
Yürüyen merdivenler çıktıkça floresan aydınlığı azalıyor. Metronun sıcaklığını bırakmak zor ama yapacak bir şey yok. Nefesi atkıya rağmen beyaz beyaz buharlaşıyor havaya. Boynunu gömüyor iyice.
Çıkıştaki sokak lambasının altında duruyor. Telefon bir elinde, diğer eldivenini dişleriyle çıkarıp mesajlarını açıyor. İndim, 15 dk ya evdeyim. Gönder. Bekliyor, tırnaklarıyla ekranda tıkırtılar çıkarıyor. İletilemedi. Demek, hâlâ metroda. Kendiyle inenlerse caddede yürümeye başlamış bile. Sokak lambasına yaklaşanların arkalarında gölgeleri kısalıyor. Uzaklaşanların önlerinde uzuyor. İç çekiyor. Oyalandı mesaj için. Yürüyen merdivenler bile durmuş. Keşke kalabalığı kaçırmasaydı.
Telefonu cebine koyuyor. Elini ayırmıyor üstünden. Titrerse kaçırmasın. İstasyon çıkışından aşağı bakıyor. Belki bir kadın daha çıkar, kendi gibi. Evine dönen vardiyalı bir işçi falan. Umut yok. Çantanın askısını boynundan geçirip çapraz asıyor. Uzaklaşan siluetlerin peşine takılıyor. Biraz hızlanırsa yetişebilir mi? Mümkün değil. Uzun bacaklar, öne eğik başlar, her adımda biraz daha mesafeyi açıyorlar
Gündüz her köşe başında pinekleyen sokak köpekleri nerede, topluca zehirlendiler mi yoksa. Birinin başını okşasa eve kadar gelirdi onunla. Cadde ıssız, yol boyu inik kepenkler asma kilitlerle sabitlenmiş. Bir tek berberde yok, çalınacak bir şeyi olmadığından mı. Akılsız adam, çamaşır askılığını havlularıyla beraber öylece içeri almış. Bu havada kurumazlar ki böyle. Sabah ekşi ekşi kokacak içerisi. Ama oh olsun, onlar da camın önünden geçenlere öyle bakmasınlar. Dizi dizi adam, saçını kestiren bile aynadan takip eder gelen geçeni. Telefon titredi sanki. Çıkarıp bakıyor. Yok. Son mesajı duruyor sadece, parktan sakın geçme.
Bir ses, sağ arkadan. Sanki cepte sallanan anahtar, zincir ya da bozuk para gibi. Adımları karışıyor. Tökezliyor. Devamı gelecek mi, bütün dikkati sağ kulağında. Kulağı büyüyor. Tüm bedeni bir kulak haline geliyor sanki. Yok, kimse yok, kendi ayak sesleri sadece. Soğuk asfaltta ağır botları. Dönüp bakmalı. Dönüp bakmalı bir saniyeliğine, göz ucuyla. Yapamıyor. Bir ayağını diğerinin önüne atıyor sadece. Ritmik sayıyor, bir-ki bir-ki. Çantasında neler var, gerekirse savunmak için.
Cüzdan, iç gözünde babasının vesikalığı, bir parfüm, o kadar ucuz ki adamın gözlerini yakabilir, kitap, kalem kılıçtan keskin olamaz şimdi, maskara, ruj falan. Acınası. İyi ki anahtar cebinde. Bir hışırtı, naylon poşet, evet. Hızlanıyor. Kesin biri var arkada.
Metroda onları görmüş olmalı. El ele oturduklarını. Kendinin kalkıp indiğini, diğerinin camdan el salladığını. Arkasından inmiştir. Kasabın kapı aralığına saklanmıştır, berberin o lekeli, o nemli, o mavi havlularına bakarken izlemiştir onu. Bu saatte demiştir, sokakta, zaten elini tutuyordu…metroda…herkesin içinde…Önce uzaktan…Köşeyi beklemiştir. Sokak lambaları azalır bu köşeden sonra, iyice yaklaşabilir artık. Cebinde bir zincir vardır ya da belki bıçak. Torbada ip belki.
Cebinden telefonunu çıkarıp açarmış gibi yapıyor. Sol kulağına götürüyor. Sağ kulağıyla arkayı dinliyor hâlâ. Çok bağırmasa da olur, sokakta hiç ses yok zaten. Yoldayım baba, geliyorum. Baba derken sesin titretmedi, aferin. İki dakikaya evdeyim. Var mı alınacak bir şey? Ah aptal kafa. Ele verdin kendini. Bu saatte fırın bile kapalı. Tamam, geldim zaten baba. Bu sefer çatallandı. Zaten ikinci baba vurgusu da saçma oldu.
Sokaktaki tek lambanın altından geçiyor. Daha hızlanıyor. Bir-ki-üç-dört. Işık azalıyor, gölgesi uzuyor önünde. Ayaklarına bakıyor sadece. Bir-ki-üç-dört. Az kaldı ilerde bir köşe daha, sonra sokağın sonundaki apartman, ki-üç-dört, karanlıktır cephesi şimdi, herkes yatmıştır ama, Fatma abla uyanık olabilir, bebeği küçük ya, sık uyanıyor, üç-dört, belki Melahat abla da ayaktadır, bayrama yetişecek dikişi vardır, bir-ki, belki annesi gelmiştir, sürpriz yapacaktır, çay demlemiştir, üç-dört, börek de getirmiştir. Ayaklarına bakıyor sadece, bir-ki-üç-dört.
Ayaklarının hizasında sağdan bir gölge, bir kafa, şapkalı. Kalbi hızlanıyor. Kulakları uğulduyor. Ritmini bozmuyor. Cebinde anahtarını yokluyor, uzun çivi gibi olanı orta parmağının arasına geçirip yumruğunu sıkıyor. Hızlıca vursa, göz falan çıkarır, ya ondan çok uzunsa, gözüne yetişemez ama en azından zarar verir, yavaşlatır. Sağdan yere bakıyor.
Gölge şimdi görünmüyor ama kendi gölgesi de yok ki. Lamba çok uzakta. Köşeyi dönüyor.
Dönerken bakıyor, sokak boş sanki. Emin değil. Az kaldı zaten. Beş apartman, sonra parkın içinden, kestirme. Parka girmese daha iyi.
Çöp kutusunun üstünden iki parlak göz, kedi, yumuşacık atlıyor yere, sarkık memeli, yerde bulaşık yapışkan sular. Patisini sallıyor, iki adım atıp yalıyor. Yakındaki koca ağaca çıkıyor.
Yapraksız kuru dallar. Baykuş gibi tünüyor. Kuyruğunu önüne sarıyor. Sarı gözlerini kapıyor, açıyor. Ana caddeden ani bir fren sesi, açılan kapılar, bağırtılar. Sesler buraya kadar geliyor, geçen hafta nasıl oldu da kimse duymadı bir şey.
Üç apartman, çok az kaldı. Öksürüyor. İs kokusu. Karşıdaki gecekondu, hala kömür yakıyor, bu zamanda. Saçına siner mi acaba, anahtarı bırakıp elini başına götürüyor. Bir tutam alıyor, burnuna, is kokmuyor, ama temiz de değil. Yıkanmalı eve varınca, yarın yine buluşacaklar. Ellerini geçirecek saçlarından, çok sever, bir tutamını alıp kulağının arkasına koyacak. Telefonu çıkarıp bakıyor. Hala iletilmemiş. Şarjı bitti herhalde.
Parkın girişine gelince duruyor. Etrafından da dolanabilir, ama şurdan kestirmeden, ev iki adım, çamlar yüksek, köşede kar bile var. Süzüyor. Salıncağın kendi kendine sallanmasını falan bekliyor. Tahterevalli aniden yere insin. Olmuyor. Parkın sıradan hali. Sadece karanlık, soğuk ve çocuksuz. Gündüz bile kimse gelmiyor artık bu parka. Geçen haftaki olaydan sonra. Sokağın iki yanına bakıyor. Bomboş. Etrafından dolaşsa, uzun. Evlerin yüzleri ışıksız, yemekten sonra çaylar içilmiş, portakallar yenmiş, uykuya geçmiş herkes. Şu apartmanı geçerse…Bir apartman…Çok hızlı yürüse hatta koşsa, risk alınabilir.
Etrafını dolanıyor. Birden dörde kadar adımları, metalik ses yok, şapkalı gölge yok.
Torbada ip? Biraz abarttı tabii. Apartmanın kapısını iki eliyle zorlukla iterek açıyor. Kaparken ses çıkarmıyor, kimseyi uyandırmasın. Uzanıp ışığa basıyor. Bir otomat taktıramadılar şuraya. Telefon titreşiyor. Sırtını kapıya yaslayıp mesaja bakıyor. O da varmış evine. Şarjı bitmiş, doğru tahmin.
Mesaja bakarken bir çift ayakkabı duruyor önünde, çamurlu. Başını kaldırıyor. Telefon düşüyor, parçaları etrafta, darmadağın. Siz?
Işık kapanıyor.

















