Fuat Yakar: “Kitap kulüpleri gönüllülük esasına dayalıdır”

Mayıs 20, 2026

Fuat Yakar: “Kitap kulüpleri gönüllülük esasına dayalıdır”

Söyleşi: Şenay Eroğlu Aksoy

Sosyal medya kullanımıyla, örgütlenmenin, birlikte hareket etmenin kolaylaştığı bir dönemde Ankara’da faaliyet gösteren irili ufaklı okur grupları iyiden iyiye artmış durumda. Onlu sayılardan başlayıp yüzleri bulan üye sayılarına bakıldığında nasıl örgütlendikleri, okuma takvimleri, grup içi karar alma süreçleri merak konusu… Edebiyatın kalbinde duran bir yazar olarak Ankara’daki okur gruplarına biraz daha yakından bakarken kitaplar ve yazarlarla kurdukları bağı görünür kılmak amacıyla bir dizi söyleşi yapmaya karar verdim. İnadına Edebiyat, Ankara Okuyor’dan sonra söyleşi dizisine Ötüken Kitap Kulübü’nden Fuat Yakar’la devam ediyoruz.

 Şimdiden katılan, sorulara içtenlikle yanıt veren gruplara teşekkür ediyorum

Ötüken Kitap Kulübü, ne zaman, nasıl kuruldu?  Çevrimiçi buluşmalar dışında toplanmak için gerçek bir mekânınız var mı?                                                         

Ötüken Kitap Kulübü 2019 yılında kuruldu. Önce düşüncede şekillendi ve zihinde tamamlandıktan sonra hayata geçirmek için görüşmelere başlandı, kitap okuyan tanıdık kişiler davet edildi, ilgi gördü, koşullar da oluşunca grup kuruldu. ilk program, yazar Ayla Kutlu ile birlikte yapıldı. O gün, şu an toplandığımız Prestij Salonu’nun da açılışını gerçekleştirdik. Bugün düzenli olarak ayda bir yüz yüze kütüphanede toplanıyoruz. Önceki yıllarda her ay bazen iki, bazen üç kez toplanıyorduk.   

Genel olarak 15-16 yıllık bir kitap kulübü deneyimi ve geçmişine sahibiz, nitelikli bir kulüple başlamıştı. Daha sonra birkaç kulübün kurulmasına öncülük edildi ve kütüphanede toplanması sağlandı.                                                                       

Buluşmalar, salgın (pandemi) döneminde çevrimiçi gerçekleşti. Yasaklar Mart 2020’de başlamıştı. Biz hemen Nisan ayından itibaren çevrimiçi olduk. İlginç olan ise; Nisan ayında, “Orman Ürünleri ve Sağlıklı Beslenme” temalı bir program, konunun uzmanı konuk-lar ile planlanmıştı. Temaya “Salgın Hastalıklar ve Bağışıklık Sisteminin Güçlendirilmesi” de eklenerek genişletildi ve ilk çevrimiçi toplantımız planlandığı gibi gününde yapıldı. Zor zamanlardı, dayanışma ve teknolojiyle aşıldı.

17 Ekim 2020’de, yasaklar devam ederken bir arkadaşımızın ofisinde gerekli önlemleri alarak sekiz ay sonra ilk kez altı kişi yüz yüze bir araya gelmenin heyecanını grup üyeleriyle çevrimiçi bağlantısı da kurarak yaşamış ve o yılın sezon açılış programını yapmıştık.İnsanlar Sosyal yaşamdan neredeyse tamamen izole edilmişti. Bu toplantılar yaşama sevinci aşılıyor ve etrafımıza moral de veriyordu. O günün koşulları hatırlanırsa bu tür kültürel etkinliklerin nasıl ve ne kadar gerekli bir ihtiyaç olduğu çok daha iyi anlaşılacaktır. Bazı programlar zorunlu olarak revize edilmişti.

Yüz yüze toplantılara sayı sınırlaması getirip, gerekli tedbirler alındıktan sonra 02 Ekim 2021 tarihinde tekrar başladık. Eş zamanlı olarak gelemeyenler için perdeye yansıtıyor ve çevrimiçi de bağlanıyorduk. Ötüken Kitap Kulübü olarak 17 Mayıs 2026’ya kadar 95 program gerçekleştirdik ve 116 kitap incelendi. Ayrıca sayısız yan okumalar yapıldı.

Sizi bir araya getiren temel motivasyon neydi? Grubunuzun hep gözettiği bir çalışma biçimi ya da manifestosu var mı?

Tek motivasyon kaynağımız bizi kendisine çeken kitaplardı. Sonrası kendiliğinden geldi ve çoğalmaya başladık. Kitap okumayı yaşam tarzı olarak benimsemiş, ortak his, duygu ve düşünce etrafında toplanan, kültür ve sanata ilgi duyan kişileriz. Temelde bilgi, birikim, deneyim, nezaket ve kültürel etkileşimi karşılıklı saygı içinde paylaşmak; çeşitli türlerde okumalar yapmak, her fikri-rengi özgürce dile getirmek, kolektif bilinç anlayışını ve ekip ruhunu hakim kılmak, farkındalık yaratmak, sorumluluk bilincini geliştirmek, toplumsal hafızayı canlı tutmak ve hatırlamak, bellek oluşturmak, otokontrol sağlamak, yenilik ve değişime açık düzeyli programlar gerçekleştiren bir kulüp ortamı yaratmak ve sürdürülebilir olmak idi, diyebiliriz.

Kuruluşta bir format belirlenmişti, çok yönlü bir şekilde hayata geçirmeye çalışıyoruz. Kitap belirlendikten sonra sunum yapacak kişiye bir süre verilerek hazırlık yapmasını sağlıyoruz. Bu hazırlık; kitap özeti, karakter ve kişilik çalışması, dönem, çatışma, kırılma noktaları vb. gibi içeriklerdir. Ayrıca metaforlar, gizem ve simgesel unsurlar varsa bunlar da anlatılır ve grup üyelerinin interaktif katılımıyla çözümlenmeye çalışılır. Burada olayları ve ilişkileri çözmek, konuyu daha iyi anlayabilmek adına diyalektik yönteme de başvurulabilir. Programlar, doğrudan söyleşi tarzında değil konuya dahil olarak, kitabın içine girilerek ilerlemektedir. Konuk, yazar ve çevirmen hakkında kısa tanıtım ve bilgilendirme kitap sunumu öncesi yapılır, özyaşam öyküleri anlatılır. Bütün bunlar bir ciddiyet ve disiplin içinde yerine göre mizah anlayışıyla ele alınır. Genelde uygun zamanda ve uygun kişiyle ağırlıklı edebi eserler programa dönüştürülür.

Heyecan duyan, meraklı, sorgulayan, analitik düşünebilen, topluluk içinde konuşabilen, bir konu, olay örgüsü veya hikayeyi anlatabilen ve analiz edebilen, gelişime açık arkadaşlarımızla birlikte; kültür, sanat ve edebiyatın zenginliklerini hayata geçirmeye ve uygulamaya çalışıyoruz. Din, siyaset, inanç, etnik köken gibi toplumsal normlara saygı duyulur ve bir çıkar ilişkisi içine girilmez.

Okumadan sonra iki büyük eylem olan dinlemek ve anlamak yoluyla öğrenmenin de kapısı aralanıyor. Sonuçta edebiyat hayatın kendisidir ve konusu da insandır. Bir metin okunduğunda sizin yerinize düşünmüş olan bir karakterde kendinizi bulabilir, yaşamınızdan kesitler ile karşılaşabilir ve yalnızlığınızı görebilirsiniz..

Grup üyelikleri konusunda özel şartlarınız var mı, varsa bunlar nelerdir?

Grup üyelerinin toplantıya düzenli katılmaları, kitabı okuyarak ve hazırlıklı gelmeleri ön koşuldur. Ayrıca grup kararlarına katkı sunmaları, gerektiği zamanlarda sorumluluk üstlenmeleri ve nerede olduklarını bilmeleri yeterli. Öncesinde bir toplantıya misafir olarak davet ediyoruz, ortam ve işleyişi görmeleri sağlanıyor sonra birlikte karar veriliyor.

Kitap kulüpleri gönüllülük esasına dayalıdır. Kullanılan dile, tavır ve davranışlara dikkat edilmesi gerekir. Genel yapı yüksek oranda kadın okurlardan meydana gelmektedir. Birbirine uyum gösteren insanların bir araya geldiği yerlerdir. Nadir de olsa uyumsuz, muhalif, memnuniyetsiz, her şeye karşı çıkan, protest duruş sergilediğini düşünen kişiler de kendi görüşlerini özgürce dile getirebilir, bu zenginlikte katabilir, yalnız toplantıyı manipüle etmesine izin verilmez. Orası, amiyane tabirle; hariçten gazel okunan ve egoların tatmin edildiği bir serbest kürsü değildir, sınırları en başta kitaplarla çizilmiştir. Pervasızlık, kişiyi bağlar ve özgürlük değildir. Sonuçta insan kendisini davranışlarıyla gösterir. Disiplin ve ciddiyet herkes için geçerli ve herkese eşit uzaklıktadır. Demokratik bir anlayışı benimsiyoruz.

Okuma takvimi, okunacak kitaplar, sunumlar, yazar buluşmaları.. Tüm bunları nasıl planlıyorsunuz? Tüm grup üyeleri karar süreçlerinde yer alıyor mu?

Toplantı takvimi yaklaşık bir yıl önceden belirleniyor ve okunacak kitaplar bir denge doğrultusunda listeye alınıyor. Türk ve Dünya Edebiyatı ağırlıklı program hazırlanıyor. Çeşitli türlerde; roman, öykü, deneme, oyun, şiir, tarihi, araştırma-inceleme, psikolojik, felsefi ve sanatsal içerikli kitaplara yer veriliyor. Sunum, grup üyeleri tarafından yapılmaktadır. Sezona başlarken bir sonraki yılın kitapları yıl içinde belirlenir, grup üyeleriyle nasıl olması gerektiği konuşulur, öneriler varsa alınır, görüş ve düşünceleri sorulur, sonra liste çalışması başlar.

Zaman olduğu için aylık toplantılarda mutlaka tekrar hatırlatılır ve pekiştirilir. Bazen bu kitabı hazırlayabilir miyiz, bu işin altından kalkabilir miyiz diye fikir jimnastiği de yapılır ve ön çalışmadan sonra karar verilir. Her ayın kendisine özgü atmosferi, kitap seçiminde göz önünde bulundurulur. Konuk için esnek davranmaya imkanlar ölçüsünde dikkat ediyor, programlarına uymaya çalışıyoruz. Yazar, Çevirmen, Akademisyen, Sanatçı, Uzman kimliklerine sahip konuklar davet ediliyor. O zaman kitaba konukla birlikte karar veriliyor. Bazen de bizim çok istediğimiz bir kitap olursa teklif ediyoruz.

Farklı zamanlarda yazılmış kitapları da, örneğin; Antik Dönem, Klasik, Romantik, Rönesans, Modern Dönem gibi, gözetliyoruz. Bu dönemlerin ve X ülke edebiyatının kendine göre özel ve ara dönemleri varsa, örneğin; Aydınlanma Dönemi, Napolyon Savaşları Dönemi, Tanzimat Dönemi, ya da  I. ve II. Dünya Savaşları Dönemi, Post Kolonyal gibi ve edebiyata nasıl yansımış irdeliyoruz. Ayrıca türlere de bakılıyor, örneğin; Grotesk, Pikaresk, Trajedi, Fars, Dram, Distopya, Bilim-Kurgu, Ütopya gibi, bazen de edebi akımlar. Sonra; Nobel, Man Booker, Pulitzer, Goncourt gibi Prestijli ödül almış yazar ve kitapları yeri geldiğinde bir bütün olarak, hepsini çok yönlü değerlendirdikten sonra listeye alıyoruz. Karar ve hazırlık sürecinde inisiyatif kullanılabiliyor, bu, işlerin daha hızlı ve pratik olmasını sağlıyor. Ayrıca geleneksel hale dönüşen programlar da yapıyoruz.

Sosyal medya hesabınızdaki takipçi sayısı ve grubunuzun üye sayısı arasında nasıl bir oran var? Takipçi sayısını artırmak sizinler için bir hedef mi? Yanıtınız evetse neden?

Kitap tanıtımı, toplantı duyurusu ve bilgilendirmeler sosyal medyadan düzenli olarak yapılıyor. Program sonrası ise neler konuşuldu, genel olarak çok kısa özet ve kitap analizi görseller ile birlikte İnstagram hesabından paylaşılıyor. Geniş kesimlere ulaşmayı arzu ederiz. Çünkü her toplantı için neredeyse akademik düzeyde bir çalışma gerçekleşiyor. Bilgi, duygu ve düşünce, yazarın misyonu, kişiliği, eğitimler, yaşamındaki kırılma anları, çevresiyle ilişkileri, etkilendiği kişi ve olaylar, koşullar, bakış açısı gibi yansımaları açığa çıkarmaya; kitap-dönem ve bazen de o ülke dinamikleri hakkında çok bilinmeyenleri yapılan araştırma ve inceleme sonucu her biri kaynaklara dayalı olarak aktarmaya gayret ediyoruz. Paylaşarak, katkı sunarak çoğal-t-mak isteriz. Takipçi sayısını arttırmak gibi özel bir çabamız yok, sayfamızı inceleyenler yapılan işin boyutunu fark ettiklerinde ve ne denli ciddi olduğunu gördüklerinde bizi takibe alabiliyorlar.

İlgili alanların yani; kültür, sanat, edebiyat ve kitapların çağımızın bir hastalığına dönüşen ve içinin boşaltıldığı tüketim kültürüne yenik düşmesine karşıyız.. Popüler kültür de gerektiğinde takip ediliyor, ancak yozlaşmaya karşı kararlı bir duruş içindeyiz. Aksi halde insanlar ve kitap kulüpleri bir anomi yaşamaya başlar, yani anlam kaybına uğrarsa; hedef belirleyemez ve amacının dışına çıkabilir, kısır çekişmeler yaşanabilir, bölünebilir, dağılabilir, ömrünü tamamlayabilir ve bakış açısının değişmesiyle de çekim merkezi olmaktan uzaklaşabilir. O zaman ciddiye alınmaz, yardımlaşma olmaz, bencillik artar, heyecan kaybolur, etki gücünü ve saygınlığını yitirebilir. Önemli olan bir çizgisi ve sürdürülebilir bir anlayışa sahip olmasıdır.

Kültürel etkileşim, İnsanın bir başkasıyla ya da bir toplulukla yoğun bir bağ hissettiği anlarda ortaya çıkar ve temelinde şefkatli, samimi ve sevgiyle derinden etkilenmek yatar. Hayatın her aşamasında görülebilir, sosyal dayanışmayı arttırabilir ve medeni ilişkileri geliştirebilir.

Takipçi sayımız ile grup üye sayısı orantılı değildir. Bir kemik kadromuz var. Gruba üye kabul ederken toplantı salon kapasitesini göz önüne alıyoruz. Her mevsimin kendine özgü bir ritmi oluyor ve bir denge kurmak gözetiliyor. Bazen ayrılanlar oluyor, bazen düzenleme kaçınılmaz hale gelebiliyor, o zaman değişik yüzleri dahil ediyor, güçleniyor ve yenileniyoruz. Bu gerekli çünkü her yeni kişi; yeni bir heyecan, yeni bir bakış açısı, yeni bir ufuk demektir. Ayrıca Kitap Kulüpleri; değişik bilgi-birikim, deneyim, görgü, dünya görüşü ve kültür yapısına sahip, eğitimli ve farklı mesleklerden insanların bir araya geldiği oluşumlardır. Parçaları birleştirip bütüne ulaşabilen, büyük resmi ortaya çıkarıp onu görebilen, tatmin duygusu gelişmiş, büyü bozabilen ve bir kitabı bir yazarın gözünden okuyabilecek okurların da olabileceği zengin entelektüel ortamlardır. Kitap kulüpleri bir sosyal kulüp değildir ve okuma eylemi de bir hobi olmayıp başlı başına yoğun emek isteyen bir iştir. Sosyalleşme zaman içinde bir sonuç olabilir.

Yazarlara ulaşmanın kolaylaştığı bir ortamda, kitaplardan çok yazma ritüellerinin, yazarların gündelik hallerinin daha görünür kılındığı kanısındayım. Kitap kapakları, imzalı sayfalar, popüler yazarlarla çekilmiş afili fotoğraf kareleri akıp geçiyor önümüzden. Tüm bunların içinde yazarı bir kenarda tutarak, kitapları, iyi edebiyatı görünür kılmak nasıl mümkün olur sizce?

Evet, sanki biraz öyle oldu. İnsanların kendisini gösterme güdüleri mi gelişti, yoksa ön plana çıkma kaygısı mı arttı, bir karmaşa yok değil. Ancak genelleştirmek çok doğru olmasa da bir varoluş mücadelesi veriliyor gibi ya da bir kanıtlama çabası var gibi görünüyor, belki de öyle değildir. Yazmak fark edilmek ve ilgi çekmek midir ya da görünür ve üstün olmak mı? Gerçek yazarlar bunları düşünmez, bu tür kaygılar içinde olmaz. Yoksa yazmak, gerçekten benim bir meselem var mı demektir?

Biz, yerli-yabancı çağdaş yazarların yapıtlarına da yer veriyoruz. Sadece bir kaç program yaparak hepsini incelemek mümkün değil. İstediğimiz halde listeye alamadığımız kitaplar ve yazarlar oldu. İmgeler üzerinden ve tema belirleyerek yoğunlaşmaya gayret ediliyor. Çağdaş yazın üretiyor, bizler keşfetmeye çalışıyoruz, bütün kitapları, bütün yazarları, çevrilen bütün eserleri takip edemeyiz. Öyle bir misyonumuz zaten yok, iyiniyetli, okumayı-öğrenmeyi seven amatör ruhlu insanlarız.

Burada; editör ve eleştirmenlerin yol gösterici olması gerekir. Yalnızca arka kapak yazıları yetmez, eskiden olduğu gibi önsöz yazarları da olmalıdır, hatta sonsöz. Kağıt, maliyet gibi gerekçeler ileri sürülmeden bir şekilde aşılmalıdır. Bu gerekçeler, üreten her iki kesimi de yani okur ve yazarı olumsuz etkiler, yansıması da yayınevine olur. Bir denge kurulmalıdır.  Zamanın ruhunu yakalamak gerekir, geç kalan rekabette de geriye düşebilir. Kimseyi ve hiçbir şeyi küçümsemeden bütün olasılıklar öngörülmeli; yeni fikirlere, yeni bir yazar ve kitaba fırsat verilmeli, güçlü özellikleri olabilir, tanıtım yapılmalıdır.

Her zaman kar-zarar ilişkisi değil, toplumsal fayda da gözetilmeli. Bazen aldığınız ya da kazancın bir kısmını verecek ve teşvik edeceksiniz. Ortada sizin dışınızda gelişen bir gerçek var ve değiştirilmesi mümkün değilse o gerçekle faaliyete devam edilmelidir. Sanat yaratıcılıktır, yayınevleri bu anlayışa yabancı değildir, işleri çeşitlendirebilir. Şartlar gerçekten çok iç açıcı görünmüyor, dayanışma kanalları açık tutulmalı, elbet zamanı geldiğinde düzelebilir. Bu maalesef hepimizi zorlayan bir durum haline geldi ve  kitaba erişim güçleşti.

Sürekli ileri sürülen koşullar bir süre sonra kültürel kıtlık da doğurabilir. Yayınevi paylaşmalı, her zaman profesyonel ve acımasız hareket etmek olmaz, onu var edenlere cömert davranmalı, gerektiği yerde fedakârlık göstermelidir. Göstermiyor demiyoruz.

Yayınevleri akademisyen kökenli yazarların kitaplarını da yayımlıyor. Peki üniversiteler ile işbirliği yapıyor mu? Örneğin; metinlerarası tarama ve karşılaştırma olamaz mı? Sonra bir yazar kaynak göstermeden intihal yaptığında, (-ki yapabilir de, bu gayet güzel de olabilir -ki mahkeme kararı da gerekmez ; izin alınır, kaynak gösterilir ve olur) okur olarak bizi aldatıyor ve haksızlık yapıyorsa; özgür düşünce gerekçe gösterilerek bu taklitçilere destek imzalarının verilmesi etik olur mu? Bu da bir yozlaşma ve bir nevi ahlaki çöküntü ve ayrışma değil mi? Okuru aldatanlara nasıl güven duyulabilir? Palyatif bir durum diyerek geçiştirilemez. Bir çok örnek verilebilir.

Adalet Ağaoğlu’na maruz bırakıldığı mahremiyet için yaptığı açıklamalara zamanında toplanıp imza verildi mi? Hiç kimse düşünce özgürlüğü var isterse yazabilir, dememişti. Kişiye göre muamele olmaz. İkiyüzlülük özel ve toplumsal hayatı olduğu kadar kültürel hayatı da yozlaştırır. Yoksa kültürel dünya büyülü mü, yazar ve sanatçılar dokunulmaz mı? Bir çok yazar kopya çekmiyor mu? Olayı, karakterleri dönüştürmüyor mu? Yayınevleri bunları sorguluyor mu? Yoksa win win mi?

Kaynak kitap açıklaması sıradan bir anlayış olmalıdır, kibir, er geç ortaya çıkar. Shakespeare, A. Dumas gibi yazarlar da başka hikayeleri dönüştürdü. Bakış, anlayış ve koşullar bugün ile aynı mıydı? Dürüst, araştırmacı, samimi ve okurla bütünleşen yazarlar açıkça kaynak gösteriyor. Örnek; Ayla Kutlu, “Yedinci Bayrak” isimli romanında faydalandığı kaynak kitapları liste olarak kitabın sonunda açıklar. Prof. Dr. Erendiz Atasü, Dr. Alper Akçam gibi yazarlar kaynakları açıklar ve kitapları analiz ederler. Orhan Pamuk da yapmalı, Murat Gülsoy da, okur sondajla uğraşmamalıdır. Özellikle dönem kitaplarında bu tür kurgulara rast geliniyor.

Araştırma- inceleme, eleştiri, deneme türündeki eserlerde ya da tarihi ve felsefi içerikli atıflarda zaten kaynak gösteriliyor, diyebilirsiniz ama önemli olan saygılı ve ahlaki bir duruşun yansıması değil midir? Samimi olarak yozlaşmaya karşı mısınız, değil misiniz? Okurun kandırılması sizi tatmin eder mi? Bu bir özsaygı sorunudur, bir tek okura karşı değil herkese dürüst yaklaşılmalı, unutulmasın ki, yazanlarda bir okurdur. Eğer bir yol açılırsa, yapay zeka çağında bunun önü nasıl alınır, iş işten geçtikten sonra fark edilmesi neyi değiştirir?

Ancak etkileşimler olabilir, Rus ve Fransız, Alman Edebiyatının etkileşimi, Türk-Latin Edebiyatı arasındaki bazı benzerlikler, ya da yazarların birbirlerinden etkilenmesi gibi.

İyi edebi eserler bazen zamanla fark edilmektedir. Onlar kalıcıdır, değerini kaybetmezler çünkü bir defa tüketime yönelik değillerdir. Zamana yenik düşmezler ya da son an’a kadar varlıklarını korumak için direnirler. Toplumun kendi içinden çıkar, kendi kültürel yapısını, değerlerini, bir üslup etrafında kendine özgü dil ile anlatır. Tolstoy, “Anna Karenina” yı bu anlayış ile yazdı. Yoksa,” Madame Bovary” gibi bir eser zaten vardı. Yaşar Kemal’in, ” İnce Memed” i sevilerek okunmaya tüm dünyada devam ediyor. Evrensellik salt entelektüel olmaktan geçmiyor, o zaman yüzeysel kalınabilir. Türk ve Dünya Edebiyatına bakıldığında bazı büyük yazarların otodidakt olduğu görülür. İşte Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Maksim Gorki, Herman Melville, Charles Bukowski gibi, yaşamın içinden fışkırmış mekanik kişilerdir.

Yüksek eğitimli yazarların bakış açıları, entelektüel düzeyi daha geniş ve derinlikli olabilir. Etraflı yani çok yönlü anlatabilirler. Mesleki avantajları da kullanabilirler. Sonuçta bilgi, deneyim, gözlem ve düşünce ile davranışlar arasında bütünlük ve bağlam kurularak olay-lar anlatılır ise insanın iç dünyası aydınlatılır. Eğer bu ilişkiler kurulamıyor, hayal gücünden beslenemiyor ise eksik ve zayıf olur. Sanat sadece yetenek ile açıklanamaz. Eğer senkronize olmaz; biçim, estetik, ahenk, ritim vd. tutturulamaz ise biraz şekilsel kalabilir. İçerikten yoksun, kopuk kopuk, zayıf olay örgüsü ve anlatı gücü, çatışma ve gizemin yaratılmadığı, bağlamdan uzak ve kendi içinde belli bir derinliği olmayan bir kitap ise bize göre kalıcı olmaz.

Çok okunan/ çok takipçisi olan yazarlar ya da büyük yayınevleri, çalışma dinamiklerinizi nasıl etkiliyor?

Bizim anlayışımıza göre çok okunan, çok satan bir kitap, ya da çok tanınan bir yazar iyi anlamına geliyor, diyemeyiz. Okuduktan sonra karar verilir, çok iyi de olabilir. Zevkler ve renkler ayrıca tartışılmaz. Hiçbir kitap ve yazara karşı ön yargımız yoktur.

Bir yazarın takipçi sayısına bakarak liste yapmıyor ya da davet etmiyoruz, doğrusu hiç düşünmedik ve kitap seçimini bu kritere göre kesinlikle yapmadık. Böyle bir kaygı içinde değiliz. Bu, yazara da çok büyük haksızlık ve saygısızlık olur ama olması halinde -ki oldu, memnuniyet duyar, karşılıklı çoğalırız. Eser-lerine ve kişiliğine bakılabilir.

Büyük yayınevleri çeşitlilik bakımından avantajlı durumdadır. Geniş ve zengin bir koleksiyona sahipler. Eskiden yayınladıkları kataloglar kitap ebadında ve içi dolu olurdu, yaptıkları geleneksel kampanyalar ilgi çekerdi. Fiyat politikası konusunda da  belirleyici olabilirler. Ancak küçük denilebilecek çok nitelikli yayınevleri var ve onları çok önemsiyoruz. Yerli-yabancı çok sevilen kaliteli yayınları, çeviri kitapları, titiz ve özenli çalışmalarına listede yer vermeye dikkat ediyoruz.

Bilinçli olarak geçmiş yıllar dahil her sezon farklı farklı yayınevi kitaplarını programa alıyoruz. Yalnız tek sorun belirtildiği gibi kitaba erişim, baskısı var mı, tükendi mi, fiyat aralığı nedir? Kitapları listeye almadan önce bu kontrolleri yapıyor, bazen yayıneviyle iletişime de geçtiğimiz oluyor. Kitapların baskı sayıları düştü. Yıl içinde yeni çıkmış bir kitabı ancak bir sonraki sezon için düşünebiliyoruz. Çünkü yıllık program sezona başlamadan önce açıklanıyor.

Sonuç olarak kitap okumak; unutmaya, hayatın anlamsızlığına, kişinin arınmasına ve kendisini bulmasına, depresyona, duygu boşalmasına, yoğunlaşmasına, boşluk içine düşen, hayata küsen, içine kapanan, vazgeçen, kendisini bırakan, yalnızlaşan, yaşamını doldurmakta güçlük çeken ve mevcut durumunu kabul etmekte zorlanan, geçmişe dönük yaşayan, muhtelif korkular (Ölüm, kaybetme, reddedilme gibi) taşıyan, heyecanını yitiren, bağları zayıflayan, dışlanmış hisseden, vb.duyguları yaşayan insana iyi gelir, hayata tutunmasını sağlayabilir. Hatırlatarak hafızayı canlı tutar ve hayata karşı dayanışma kurabilir.

Edebiyat Haber ve size bu fırsatı bizlere verdiğiniz için Ötüken Kitap Kulübü olarak çok teşekkür ederiz, Kitapla kalın. Sevgi ve saygılarımızla 📚🙏

Fuat Yakar / Ötüken Kitap Kulübü, kur. ve yön.  Ankara  17 Mayıs 2026

Yorum yapın