Bir Kıyıda / Işık Değişirse | Uğraş Abanoz

Temmuz 1, 2026

Bir Kıyıda / Işık Değişirse | Uğraş Abanoz

Günce

Notlarımı okudum. Ne zamandır Bir Kıyıda üzerine yazmak istiyorum. Nasıl başlamalı, ilk cümle ne olmalı… Hava nemli, yarın yağar, karşı balkonda çay kaşığı sesleri, kahkaha, sohbet… biri ninni söylüyor. Uyusun da büyüsün ninni, tıpış tıpış yürüsün ninni. Tıpış tıpış yazsan ya, yok, olmuyor. Bir kahve yapmalı, Bumerang Rotası’nı yeniden okumalı. Belki herkes uyursa gece başlarım. Gece, evet gece, gece iyidir, gece hep güzeldir. Farklı bir yazı olmalı, okuyanda ilgi uyandırmalı. Perdeyi aralayıp sokağa baktım. Boz gelmiş, çöpü eşeliyor (daha önce seni yazdım Boz, ama bu öykü değil, olsun seni görmek güzel, iyiye işaret), sokak lambasının altına kıvrıldı. Işıkta daha heybetli görünüyor. Işık, ışık…

                                                                       *

Fadime Uslu’nun, Ay Eskir Gün Işırken’den altı yıl sonra yayımladığı otuz öyküden oluşan hacimli kitabı, Bir Kıyıda; ânın öncesinde, yaşamın kıyısında duruyor. Olaylara uzaktan bakmak manzarayı bütünüyle görebilmesini kolaylaştırıyor (empresyonist ressamlar, bakış için belli bir mesafe talep ederlerdi. Henri Matisse büyük ölçekli tabloları uzun fırçalarla çalışırdı). Dışarıdan görmek, denge kurmak zordur, yazıda bu, demlendirerek, bekleyerek olur, beklemekse sabır işi, kuyumcu titizliği.

Heybesi oldukça dolu yazarın. Öykü, deneme, eleştiri, çocuk kitapları, köşe yazıları…

Bir Kıyıda, öyküsüyle açılıyor kitap; kökler, bağlar, gözlemler ve hızla dijitalleşen çağımızda mektuplaşan anne-kız.

O güzel aklından öpüyorum kızım. Ama dert ettiğin meseleler yaşama hazzının tadını kaçıracak mı acaba, diye endişelenmeden edemiyorum. Endişenin de bir dili olduğunu sana yazarken anlıyorum. Öğütlerle maskelediğimiz belki de tükenmeyecek bir dil. (s. 14)

Yaşam hazzını tadamayanlar, endişelenmeden duramayanlar, tarihin üstünde oturduğunu düşünüp dertlenenler…

Ülke meseleleri, yakın dönem siyasi olaylar, ölümler (hayata dönüş operasyonları, Serkan Eroğlu), sınıf farkları, eşitsizlik, adaletsizlik, karşıtlık, yazma ediminin dert edilmesi, metinlerarasılık, ressamlar (Chirico, Gartner, Henri Rousseau, Velâzquez, Caravaggio, Michelangelo, Neş’e Erdok, Brueghel), şehirler, şairler (Elias, İlhan Berk, Nâzım Hikmet, Metin Altıok, Necatigil, Mayakovski, Nihat Ziyalan, Cevat Çapan, Turgay Fişekçi, Ece Ayhan, Rimbaud, Yasenin), yazarlar (Romain Gary, Pasternak, Kate Chopin, Nobokov, Coetzee, Memet Fuat, Yaşar Kemal, Borges, Çehov, Zeynep Direk, Fürüzan, Jamaica Kincaid), müzik, (Brel, Handel, Garbarek, Karaindrou…), sanatçılar (Fatoş İrwen), film (Leopar), mimarlar, (Nail Çakırhan) var Bir Kıyıda’da.

Şu üstüne beton dökülmüş koca tarihin üstünde oturduğumuz için kendimi suçlu hissediyorum. (s.110)

Unutmamak da önemli bir izlek, yaşananları anmak, anlatmak, yıkımları hissetmek. Ölüm, aşk, aile, varsıllık-yoksulluk, otorite, doğa, müzik, şiire yaklaşan, hatta şiirleşen cümleler.

Bana ölümün yapıldığı maddeyi soruyorsun. Ateşi kayaya çeviren kimyayı. (s. 31)

Dereden olma yılana sokuluyor iri bir çakıl. Yel dalları yatıştırıyor. (s. 99)

Dağlar mor, denizin üstü ateş tarlasıydı. Dalgaların sırtına değdi değecekti bulutlar. Kıyıda sandal, pruvanın ucundaki kambur martı izlenimci bir resimdeki renk lekesi gibiydi… (s. 101)

Çocuklukta olanlar her şeyin kaynağı. (s. 109)

Rüzgâr değişiyor. Açıklarda denizin rengi koyu lacivert. Ayaklarımızın altına doğru yürüyen su zümrüt yeşili. (s. 112)

Masaldan, anlardan, otobiyografik ögelerden kök alan, ben derken biz diyen öyküler. Çocukluk önemli bir başka izlek.

“Siz Güneşçeyi biliyor musunuz,”  dedi küçük kız.

“Neyi… Anlamadım canım, neyi biliyor muyuz?”

Kıkırdadı kız,“Güneşçeyi,” dedi.”Bu bir dildir, çok esnek bir dil. Bir de ince ve uzun…”  (s. 125)

Du yu nov Saniş? (s. 126)

Bir sokak köpeğine isim vermek marifet ister; eleştirel akıl, uzgörü, odaklanma kabiliyeti, der, Bir Sokak Köpeğinin Karşısında, öyküsünde. Öykülerdeki köpek isimleri; Gandi, Çakis. Eğer köpeklere isim veremiyorsanız, aslanım, demelisiniz.

Işık, ışık, ışık…

Fadime Uslu, Notos’ta yayımladığı, Öyküde Resimsel Görüntü Yaratmak, başlıklı denemelerin ilkinde (Notos 99), ışık ve gölgenin öykünün dil ritmini, ses tonunu belirlemede, aurayı biçimlendirmede, karaktere hacim kazandırmadaki önemine değinmişti. Öykülerde; ışığı, rengi, doğayı, atmosferi yoğun şekilde görüyoruz.

                                                                                      Brueghel- Çarmıha Gidiş

Işık değişirse her şey değişir… der, Kesişmeler başlıklı öyküsünde. (s. 90)

Otoriteye, genelgelere, gündeme, varoluşa, aşka dair sözü var öykülerin.

Sevgilim, beklenen genelge sonunda bu akşam üstü yayımlandı. (s. 77)

Şiirin ilk mısrası kadar güçlü bir giriş.

Sevgilim, genelgeye göre aşk ancak nikâh altına alınınca yaşanabilecek. Nikâhın türü farketmiyor. Ama denizci nikâhı da sayılmıyor. Bizi nikâhlayacak imam bulabilir miyiz sence? (s. 78)

Dile kolay, otuz öykü, bir çırpıda okunacak metinler yazmıyor Fadime Uslu; biçime, kurguya, sese, renge, ahenge, ritme önem veriyor. Öyküye uygun biçimi arıyor. Bir karşılaşma sahası, hesaplaşma alanı, katmanlı yapı kuruyor.

İlk öyküsü 2006 yılında Sözcükler’de yayımlandı Fadime Uslu’nun, 2010 yılında ilk kitabı, Büyük Kızlar Ağlamaz’la edebiyat dünyasına adım attı. Onun öykülerini geniş zamanlarda, not alarak okursanız; yazarlarla, ressamlarla, sanatla, şiirle, yönetmenlerle, ülkenin yıkıcı gündemiyle karşılaşırsınız.

Buna hazır mısınız?

                                                                       *

 Günce                                                    

 Uzun zamandır düşündüğüm bir öykü var, arada yokluyor.

 Ada, Sait Faik’in Doğan Yayınları’ndan çıkan Son Kuşlar kitabını aldı. Kapağını çok beğenmiş. Bizde vardı, dedim. Kapağını-baba-çok-beğendim-baba-bana-göre-mi, dedi. Yeniden okudum, birkaç öyküyü işaretledim. Sait Faik okumak dinlendiriyor. Denizi, insanı, kuşları bunca rahat anlatmak ayrı yetenek.

 Bir Kıyıda üzerine yazdım, yakında yayımlanır.

Yorum yapın