Metrekarelerle ölçülemeyen şeyler: Bizim Tombiş Evden Hiç Anlamıyor okuması | Berra Temür

Eylül 19, 2026

Metrekarelerle ölçülemeyen şeyler: Bizim Tombiş Evden Hiç Anlamıyor okuması | Berra Temür

Türkiye’nin çağdaş çocuk edebiyatında ve karikatür dünyasında kendine özgü karakteriyle tanınan Behiç Ak, Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlanan ve çok sevilen Tombiş Kitaplar dizisinin yeni kitabı olan Bizim Tombiş Evden Hiç Anlamıyor ile insanı bir kapı numarasının ya da haritadaki cansız işaretler dünyasından çıkarıp, kendi halinde akıp süren bir çocukluk hatırasına sürüklüyor. Şimdilerde bir evi kafamızda canlandırırken aklımıza hemen gri renk paletleri, metrekareler, desensiz ve ruhsuz mobilyalar ya da soğuk rakamlar geliyor. Teknolojinin gelişmesiyle beraber günlük koşturmacanın ortasında her bir yönü navigasyonla bulmaya, ölçüp biçmeye öyle alıştık ki fiziksel mekânlarla kurduğumuz duygusal bağları yavaş yavaş kaybediyoruz. Oysa bu çocuksu anlatı, bir yere ait hissetmenin aslında sayılarla ya da adımlarla hiç ilgisi olmadığını biz okurlara son derece içten ve tanıdık bir yerden hatırlatıyor.

Hikâye, dedesinin evine gitmek için yola çıkan Memo ile ona ayak uyduran arkadaşı Tombiş’in adımlarını takip ediyor. Tombiş sürekli bir kapı numarasının, bir sokak adının ya da evin kaç odalı olduğunun peşinde koştururken; Memo bambaşka bir dünyanın kapılarını aralamaya çalışıyor. Onun dünyasında, yani çocuk dünyasında, adrese ulaşmak için haritaya bakmaya gerek yok. Memo, çocuk dünyasının nasıl dürtüsel ilerlediğini temsil eden önemli bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Hikâyede çocuk zihnine yön gösteren şey gökyüzünde süzülen bir leyleğin kanatları, mahallenin ünlü kedisi Pamuk ve köşe başına vardığımızda aniden ruhumuza dolan buram buram iğde kokusu gibi doğanın aslında tatlı yansımaları oluyor. Pamuk’un beşerî adres sistemlerine danışmaya hiç ihtiyaç duymayıp, sadece sezgileriyle evi bulması ve çocukların onun peşine takılması, yine doğanın temelde sistematik işleyen bilgeliğini önümüze seriyor.

Metnin belki de en güzel, insanın çocukluğunu düşlediğinde anımsadığı o huzurlu atmosfere götüren anı da bu iğde ağacı kokusunun tarif edildiği cümle: “Yol göstermekten çok, yoldan çıkarıcı bir koku demek ki…” İğde ağacının bahçelerden sokaklara taşan koyu ve baygın kokusu; jenerasyon fark etmeksizin insanın günlük yaşamında monotonlaşarak ezberlediği dümdüz yollardan, saatlerin ve gündelik telaşların baskısından kurtarıp sığınacak sıcak bir anıya fırlatıveriyor resmen. Bizleri de sayfaları her çevirişimizde gerçeklikten çekip çıkarıp, kendi samimi ve huzur verici atmosferinin içine sürüklüyor. İnsan fark ediyor ki bazen gitmek istediği yeri bulabilmek için halihazırda çizilmiş olan bu sıkıcı rotaları takip etmek yerine koku hafızasına ve kendine güvenip, bazen yolu bulmak için biraz yoldan çıkmayı göze almak gerekiyor. Bu açıdan, kitabın direkt olarak okuyucunun duyularına hitap eden yanı ve kurgulanan atmosferi tam anlamıyla yanı başımızda neredeyse fiziksel biçimde canlandırılabilmesinin sebebi Behiç Ak’ın başarılı kaleminde yatıyor.

Memo’nun dedesinin evini tarif ederken zamana ve hatıralara sığınması da anlatıyı özel bir yere taşıyor. Bir adresi anlatırken günümüz teknolojisinden geçmişe uzanan o yaşam döngüsünü hatırlatması, zamanın da tıpkı bir mekân gibi anılarla adrese dönüşebildiğini hissettiriyor. Evi ayakta tutan şey yalnızca beton duvarlardan ibaret değildir. Uzun zamandır planlanması beklenen ailecek yenilen akşam yemekleri, avludaki ağaçlar ve komşuların birbirini ismiyle tanıdığı eski mahalle kültürünü çağrıştıran ögelerdir. Kitap, gerçekten de herkese tanıdık gelen mahalle birliğini çağrıştırıyor. Pamuk ya da leylek figürleri de temelde mahalle sakinlerindendir ve bu beraberlikte yön bulma çabası, mahalle olma duygusunu kanıtlıyor. Bu sebeple kitaba karşı hiç olmadığımız kadar samimi duygular barındırmamak elde değil. İncelendiğinde ise, dedesinin evinin kapı numarasıyla değil de mahallelinin zihninde doğrudan “Seyfi Usta” diye karşılık bulmasındaki temel etken, aidiyet kavramının tapulardan ya da zincirlerden çok daha derin bir yerde, yani insan hafızasında kurulduğunu gösteriyor. Tombiş’in durmaksızın soru soran, her şeyi anlamlandırmaya çalışan çocuksu merakı ise bu yolculuğu sürekli canlı tutuyor.

Behiç Ak’ın metne eşlik eden renkli, dinamik ve oldukça canlı illüstrasyonları da bu dünyayı tamamlıyor. Çizimlerdeki samimi detaylar, hedeflenen yaş grubunun algısına ve dünyasına son derece uygun bir görsel anlatı sunarken; eski mahalle kültürünün sıcak ve güven veren atmosferini sayfaların arasından dış dünyaya taşıyor. Çocukların hayal gücünü besleyip güçlendiren bu canlı görseller, hikâyedeki sıcak atmosferi ilk bakışta hissettirmeyi başarıyor.

Bizim Tombiş Evden Hiç Anlamıyor, her şeyi ölçüp biçmeye alışmış zihinleri yormadan dinlendiren, içimizi yumuşatan bir anlatı. Sayfaları kapatıp başımızı kaldırdığımızda, haritaların ve ekranların tarif edemediği yerlerde bile sezgilerimizle yolumuzu bulabileceğimize dair tatlı, huzurlu bir güven duygusu kalıyor geriye.

Yorum yapın