
Bazı cümleler, bir kitabın ya da filmin içinde saklanmış halde karşımıza çıkar ve bir anda düşünce biçimimizi, hatta hayat yolumuzu değiştirebilir. Yazarlık da böyle değil midir zaten? İçimize düşen küçük bir kıvılcımla başlar, sonra bizi adım adım geliştiren bir serüvene dönüşür.
Bu söyleşide, yazarların kendi ilham kaynaklarına, yazma alışkanlıklarına ve iç dünyalarına samimi sorularla dokunuyoruz. Her yanıt bir sahneye dönüşüyor, her sahne okura yeni bir kapı aralıyor.
Orhan Pamuk’un Yeni Hayat kitabı “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” diye başlar. Sizin şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar arasında hayatınızı değiştirmese bile etkilendiğiniz, okumasaydım çok şey kaybederdim diye düşündüğünüz bir kitap var mı?
Kuşlar da Gitti, Çavdar Tarlasında Çocuklar, Renklerden Moru, Bilge Öl, Kairos, Flesh (henüz Türkçeye çevrilmedi) ilk aklıma gelenler.
Bu kitapların ortak noktası onları hayatımın geçiş dönemlerinde ve/veya “anlamlandır(ama)ma krizlerinde okumuş olmam. İlk aklıma gelenler bunlar, illaki unuttuklarım vardır.
Yazmaya başlamanıza ya da yazı biçiminizi dönüştürmenize ilham olan bir film oldu mu? Olduysa hangi sahne sizi etkilemişti, bizimle paylaşır mısınız?
İlham olan filmler değil de film müzikleri geliyor aklıma, Derinlik Sarhoşluğu, Dünyanın Bütün Sabahları, Piyano gibi. Bu aralar Masumiyet Müzesi dizi müziklerini dinliyorum.
Haruki Murakami, yazarlığın bedensel güç gerektirdiğini ve her gün koştuğunu ya da yüzdüğünü anlatır. Sizin düzenli bir spor alışkanlığınız var mı? Varsa bu fiziksel pratiğin yazma sürecinize etkisi nedir?
Yapıyorum, bir süredir kuvvet antrenmanı yapıyorum, her gün çalışmaya ara verdiğimde Alice’i yani köpeğimizi yürütüyorum. Hafta sonları Boğaz’da yürüyorum. Düzenli tenis oynuyorum.
Virginia Woolf, “Para kazanın, kendinize ait bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın…” diyerek birçok kadına yazma cesareti verir. Bu sözden yola çıkarak, siz yazmaya yeni başlayan birine ne tavsiye ederdiniz? Bir yazarın en başta hangi gerçeğe ya da duruma hazırlıklı olması gerekir sizce?
Okumak, hayatında tekrar eden şeyleri didiklemek, zamanı kullanmak.
İnsanlar genelde okudukları kitabın altını çize çize okur. Peki siz bir yazar olarak kendi yazdıklarınız arasında altını çizeceğiniz bir cümle seçseniz, hangisi olurdu? Neden?
Ben yazdıktan sonra bu tarz röportaj ya da söyleşiler için gerekli olmadığı takdirde dönüp bir daha yazdıklarıma bakmıyorum, bırak altını çizmeyi. Detayları da unutuyorum zaten, zihnimde daha fazla yer kaplamasın gibi, işini gördü haydi artık çeksin gitsin gibi bir şey.


















