
Bazı cümleler, bir kitabın ya da filmin içinde saklanmış halde karşımıza çıkar ve bir anda düşünce biçimimizi, hatta hayat yolumuzu değiştirebilir. Yazarlık da böyle değil midir zaten? İçimize düşen küçük bir kıvılcımla başlar, sonra bizi adım adım geliştiren bir serüvene dönüşür.
Bu söyleşide, yazarların kendi ilham kaynaklarına, yazma alışkanlıklarına ve iç dünyalarına samimi sorularla dokunuyoruz. Her yanıt bir sahneye dönüşüyor, her sahne okura yeni bir kapı aralıyor.
Orhan Pamuk’un Yeni Hayat kitabı “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” diye başlar. Sizin şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar arasında hayatınızı değiştirmese bile etkilendiğiniz, okumasaydım çok şey kaybederdim diye düşündüğünüz bir kitap var mı?
Şu kitap hayatımı değiştirdi şeklinde tek bir kitaba işaret edemem çünkü okuduğum her kitabın bana türlü katkıları oldu. Onlar aracılığıyla haberdar olduğum farklı yaşamlar, dünyayı anlamlandırma çabamda düşüncelerimi, duygularımı besledi. Beğenmediğim kitaplardan bile bir takım çıkarımlarda bulundum. Durum böyle olunca, daha çok etkilendiğim kitaplardan aklıma gelenleri sıralayacağım. Charles Dickens İki Şehrin Hikâyesi, Dostoyevski Suç ve Ceza, Marquez Yüzyıllık Yalnızlık, Yaşar Kemal İnce Memed, William Golding Sineklerin Tanrısı, Knut Hamsun Açlık, Franz Kafka Dönüşüm, Jose Saramago Körlük.
Yazmaya başlamanıza ya da yazı biçiminizi dönüştürmenize ilham olan bir film oldu mu? Olduysa hangi sahne sizi etkilemişti, bizimle paylaşır mısınız?
Yazmaya başlamam belli bir filmin etkisiyle olmadı, ortaokul yıllarımdan beri ayrı bir ilgim vardı zaten. Beğendiğim özlü sözleri, film repliklerini, ilginç bulduğum yaşanmışlıkları, bak bunu unutmayayım dediğim her şeyi yazardım. ( Hâlâ da yazarım.) Bu ilgimin zaman içinde öykü yazmayı da içermesinde okuduğum kitaplar kadar izlediğim filmlerin de payı olmuştur elbet. Edebiyatla ilgisinden dolayı Ölü Ozanlar Derneği filmini örnek gösterebilirim. Oyuncu performansları, sahneleri ve müzikleriyle beni derinden etkilemişti. Filmin final sahnesi muhteşemdi. Filmden not aldığım bir repliği de buraya yazmak isterim.
‘’Kim ne derse desin sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir.’’
Haruki Murakami, yazarlığın bedensel güç gerektirdiğini ve her gün koştuğunu ya da yüzdüğünü anlatır. Sizin düzenli bir spor alışkanlığınız var mı? Varsa bu fiziksel pratiğin yazma sürecinize etkisi nedir?
Öyle düzenli bir spor alışkanlığım yok ama fırsat bulduğumda voleybol ve masa tenisi oynamayı, doğada yürümeyi severim. Bu yürüyüşler sırasında eğer bir de güzel taşlar, deniz kabukları, fosiller bulmuşsam – dalgaların kıyıya sürüklediği dal parçaları, kozalak, meşe palamudu da olur – değmeyin keyfime, o moralle zihnim de açılır. Doğadaki dinamizm, sesler, kokular, renkler, algılarımı, düşüncelerimi harekete geçirir. Aklımdaki olay ve karakterler birer sahne içinde kendilerine yer bulmaya çalışır. Çantamda bir kalem kâğıdım hep vardır zaten, ne zaman, nerede, ne yazacağım belli olmaz.
Virginia Woolf, “Para kazanın, kendinize ait bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın…” diyerek birçok kadına yazma cesareti verir. Bu sözden yola çıkarak, siz yazmaya yeni başlayan birine ne tavsiye ederdiniz? Bir yazarın en başta hangi gerçeğe ya da duruma hazırlıklı olması gerekir sizce?
Yazmak, duruma göre çok uzun zaman alan bir eylem, bu nedenle Woolf’a katılmamak mümkün değil. Çünkü yaşamınızı sürdürebileceğiniz bir geliriniz yoksa, günümüz koşullarında yazmaya ayıracak böyle bir zaman bulmanız da zor. Kendine ait oda kavramına gelince, eğer böyle bir odam olmasaydı yine yazardım elbet ama yazmanın gerektirdiği o yalnızlık ve dinginliği sağlamak büyük sorun olurdu sanırım. İşin bir de şu yönü var, ben yazarken ya da resim yaparken tüm malzemelerim, – boyalar, fırçalar, o ara bakmam gerektiğini düşündüğüm kitaplar, notlarım – hemen elimin altında olursa kendimi daha rahat mı desem ya da güvende mi öyle hissediyorum sanki. Bu da evin başka bir köşesinde olacak bir şey değil. Boş zaman yaratma konusu başlı başına bir olay zaten. Ben bazı sorumluluklarımdan dolayı kendi dünyama genellikle ancak gece çekilebiliyorum. Uykumdan vazgeçtiğim saat kadar boş vaktim oluyor, ne güzel. J
Yazmak isteyenlere, hangi türde yazmak istiyorlarsa ona ağırlık vererek bol bol okumalarını öneririm. Dili, noktalama işaretlerini kullanmayı bilmek ve çokça sabırlı olmak lazım. Zira bazen içe sinecek bir metni ortaya çıkarmak, belki de defalarca, yazdıklarınızı atıp yeniden başa dönmenizi gerektirecek. Metnin kafanızda şekillenmesi ve tüm taşların yerine oturması süreci sancılı olabiliyor, iç sesinize güvenmeniz ve yılmadan yazmayı sürdürmeniz önemli. Yazdıklarınızın, dergiler ya da yayınevlerince kabul görmesinin de ayrı bir çaba ve sabır istediği bilinmeli.
İnsanlar genelde okudukları kitabın altını çize çize okur. Peki siz bir yazar olarak kendi yazdıklarınız arasında altını çizeceğiniz bir cümle seçseniz, hangisi olurdu? Neden?
Ben de o çize çize okuyanlardanım. Bazen çizmekle de kalmam, kitaptaki satırların bende uyandırdıklarını hemen oracığa not düşerim
Kitabıma da isim olan, ‘’Böyle Devam Edemezsin’’ adlı öykümde geçen, bir ablanın, kız kardeşine söylediği şu satırların altını çizerdim.
‘’Çık artık birilerinden sevgi, onay bekleme girdabından. Sana uymayan hiçbir şeye boyun eğme!’’
Bu cümleyi seçtim çünkü tepkisiz kaldıkça, uğranan haksızlıklar, şiddet ve yok sayılma artarak devam ediyor. Üstelik bu yalnızca ikili ilişkiler için değil, yaşamın her alanında böyle. Sanıyorum boyun eğdiğiniz sürece karşı taraf, ezilmeyi hak ettiğiniz izlenimini ediniyor.

















