
I.
Sana bahşedilenler arasında ahhh öyle şeyler var ki. Onları sakın ha esgeçme diye haykırıyor sessiz ve görünmez sözcülerden biri.
Geç değil. Buna benzer engelleri aklından çıkar. Hattâ sen iyisi mi devir gitsin aklı tahtından.
Peşin belagate mahal yok. Düşünüp durmak nafile. Henüz vakit varken bile denemez. Vakti bollaştıran düzenek orada.
Yörende birikmişler çoktan. Sezdirmeden. Evvelinden işe koyulmuşlar. Öteye geçe yazmışlar.
Ruhun duymuş da geri dönüp bakmamış. Sana duyuran olmamış.
Şimdi duyularının ipine asılmış siluetler halinde bir belirip bir kaybolanlara lütfen sırtını dönme.
Sebepsiz-nesnesiz-sahipsiz neşeye koyuluşları. Eşlikçi arayışları. Kendiliğinden. Duymazdan gelme.
Öyle tabii. Z u h u r yakın. Hepsi birden beklenmedik saatte saracak seni. Hafiflikle. Tanışmadığınızı sansan da özünde hep sen(den)(di) onlar.
II.
Hayır. Asla. Zorlamak da zorlanmak da sözkonusu değil. Oluş yalınlığında dar-güç-zor-çaba……. yuva kurmuyor. Oluşun yönelimi hep ufka.
Tek tek belletilmişti bunlar bize bir zaman. Taşlardan.
Hayır. Sandığın gibi değil. Senden özel bir beklentileri yok. Tane tane beliren, belki de bir tek senin için tek bir kereliğine hece hece itinayla dizilen…… Onları esgeçme yeter.
Oluşacaksa eğer……. cümleler sende kurulup sende silinecek.
Bedenyazısı bu. Edebiyat değil. Ömür ölçüsü farklı. Saymak yok orada.
Duydun mu. Beden geçişin yüzeyidir diyorlar. Ruhun a(r)tı(k) nesnesi.
Şimdi sen kayıt telaşını uyut. Unut bildiklerini. İstif(lik)ten silkelen. Tüm duyularını açmaya odaklan. Açılmaya tüm duyularına.
III.
Orada işte. Elçi hemen kıyına ilişmiş. Kollarından (mı) çekiştiriyor. İliklerine (mi) yerleşmekte. Her neyse. O seni bulmuş çoktan. Boşuna arama. Cüssesini soyunmuş. İfadelerinden azade. Şekle girme derdi olmamış ki hiç.
Şşşşş. Sakın. Uzaylı fantezisi arama. Eskidi onlar. Kendini uzuv algoritmalarından arındır. Azat et. Azat ol.
Bir başkası işte tam orada; alın kırışıklığının çukuruna yuva yapmış. Seni hınzır mimik kumkuması. Yok yok. Aynada aksi arama. Lafı gediğe oturtmak fikir düzeyinde bile oluşmuyor. Unut bunları sen. Yeter ki. Kapılma. Geçmişte kaldı. Dünyevi söyleme yüz verme.
O mimiksiz görünmez farkına varmadığın yola doğru sezdirmeden yönlendiriyor seni. Odaklansan yeter. Hemen çözeceksin. Çözüleceksin.
Gönlünü orada burada oyalama. Gönlünü z u h u r a indir.
Muamma yok aslında.
IV.
Gelişleri hep teker teker olmuyor. Alışkanlık kesbetmemişler. Tekrarlayan düzenekler bünyelerine yabancı. İstila derdinde değiller. Nefese komut vermezler. Nefes mağarasıdır onların. Olsa olsa.
Hemen yanıbaşında belirseler de çoğunlukla duyulmazlar. Devinimleri dalga yaratmaz. Çığlık attıklarında genelde kıl kıpırdamaz.
Frekansın yoğunluğunda birleştiğimiz anlar var. Görünmez çemberin duman misali çepeçevre sarışı bazı küreleri. Biçime yanaşmayışları durmadan gelip geçen bulutlarda aranabilir ancak.
Işımanın zaptedil(e)mezliğinden hayat bulan. Kayıtlara sığmayan. İşlenip dönüştürülemeyen. Adsız.
Hücrelerimize ilikleniyorlar. Yaşdamlagöl……. Sözden-biçimden-halden öte(sine) sıçrayışları.
V.
Öylesine yaşayıp gidenlerden değiliz diyenler, dile gelenler oldu. Kim yoksayabilir z u h u r u . Hakkını ver(e)meden, karşılık bul(a)madan, hiçe dokun(a)madan, hiçten hece dokuyamadan geçip gidenler de dostumuz. Var yazıldılar yoklamalarda.
Ufkun tepesi var. Oradan bakışın uzamı farklı. Belirişin dile geldiği aralıktayız. Tuhaf, beklenmedik bir eylemlilikle sarmalanmış kütle okyanusu. Küre arayışında zemini kaybedenler kanatlanmış çoktan. Metamorfozlarını ayırt edemeyenlerin kayboluşu da toplamdan düşülüyor. Nihai işleme baksan: Kalan hiç.
Sarıp dolansa bile düğüm düğüm canlı halkı yük değil kimse birbirine. Neden nereden kime doğru bükülüşleri…… önemsiz.
Belirişleriyle yeni bir soy müjdelenecek mi. Onlar bileşik nefeslerin bedene teyeli mi. Sökük mü yoksa hayat kumaşında. Doku(ma)yla-duy(g)uyla aynı anda harekete geçen.
Nefesle-nefeste-nefesten oluşan hem hep hem hiç mi yoksa bize bahşedilen z u h u r .


















