Masthead header

Öykü: Altın makas | Sema Doğan

Fotoğraf: Christopher Anderson “Venezuela. Caracas. 2006. Reflection in window in Altamira.”

Yatağa bakıyorsun. Son bir haftadır başka hiçbir şey yapmadın. Yatağa baktın ağladın. Yataktan gözlerini alırsan kötü bir şey olacaktı.Öyle inandın. Halbuki en kötüsü olmuştu zaten.“Ölecek olan ölür hiçbir şey yapamazsın, Allah yardım etsin,” demişti o kadın. Demiş miydi? Rüya mıydı? Hatırlayamadın. Zihnini kapattın kadına, ötelere ittin, altın bir makasla kestin hayalini, rahatlamadın. Seher vaktinin pencereden giren ölgün ışıkları, yatağın üstünde loş oyunlar yaptı. Gözleri sımsıkı kapalı küçük kızın yastığa dağılmış saçlarını gümüş ışıltılarla parlattı.  Tıpkı bir melek gibi görünen çocuğa bakmaya doyamadın, için titredi. Ya melek gibi uçuverirse bugün? Altın makası tekrar çağırdın. “Kes bütün düşünceleri.Olumsuz olmasın hiçbir şey”.Titriyorsun, halbuki güzel bir bahar sabahı, güneş ha doğdu ha doğacak, cama kızıllığı vurdu bile. Pencereyi açsan, belki çiçeklerin kokusu dolar içeriye. Kıpırdamadın, senin çiçeğin solmak üzere, artık çiçeklerin ne önemi var. İçine içine çığlık atıyorsun “Yeter nerde bu altın makas”. Hıçkırıklar içinde kalıyorsun, ama gözlerin kupkuru. Gözyaşları biter mi, birkaç günde bitermiş. Yada bu kadar zayıflar mı insan,zayıflarmış.Uyumadan sabahlara kadar oturur,yemez içmez ama bir şey olmazmış.O yatağa saatlerce bakılır yorulmazmış. Artık, biliyorsun.

Hemşire sessizce giriyor içeri. Küçük kızın parmağına takılı tansiyon aletine bakıp, ayakucundaki dosyaya kaydediyor. Serumu değiştiriyor. Elindeki şırıngadan bir ilaç zerk ediyor yeni serumun içine.  Sonra sana bakıyor. Acıma dolu bir sesle “Bu gecede mi uyumadın sen?” diyor. “Güçlü olmak zorundasın. Şimdi kahvaltı servisi başlar yemeğini ye lütfen”. Cevap vermiyorsun. Ne desen boş geliyor sana. İçini çekerek “hayat böyle bir şey, iyide kötüde yaşanacak,” diyor. Onu nasıl da kıskanıyorsun, belki evine dönünce kapıyı çocuğu açacak ve sevinçle boynuna sarılacak. Bir hıçkırıkla sarsılıyorsun.

Bu acıyı hiçbir kelime geçirebilir mi? Ya da“hayat böyle” gibi klişe bir cümle. “İşte bir şey değişmedi, acı hala duruyor”. Yine yatağa bakıyorsun, kalbin kulaklarının içinde atıyor, sanki elini uzatsan tutacaksın, acı öylesine gerçek. Hayat böyle bir şeyse sevmiyorsun hayatı. Hayat ne verdi ki sana, sadece aldı aldı. Aldıkları geliyor aklına bir bir. Babanı aldı, 8 yaşındaydın. Güzel bir bahar günü leylak kokuları hala taze, sanki burada. Titriyorsun “tıpkı bugün gibi”.“Kov kov bu düşünceyi, altın makas”.

Baban  çok severdi seni. Mesafeli, suskun, mutsuz annene inat hayat dolu, sevecen, coşkulu bir adamdı.Traktör kazası dediler. Annen daha çok sustu. Sessiz sevgisiz bir evde büyüdün. Hep yolunu gözlediğin yeşil gözlü esmer delikanlıyı, komşunun kavruk Ayşe’si aldı, günlerce ağladın, kimselere bir şey diyemedin. Okuma sevgini annen aldı, kız çocuğu okuyup da ne yapacak diyerekten. Hüsamgillerin Ahmet, tarla dönüşü zorla kaçırdı seni,hayallerini aldı. Gelinlik giyemedin,düğün göremedin.

Kaynanan sevmedi, çok huzursuzluk yaşadın, sonra şehirde iki göz gecekondu.Yalnızlık, parasızlık, çaresizlik. Kötü değildi kocan ama sevgi, şefkat göstermezdi hiç. Ne bulduysan yetindin. Şikayet etmedin, çünkü, Allah bu dünyalar güzeli kızı bağışladı sana, çok şükrettin. Ya giderse hayatındaki tek güzel şey.“Altın makas nerdesin?” Geçende, bir kadın programında, yaşam koçu söylemişti bunu. Evrene gönderdiğimiz olumsuz mesajlar gerçekleşir, o yüzden olumsuz bir şey düşündüğünüzde altın bir makas hayal edin ve o düşünceyi kesin demişti. Hoşuna gitmişti, gerçi evren fikri saçma gelmişti sana,“herhalde böyle düşünmek günahtır” diye geçmişti içinden. Gözlerini yataktan ayırmadan, bildiğin bütün duaları okuyorsun.

Doktorlar “Kendine getirebilirsek ameliyat olabilecek, kurtulma şansı var o zaman,” dedi. Ameliyat çok pahalıymış, kocan iki gün önce para bulmaya gitti memlekete.Hiç umudun yok ama, nereden bulacak. O cadı kaynana tek mal sattırmaz.Kaç kere dedi “ben yaşarken, bir karış toprağımı sattırmam kimseye,” diye.

O giderse sende ölürsün,yada canlı cenaze gibi yaşarsın biliyorsun.“O giderse”. Yatakta bir kıpırtı mı oldu,sana mı öyle geldi? Eğiliyorsun yatağa o mavi gözler yavaş yavaş açılıp,sanki arkanda bir yere bakıyor. Çığlık çığlığa fırlayıp hemşireyi çağırıyorsun.Hemşire ve doktor birlikte dalıyorlar içeri. Doktor yatağa eğilip çocuğun burnundaki solunum cihazını çıkarıyor. Sen farkında bile değilsin ama bağıra bağıra ağlıyorsun. Doktor omuzlarından tutup sarsıyor“Ağlama bak yoluna giriyor her şey,ağlama” diyor.  Hemşire kollarından tutup koridordaki sandalyeye oturtuyor.Odaya birkaç doktor daha giriyor. Tam içeri dalacakken telefonun çalıyor.Açıyorsun, kocan. “Parayı buldum, anam tarlayı sattı,bugün geliyorum,” diyor.“Gel ya Zeynep uyandı,”deyip telefonu kapatıyorsun. Pencerenin önünde,küçük bir serçe kanat çırpıyor .Pencereyi açıyorsun, içeriye leylak kokuları doluyor.

Sema Doğan kimdir?

1961 Yılında Niksar’ da doğdu. Kayseri Öğretmen Lisesi ve Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesini bitirdi. MEB bağlı liselerde Rehber öğretmen olarak görev yaptıktan sonra 2005 yılında emekli oldu. Üç çocuk annesidir.  Yazmayı ve edebiyat ve felsefe üzerine sohbet etmeyi seviyor, bugünlerde yazdıklarını en güzel şekilde insanlara ulaştırmak hayalini hayata geçirmek üzere çalışıyor.

  • Fatma Alparslan - 02/05/2019 - 08:26

    Kahramanın duygularını çok güzel hissettim, acısını yaşadım adeta. Onunla umutlandim. Kaleminize sağlıkcevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r