
Biricik Sinan “Willow” Mestçi için,
Merhaba Canım,
Duyduğuma göre bir Arkadaşına rüyanda bir gün Tanrıyı gördüğünü, onunla Arkadaş olduğunu anlatmışsın. “Böylece kendime Arkadaş adını seçtim” demişsin sonra. Tanrı ile arasına mesafeler koyanların soyundan değilsin. Asla. Hiç olmadın. Bilakis bol Tanrılı şiirlerinde Onu ulu yalnızlık tahtından indirip dünyevi düzlemde sakalsız yeni hayatla, yeni hayat tasavvuruyla tanıştırdın; alıp aramızda iyi huylu Arkadaşlığınla gezdirdin.
Sen Ona böyle bol kepçeden dünyalarını sundun ya Tanrıdan alacağın var demek geldi önce içimden. Baktım arabesk çınlıyor, vazgeçtim. İyi ki de lafımı geri almışım. Alacak hesapları senin bol kepçeden Sevgine yaraşmıyor. Şiir sözkonusu olduğunda almalara-vermelere parsel yok. Ömrün niteliği ise buradan, şiir dürbününden bakınca başka türlü beliriyor.
Ne muhteşem Arkadaş. Adını, seni Tanrıya taşımış o yakınlık hissinden almışsın. Koşulsuz Sevginin simyasal —e hadi deyiverelim: ve kimyasal— kudretini kimse yabana atmasın. Bizi de bir an olsun hazinelerinden mahrum etmedin; şiirlerin(in) eliyle kucaklayıp o yakın Arkadaşlığın Kalbine özenle yerleştirdin. Özenin bizi birleştiriyor. Bak ne çok Arkadaş toplandık; üstelik sen hiç uzak değilsin. Seni Sevmeyi bir an olsun bırakmadık.
Birarada elyazın kadar güzeliz. Gözlerin kadar derin. Ve duru. Sadece bunlar değil. Çirkiniz aynı zamanda. Tırnaklarımız kirli. Sevişmeyi öğreneceğiz. Yakında. Bir yanımız ergenliğe mahkûm. Bir tarafımız çocukluğa çengelli. Bazılarımız anneliğe meftun. Türlü hallerimize içten içe nasıl aşinayız. Şiir sağolsun. Bize pervane, bize tercüman. Kendimizi arasak ancak şiirde buluruz. Şiir dediğin bize bizde nöbetçi, tanık, Arkadaş. En uykulu saatte gözünü hiç kaçırmadan başucumuzda. Deniz feneri. Leb demeden hep….. Nasıl oluyorsa artık hep yeniden: Aynı şiire düşmüş buluyoruz kendimizi.
Seninle aramızda ipince sallanan köprüde beni dimdik tutan sözlerin. Bedenin senin ipince. Köprü bedenin. Tüyleşmeye koşullanıyorum. Seni yitirmemek için her an tezgâhtayım. Tezgâhı da kendim yontuyorum. Yansımalı bedeninden öteler beliriyor. Öyle ki şeffaf demeye bile hacet yok. İpincelikten köprü yapmanın-köprü oluşun-uçup gidişin-tüy zarafetinin ilmi sende billurlaşmış. Sağolsun hayat. Kastettiğinin ters yönünde işler bazen. Kimi gövdesinde yemyeşil Gül Bahçesidir dikensiz. Safını belli eder sakalsızlar. Aracısız. Araçsız. Saflıkla sulanan Güller kokusunu sakınmaz.
O sallantılı atmosferde birbirimizin gözlerinin içine, ta içine dimdik bakmanın simyasındayız. Hammaddeyiz. Oluşuyoruz. Dizeden ayrılır yanımız yok. Tanrıdan, Arkadaştan, Kalpten yana bolluk içinde olanların Denge sorunu yaşamadığını biliyorum. Sohbetimiz sözlü ya da sözsüz, mümkün değil aksamıyor. Asamız şiir olduğundan aksama söz konusu edilemez.
Ah canım Arkadaş, bir bilsen diyesim geliyor ya elbette biliyorsun: Hüzne yabancı değiliz; melankolik eğilimlere, bağımlılıklara, eşiklere, çıldırmalara; aksağız hepimiz, sakatız, yalnızız da. Ama al bu sıfatların hepsini; tersine çevir: Onlar da bizde. Seni okudukça bizde asıl yer edenleri anmak lazım. Sayende her seferinde olumsuzu yerinden ederek iyiliği üreten hep Artı Değeriz. Ölmelerden ölüm beğenmeyeniz.
Dirimin kıyısına nefeslendik. Hiçbir güç Sevgimizi milim kıpırdatamaz. Yaratıcı toprakta Arkadaş, sen bize göz kırptıkça; baksınlar görsünler neler oluyor: Bir defter daha doluyor, bir mektup daha sahibine ulaşıyor.
Yalın matematik: Yokluğunu yok kıldık. Namazını kılmadık. Sakal bırakmadık. Saatleri parçaladık, zamanın hükümdarlığını hükümsüz kıldık. Çok yaşamaların, çoğul varoluşların kudretine dair sırrı senden çoktan almamış olsaydık zordu. El verdin aldık. Sakınmazlığı, içidışıbir’liği kudret heybemizde taşıyoruz.
Sır yok sende. Sır yok sende. Sır kovan cevher var. Açık ve bir o kadar geniş Kalp var. Bu Kalp sır tutmuyor. Sırra kadem basmıyor.
Arkadaşım, Koşulsuz Sevgini duyumsuyorum; aracısız da bizden sekerek de nasıl güzel yayılıyor………
Herkes kendi Tanrısını seçiyor sonuçta. Yaratıyor demeli asıl. Kitabını kimbilir kaçıncı kez okuyup senin kolunda Tanrılar arasında dolaşırken bir kez daha Ferahladım bugün. Düze çıktım. Evet evet, herşeyin farkındayım. Hayatını, ömrünün bereketini şiirin üzerinden okuyup değerlendirdiğimde hiç ama hiç şüphe duymuyorum: Ferah isabetli sözcük. Önünde arkasında yanında yöresindeyim. Büyük harfle başlatılmayı hakediyor.
Canım Arkadaş, iyi ki yazdın. Her harfin bana özel. Mektuplarını asla başucumdan ayırmadım. Kalbimde Gül onlar. Bahar beklemeden açtıklarına bile şahidim. Şiirin beni hep Ferahlıklara çıkarıyor. Çeyrek dilim hayatından yayılan geniş soluk beni her neredeysem alıp hiç tereddütsüz senin ve evrenin tam Kalbine; Kalbin başköşesine yerleştiriyor. Hatta…… Senden aldığım cesaretle hadi yuvarlayayım: Kalp oluşun bağrına yerleştiriyor. Arkadaşlık yurduna.
Tanrı da bizimle. Üstelik rüya değil bu. Eh Arkadaş değil misin; iki göz odanda, yurttaki o daracık yatağında beni nasıl biricik hissettirip ağırladığını anlatmama gerek yok. İyi şiir mekân-temas-ses-nefes-sus-pus ve daha neler yaratmakla kalmıyor; Kalbin ayar tutan bir organ olduğunu da bil(dir)iyor. Onun titreşimleri yalnız gövdeye değil; tekmil hücreye ulaşıyor. Ardından: Bengi tavaf.
Titreşimden çadır kuruyorsun her seferinde. Orada bizi, bütün Arkadaşlarını, hastalık nedir bilmeden yaşatıyorsun.
Arkadaş, sana güzel haberlerim var: Titrek şiirler Kalbinin ulu ağacına Güller misali dolanıyor. Buraya gelirken bizim için bolca Gül kokladım. Meskenimiz kopartmadan sevmelerin bahçesi. Mayısın bolluğuyla kalabalığız ve mucizelerden mucize beğeniyoruz: Daha halen pekçoklarına yerimiz var. Geniş Kalpler toplaşınca sonsuz oluyor.
Kalabalıklar(ın)a aşinayız. Ölümünden sonra daha çok Arkadaşın olmasına seni içtenlikle tanıyıp kavramış kimse şaşırmıyor. Gücünü titrekliğinden alan dizelerle bak nasıl da coşuyor her an Gül ağaçlığın. Keyfini sürdüğünü biliyorum. Ferahlığın ömrü sayılarla sınırlanmadığından yaşlanmaz hayat ağacısın. Ölüm kadar uzun yaşayacaksın.
- 12 Mayıs 2026’da Türkiye Yazarlar Sendikası’nın düzenlediği “Edebiyat Matineleri-Bir Şair Bir Yazar” etkinliğinde çok değerli şairimiz, Arkadaş(ımız) Zekâi Özger’i ölümünün 53. yılında anmak amacıyla kaleme alındı ve seslendirildi.
Pelin Özer
11-12 Mayıs 2026,
Kalamış-Kadıköy

















