Kardeşler kardeşlikten çekilmeyi istiyor; ağabeylerse kendilerini baba sandıkları için büyüklenmekten çekilemiyor. Christopher Isherwood’un “Nehir Kıyısında Bir Buluşma” romanı 1967’de yayımlanmış ama günümüzde de çağdaş bir Habil ile Kabil kıssası olarak okunabiliyor. Roman kişileri Patrick ile Oliver kardeşler arasındaki gerilimi sadece fikir ayrılığı olarak yorumlamak doğru olmaz. İki kardeş birbirinin hayatı, seçimleri, varoluş biçimiyle hesaplaşıyor. Habil ile Kabil’de olduğu gibi biri seçilmiş kardeşi temsil ederken, diğeri dışarıda bırakılmış olmanın davasını güdüyor. Oliver her şeyi geride bırakıp, manastır yaşamında kendinden vazgeçerek varolmayı tercih eder. Patrick ise bu tercihi kendine yapılmış bir haksızlık, öteleme, dışarıda bırakılmışlık duygusuyla karşılar, çünkü Oliver’ın tercihi abisi için kardeşini kaybetmekten daha fazlasıdır. Christopher Isherwood’un sessizliği kardeşlik bağı üzerine söz almaya çalışırken sahiplenmenin yanı sıra bastırılmış rekabetle de kendini var eder. Ama yazar kişi yazdıklarıyla bir fark yaratır: Romanda kimse her yönüyle suçlu ya da masum değildir. Gerçek her iki kardeşi de yaralar ve ezer. Kardeşlik bağıyla birbirini kucaklayan Patrick ile Oliver birbirinden kaçmak üzere mırıldanır içten içe.