
I.
Yuva bir temas galerisi. Temas demişken…….. Öyle lafın gelişi değil. Yakın ve sıcak bir temastan söz ediyorum. İnsanı pekâlâ şaşırtabilecek sonuçlara gebe bir başka tür yakınlık. Kaçınılmaz. Görünür-görünmez. Hatta insanı apansız bazı hayati kararlar almak zorunda bırakabilecek denli çarpıcı veçhelere bürünebilir. Bilinç kapılarını ardı ardına açabilir. Örnekler dizilip önüne konduğunda kimse şaşırmayacak.
Düşün ki kulağında kir birikmiş ve ilerlemeye karar vermiş. Ayak başparmağının tırnağı kopmak üzere. Burnunun üstünde bir beze, çapını sinsice genişleterek uzanıyor. Bilinmez nereye…… Kuyruksokumunda bir kıl yavrusu yürümeye heves etmiş. Uygun adım giderken o da ne, bir takla….. Ne haber alan var ondan ne gözlerini kendisine diken. Bedenin mini minnacık bir hikâyesi var. Henüz haberin bile yok. Ağrı uç vermedikçe belli olmayacak. Kendini varlığ(ın)a ikna edemeyecek.
Ama emin ol, küçük bir hikâye alıp başını kararlılıkla ilerlediğinde büyük kurgulara taşıyabilir insan yavrusunu. Evet, yavru. Küçümseme yavrusu değil. Ama sen öyle duyduysan o da kabul. Yaşı kaç olursa olsun konu kaza olunca herkes yavru-cak. Farkında küçüğün, küçüklüğün erdeminin.
Şefkat esirgenmesin ondan. Sevgi yönünü aman hep ona çevirsin.
II.
Yuva beden coğrafyasını üstüne almış. Üstüne çoktan alınmış. Kopya çekmişliğimiz saklanır cinsten değil. Birbirimizi soyunup giyiniyoruz. O sırada içiçe geçişimizin ayrı kimyasını duyumsuyorum.
O da bizi bürünmüş ama insan nedense hep tersini düşünmeye meyilli. Bilsek ki: Aynı anda sırtımıza alıp titrememizi durduran o anaç ahşap, bizim çilli-pütürlü-damarlı tenimizle dirim kazanıyor.
Gözlerimi kapatarak dolaşıyorum evin yüzeylerinde. Ahşapta-taşta damarını izliyorum ev-bedenin. Hafiften bir pıhtılaşma. Kan ikmalini sözcüklere devredemem. Uzanıp hemen yatmam lazım: çıplak.
III.
Bedendeki bazı alametleri yuvaya havale etmeden tamamlanamıyor anatomi haritası. Çatlağın kuyusu var, kendine has bir kıvrımı, tazyiği. Bedende yer bulmuş cümlelerin yerini değiştirme kudretiyle donatılmış. Yerinde durduğunda bile geziniyor bedenin iç yüzeyi. Aman Tanrım. Nereden geldik buraya. Fısılda beklemeden gelen bilgiyi:
Çatlak, içeridekinin dışarıya atılma hevesi. Bedenin yuvayla içtiması.
IV.
Bahçedeki yaprakların ve toprağın bazı kritik noktalarda görünmez biçimde —eser miktarda da olsa— birikmesi sonucu kendini bir anda çatlamış halde bulabilirsin. Toprak yüzeyinin altında kayan taş-beden duvara temas etmeseydi beyninden bazı parçaları salyangozlar toplayacaktı.
Her şey açı meselesidir desem umurunda bile olmazdı: taşın-fayansın-salyangozun. Burada gülmek başlıyor. Ve hayatın hafife alınası muhteşemliği.
V.
Çatlağın görünmezliği hiç de öyle mütevazı sanılmasın. Kolayca aşık atabilir yaprakların-toprağın kütlesiyle. Önce sessiz. Yerini sağlamlaştırıyor. Yerleşiyor bir güzel yuvasına. Ve patlamalı varlığını ustaca bir hamleyle ağrıya paslıyor. Birkaç saniye. Hepsi bu. Tam silinip gittiği sanıldığında beliriyor. Haşmetli bir ağrı. Çığlığa henüz yuva olmadı.
Kimse bahçedeki giderlerin kuyusunda olup bitenlerden haberdar değildi oysa. Uysal yağmurların suyu yolunu bulup akar da sel-kıyameti hangi cebimize sığdıracağız? Evin hangi kuytusunda birikir sel nehri?
Ağrının kurgusu yeraltını yerüstüne katmaktan hiç uzak durmaz. İşgüzarlığı yabana atılmasın. Ağrı olgunlaştığında sağolsun, temasa imza misali kapıda biter. Çağrılmadan gelenin pişkinliğiyle. Bunu saklamaya niyeti olmadığını duyurarak. Rol yapmaz ağrı. İhmalin borcunu işgüzarca tahsil etmekte üstüne yok. Cümle kurmasına bile gerek kalmaz muhatabının hatırlaması için.
Kaburgadan göğüs kafesine sinyaller aktarılırken çanlar çalıyor:
Ruh kafesi bedense, beden kafesi de yuva.
VI.
Yuva zarları soyuldukça bizi kuyudan gezegene ışınlayabilecek bir sonsuzluk havzası. Böylesi bir ferahlık metrekareyle, tavan yüksekliğiyle ölçülemezdi. Ona atanan matematik kalplerin tedrisinden geç(iril)miş.
O kadarcık denip geçilemeyecek bir hikâye apansız uç vermeyegörsün. Sivilceyi sıktığında değişen hayat. İrinden fışkıran adsız nehirler, kapkara söyleme gönül indirmeyen doğa haşmeti. Hepsi yuvada. Zarlarından soyunduğunda kuyudasın yuvanda. Zarlarından soyunduğunda arştasın yuvanda.
Bedenin dengesi ve ihmal ettiğin o bahçedeki on cm. çapındaki kuyu usul usul bedene yayılıyor. Çatlak formunda. Kendine yol açtıkça tahribatın boyutu artıyor. Minik tıkanıklığın faturası: klinik süreç.
Kelimenin tam anlamıyla çatlamaktan bahsediyorum. Kaburgada bir çatlak. Ne röntgende iz bırakıyor ne deriye eklemleniyor. Sadece ağrı kanallarını galeyana getirmekle övündüğünü söyleyenler var. Ben onların yalancısıyım.
Kendini yarılmış bulduğunda insan, ne tuhaf: yine de tam. Buna daha bir şaşkın. Silkiniyor. Hareketsiz. Bedendeki çatlağın duvardaki-taştaki çatlaktan ne farkı var diye soruyor. Kimsenin cevaplamaya yeltenmeyeceği sorulardan oluşan bir gizli arşivi var ki aman aman. Maazallah insanı edebiyata zorlar. Ağrıyı gersingeri kaynağına pışpışlar.
15.10.2026
Büyükada

















