tadı tattım. İleride tiyatro veya film senaryosu da yazmayı düşünüyorum. Bunlara ek olarak polisiye, gerilim, bilim kurgu, fantastik, psikoloji ve daha nicelerinin derinine inmek istiyorum. İz bırakmalıyım. Her yaşa hitap eden, ölümsüz eserler dünyaya getirmek, unutulmaz karakterler yaratmak istiyorum. Müzik ile hep iç içeyim. Müzikal yazmak istiyorum. Mitolojik elementleri öğrenip değişik kültürleri araştırmak istiyorum. Ortaçağ’a büyük bir ilgim var, o zamanlarda geçen bir hikaye yazmak istiyorum. Deliyim, hepsini de en güzel şekilde yapabileceğime inanıyorum çünkü bir insan bir şeyi istedikten sonra mutlaka yapar. Gerekli çabayı, emeği, çalışmayı ortaya koyan insan meyvesini alır. Meyvesini almaması için ortada hiçbir sebep yoktur. Herkes deli olmalı. Herkes kendi yapabileceklerinin sınırsızlığının farkına varmalı.

edebiyathaber.net (28 Ekim 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r