Bir direniş biçimi olarak merak ve hayal kurmak: Savaş Bitti | Gizem Arman

Mayıs 18, 2026

Bir direniş biçimi olarak merak ve hayal kurmak: Savaş Bitti | Gizem Arman

“Savaş ne zaman bitecek, anne?”

Bugün devam etmekte olan onlarca savaş var… Kimileri hemen yanı başımızda. Savaş ve savaşın dili çoktan ülkelerimize, sokaklarımıza, okullarımıza, evlerimize sızmış durumda. Çocuklarla zor konular denildiğinde ilk akla gelenler ölüm, boşanma, hastalık, doğal afet gibi konular. Peki ya “savaş”? Bizler, ideolojilerimizden sıyrılarak savaşı, insan hakları açısından değerlendirip toplumsal bir gerçeklik olarak ele alabiliyor muyuz? Yetişkinlerin savaşa dair kurduğu ideolojik dilin çocuklar üzerindeki etkisi ne olabilir?

David Almond’un “Savaş Bitti” adlı çocuk romanı, savaşın yıkıcı etkisini tarihsel, siyasal, ideolojik bir çerçeveden ya da fiziksel enkazlar üzerinden değil; insan psikolojisi, özellikle de çocuk zihninde yarattığı varoluşsal sorgulamalar ile epistemik ve etik kırılmalar üzerinden ele alıyor. Eser, Azade Aslan’ın çevirisiyle Günışığı Kitaplığı tarafından Türkçe’ye kazandırıldı. Romanın kurgusu yetişkinlerin okul, fabrika, ordu gibi ideolojik aygıtlarıyla çocukların varoluşu arasındaki derin çatışmayı gözler önüne seriyor; yani yetişkinler tarafından kurgulanan “savaş”ın, çocukları içine nasıl hapsettiğini gösteriyor

“Burası, annelerinizin çalıştığı yer,” dedi onlara. “Babalarınızı koruyacak silahlar üretmek uğruna ter döküyorlar.”

İngiltere’nin küçük bir kasabasında yaşayan John, annesinin fabrikada Mermi Atölyesi denen yerde çalıştığından başka bir şey bilmiyordu. Ta ki, okul müdürü McTavish, fabrika gezisini duyurana kadar…

O gün John annesinden daha fazlasını anlatmasını istedi. Annesi, dik duran bir top mermisi çizdi. Merminin kovanı açıktı, şarapnelleri oraya doldurduğunu söyledi. John şarapnelin ne olduğunu ne işe yaradığını ve daha pek çok soru sordu. Annesi tüm bu sorulara doyurucu yanıtlar veremese de John, yetişkin dünyasının kurduğu savaş mantığını anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyordu.

Dorothy de okul müdürüne sorduğu sorularla aslında, savaş karşıtı olduğu için kendi yurttaşları tarafından zorbalanan, dışlanan Gordon Dayı’nın dilini kullanıyor ve anlamaya çalışıyordu. Müdürün “Uslu ol. İşini yap. Dua et!” yanıtıysa çocuktan, sorgulamadan “küçük bir asker” gibi davranmasının beklendiğini gösteriyor. Tam da bu noktada, merakın, soru sormanın nasıl güçlü bir direniş biçimine dönüşebildiğini görüyoruz.

İdeolojik aktarımların çocuk üzerindeki etkisi, Alec karakteriyle sert bir biçimde yüzümüze çarpıyor. Alec, okul gezisi sırasında müdürün kafasına bir tuğla atabileceğini söyler. Günlerdir başka canlılar üzerinde yaptığı alıştırmaları anlatır. Alec’in “hayali” bombaları ve saldırgan dili, yetişkin dünyasının savaş söyleminin çocuk zihnindeki izdüşümüdür. Bu saldırganlığın adreslendiği yer yalnızca “düşman” değildir. Burada şiddet; öğrenilen, çocuğun gündelik hayatının içine yerleşen bir davranış biçimi olarak karşımıza çıkar.

Romanın merkezinde yer alan John, Dorothy ve Alec karakterleri, savaşın çocuk dünyasında nasıl karşılık bulduğunu görünür kılar. Kitaptaki yetişkin karakterlerden bazıları çocuklara savaşı kutsallaştıran söylemlerle seslenirken kimi itaatkâr, kimi başkaldıran bir yerde durmaktadır.

Gordon Dayı, kasaba meydanında çocuklara savaşta olmadıklarını söyleyerek onlara başka çocukların yüzlerinin yer aldığı çizimler ve bulanık baskılar uzatır. John, yere düşen Alman çocuk Jan’ın resmini sessizce cebine koyar. Bu resim, savaşın ideolojik söylemiyle çocuk zihni arasındaki çatlaktan içeri sızar. Böylece Almond, savaşın çocukların dünyasında nasıl karşılık bulduğunu yansıtır.

Anlatıyı güçlü kılan yalnızca karakterler değildir. Metin boyunca tekrar eden kuşburnu imgesi, ölüm ile yaşam; beyaz kuş tüyü imgesi isesavaş ile barış arasındaki gerilimi görünür kılar.

John’un annesi, top mermisini çizdiği kâğıdın arka yüzüne bir kuşburnu çizer; içinde tıka basa duran minik tohumları gösterir. Kuşburnu imgesi, romanın ilerleyen bölümlerinde bir yabangülü tarlası hayali ile geleceğe dair somut bir yaşam tahayyülüne dönüşür.

Romanın en dikkat çekici karakterlerinden biri olan Gordon’a uzatılan beyaz kuş tüyleri, ilk bakışta bir korkaklık damgası gibi görünse de aslında savaşın yarattığı toplumsal histeriye karşı tek başına durabilmenin, yani başka türden bir cesaretin, barışın ve vicdanın sembolüdür. Çünkü çoğunluğun gürültüsü içinde kendi sesini duyurabilmek, fiziksel bir kavgadan çok daha büyük bir irade gerektirir.

Bunların yanında metnin edebi gücü, illüstrasyonların sunduğu görsel metaforlarla da sarsıcı bir derinlik kazanıyor. Özellikle bazı illüstrasyonlarda savaş ile yaşam arasındaki sınırın bulanıklaşması, çocuk zihnindeki kırılmayı çarpıcı biçimde görünür kılıyor.

Okurunun aklına, kalbine, vicdanına kuşburnu tohumları serpen bu eser, savaşın acımasız gerçekliğini dili zorlamadan, edebiyatın sihrini kullanarak anlatıyor hem sözcüklerin hem de illüstrasyonların yumuşak, sakin, anlamlı birlikteliğiyle çocuk gözünden okurlara yansıtıyor.

David Almond, Birinci Dünya Savaşı’nın tarihsel zemininde kurguladığı bu anlatıyla, çocuklara dayatılan ideolojilere karşı merak etmeyi, soru sormayı ve hayal kurmayı bir direniş biçimi olarak önümüze koyuyor.

Oğluna sımsıkı sarıldı… sözcükler dudaklarından döküldü.

“Ah, John. Savaş bitti.”

Yorum yapın