
Yağmur iki gündür durmadan yağıyordu. Kocaman damlalar içeri girmek için pencerelere vuruyordu. Annemin pervaz aralarına sıkıştırdığı bezler hiçbir işe yaramadı. Parkede biriken suları silerken,
“Gök delindi sanki, sel bizi de alıp götürecek bu gidişle,” dedi.
Camdan baktım. Elimi uzatsam yokuştan aşağı akan çamurlu suya dokunacak gibiydim.
“İyi ki ikinci kattayız,” dedim.
Annem masanın üstündeki mumları yakmaya çalışıyordu, beni duymadı. Komşumuz Makbule Teyze’nin evini su basınca apartmanın bütün sigortaları atmıştı. Saatlerdir karanlıkta oturuyorduk. Belediye yardıma gelemeyince diğer komşular gibi annemi de aşağı yardıma çağırdılar. İnmeden önce yanıma bir tepsi bisküviyle çay bıraktı, mumlara dokunmamam için beni tembihledi.
“Sensiz korkarım, gitmesen,” dedim.
“Ayıp olur,” dedi. “Korkacak ne var?”
“Karşı eve hırsız girmişti ya,” dedim.
“Anahtarımı alıyorum, kimseye kapıyı açma,” dedi.
Eline kovaları, bezleri ve el fenerini alıp aceleyle aşağı indi. Arkasından kapıyı üç kere kilitledim, oturma odasına geçtim. Bir anda her yer aydınlanıyor, sonra kararıyordu. Arkasından gelen büyük gürültü camları titretiyordu. Geçen hafta fen dersinde doğa olaylarını işlemiştik. Öğretmen, “Görüntü sesten önce gelir,” demişti. Işığı görünce hemen kulaklarımı kapattım. Duvardaki gölgeler gitgide büyüdü. Kocaman ağızları vardı. Sanki beni yutacaklardı, iyice cama yanaştım.
Radyoyu arka odadan alabilseydim keşke. Mumu elime alıp koridora çıkmak istedim ama arka oda çok uzaktı. Vazgeçtim. Bağıra bağıra şarkı söylemeye başladım:
“Aboneyim abone, biletleri cebimde.”
“Ballı lokma tatlısı, aman hadi hayırlısı.”
“Aboneyim abone…”
Arada durup apartmanın içindeki sesleri dinliyordum. Komşularla birlikte annemin sesi de derinden de olsa duyuluyordu. Herkes çok telaşlıydı. Koşuşturdukları anlaşılıyordu. Biraz sonra kapı vurulmaya başladı. Annem dalgınlıkla çalmıştır diye ses çıkarmadan bekledim. Anahtar sesi gelmedi. Kapı çalmaya devam ediyordu. Parmak ucumda yükseldim, delikten baktım. Her yer siyahtı. Kapıya kulağımı dayadım.
“Kim o?” dedim, kimse cevap vermedi. Kapı sanki içimde çalıyordu. Tekrar, “Kimsin, ses ver,” dedim. Tam o sırada kapının arkasından bir hıçkırık sesi geldi.
“Ben geldim,” dedi kapıdaki ağlayarak.
Ses tanıdıktı. Kapının zincirini kontrol edip kilidi açtım. Karşımda duran kişinin yarı boyumdaki küçük Ayşe olduğunu görünce yumruk yaptığım elimi arkaya sakladım. Ben davet etmeden içeri girdi. Üzerinde mor benekli pijamaları vardı. Bir eliyle koca kafalı bir bez bebeği tutuyordu. Yüzüne baktım. Uykudan uyanmış gibiydi. Kapının önünde bir süre durup apartmandaki sesleri dinledik. Belki küçük Ayşe de bu ses karmaşası içinde annesinin sesini arıyordu.
Ayşe, “Annemler nerede?” dedi. “Işık yok… dışarda çok gürültü var.”
Kapıyı birlikte kapattık. Bu kez kilidi bir kere çevirdim. Odaya geçtik. Kanepeye oturduk. Mumun ışığında duvardaki gölgeler yeniden büyüdü. Küçük Ayşe gölgelere bakıp bana sokuldu. Elimi o kadar çok sıkıyordu ki parmaklarım uyuştu ama elini tutmaya devam ettim.
“Herkes aşağıda, merak etme,” dedim. Aniden gök gürleyince ağlamaya başladı. Bez bebeği elime aldım.
“Aa, ne güzel bebek bu,” dedim. “Benim olsun mu?”
Bana bakmadı, ağlamaya devam etti.
“Sen gölge oyunu biliyor musun, Ayşe?” dedim.
“Yok,” dedi.
“Bak, bu kuş,” dedim, ellerimle kanat yaparak.
Sonra havlayan bir köpek yaptım, ardından zıplayan bir tavşan. Yerinden kalkıp duvara yaklaştı, kıkırdamaya başlamıştı. Eliyle gölgeleri yakalamaya çalışıyor, bir yandan da tavşan gibi zıplıyordu.
“Kurbağa da yapabilir misin?” dedi.
“Deneyelim,” dedim. Duvardaki büyük gölgelere ellerimin gölgesi karışmıştı.
“Bak, ejderhaya benzedi,” dedim.
“Konkuç,” dedi, “çok konkuç.”
Güldüm. “Konkuç değil, korkunç,” dedim. “Hem sevimli bir ejderha bu. Bu odayı fırtınadan koruyor.”
Kapıdan bir anahtar sesi geldi. Koridora koştum. Gelen annemdi. Odaya girince gülümsedi.
“Annen kapıda, seni çok merak etmiş, Ayşe,” dedi.
Ayşe yanağıma bir öpücük kondurdu, annemin elini tutarak odadan çıktı. Bez bebeğini koltuğun üstünde unuttu. Seslenecektim ama vazgeçtim. Odanın ışığı hâlâ yoktu. Bebeği alıp saçlarını örmeye başladım.
Annem, “Hadi sen de yat artık,” dedi.
“Uyuyana kadar beni bekler misin?” dedim.
“Beklerim,” dedi.
Yatağa yattım. Annem yorganımı düzeltti. Elektrikli battaniye çalışmadığı için üşümüştüm. Elinde tuttuğu mumu söndürdü. Her yer karardı. Yatağa oturup el fenerini yaktı, başucuma koydu. Duvara baktım. Gölgeler yine büyümüştü. Ayşe’nin bez bebeğine sarıldım. Hiç beklemediğimiz bir anda evin bütün ışıkları yandı.
Annem, “Gözün aydın,” dedi. Koridorun ışığını açık bırakıp iyi geceler diledi. Odadan çıkarken
“Ayşe’ye çok güzel ablalık yaptın bu gece”, dedi.

















