
Orhan Kahyaoğlu “Poetik Çıkmaz”da 1960-1980 arasına odaklanıyor, zaten altbaşlıkta bunu net olarak belirtmiş; 1960-1980 Arası Modern Şiir. Şiir tarihiyle, eleştirisiyle uğraşanlar bilir, Türk şiirini on yıllık dönemlere ayrımayı seviyoruz. “1960-1980 Arası Modern Şiir” denilince de aklımıza 60 ve 70 kuşakları gelecektir, İkinci Yeni değil. Alışılmış düşünce yapısına göre İkinci Yeni 1950’lerde kalmıştır. Aslında öyle değil, şiir akımları on yıllık dönemler halinde ortaya çıkıp sonra yerini yenisine bırakmıyor. “1960-1980 Arası Modern Şiir” deyince de sadece o yıllarda ortaya çıkan anlayışları, akımları, kuşakları görmüyorsunuz. Çünkü sürüp giden şiir anlayışları var. Orhan Kahyaoğlu’da 1960-1980 arasını ele alırken doğru bir bakış açısıyla o yıllarda ortaya çıkan şiirle, kuşaklarla yetinmemiş, dönemde var olan tüm şiir panaromasını ortaya koymaya çalışmış.
İlk bölüm başlıklarından biri “İkinci Yeni Sönümlendi mi, Noktalandı mı?”. Şiir tarihine bakarsanız İkinci Yeni şairlerinin esas verimini 1960’larda verdiğini görüyorsunuz. Hemen hepsi ikinci, üçüncü kitaplarını 1960’dan sonra yayınlamışlar yani ustalık dönemleri 60’lı yıllar ve sonrası olmuş. Poetik Çıkmaz’ın sunuş yazısında Yalçın Armağan da bu duruma dikkati çekmiş; “İkinci Yeni şairleri ustalık dönemlerine geçmişlerdi. Turgut Uyar’ın Divan (1970), Cemal Süreya’nın Beni Öp Sonra Doğur Beni (1973), Ece Ayhan’ın Devlet ve Tabiat (1973), Edip Cansever’in Ben Ruhi Bey Nasılım (1976) ve İlhan Berk’in Atlas (1976) kitapları gibi modernist başyapıtlar bu dönemde yayımlanır.”
Cemal Süreya Papirüs’ü, Sezai Karakoç Diriliş’i 1960’larda çıkarmış. Yani sadece ustalık dönemi ürünlerini yayınlatmakla kalmamış, 1960 sonrası şiirinin hatta düşünce dünyasının belirlendiği dergileri de onlar yayınlamış. Kaderin cilvesi mi diyelim, kaçınılmaz son mu, Cemal Süreya sonradan İkinci Yeni’nin bir çıkmaz olduğunu ilan edip onları apolitiklikle ya da liberallikle suçlayacak 60 Kuşağı şairlerinin neredeyse tamamının şiirlerini Papirüs’te yayınlamış, onları desteklemiş.
Orhan Kahyaoğlu öyle bir yirmi yıl seçmiş ki Cumhuriyet sonrası bilinen tüm şiir kuşakları ve anlayışlarını bu yıllarda faal halde görebiliyorsunuz. Bu dönem, aynı anda birçok kuşağın birlikte üretimde bulunduğu nadir evrelerden biri. 27 Mayıs sonrası görece özgürlük ortamı yıllardır görünmez hale getirilmiş, adeta şiir tarihinden silinmiş 40 Kuşağı’nın yeniden, güçlü bir biçimde gündeme gelmesini sağlamış. Garip Kuşağı şairleri, Oktay Rifat, Melih Cevdet şiirlerini bu yıllarda yenileyip geliştirmişler. Nâzım Hikmet’in kitapları 1965’den itibaren yeniden yayınlanmaya başlamış. Necip Fazıl’ın öncülük ettiği İslamcı Muhafazakâr şiir Sezai Karakoç’un şiirleri ve kuramsal yazılarının rehberliğinde temellerini atmış, Modern şiir teknikleri ile İslami/metafizik düşünceyi birleştiren ilk örnekleri yayınlamış. Hisar gibi dergilerde sağcı milliyetçi anlayış da devam ediyor ve güçlü bir şekilde tartışma ve polemiklere katılıyor. Necatigil, Dağlarca, Dıranas, Cahit Külebi gibi şairler de şiirlerini güçlendirerek sürdürüyor. Tüm bunlar varken 60 Kuşağı diyeceğimiz şairler ortaya çıkıyor. Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, Süreyya Berfe, Özkan Mert ve Refik Durbaş gibi isimler ilk ürünlerini yayınlatıyor. Toplumcu şiir yükseliyor, siyaset şiirini içinde ağırlığını belli ediyor. Ama 60’lı yıllarda ilk ürünlerini veren şairler sadece bunlardan ibaret değil. Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Alaeddin Özdenören, Akif İnan yani sonradan “7 Güzel Adam” olarak adlandırılacak şair ve yazarlar ve “Edebiyat” dergisi ile Nuri Pakdil bu yıllarda İslamcı Muhafazakâr şiirin genç şair ve yazarları. Diğer yanda ise özellikle Hüseyin Cöntürk önderliğinde çıkan dergiler bireysel deneyimi önemseyen ama tarih ve toplumu bütünüyle dışlanmayan, estetik ile toplumsal içeriği dengeleyen bir şiir anlayışının önünü açmış.
1960–1980 arası Türk şiiri tek merkezli değil, çoğul ve çatışmalı. Aynı anda İkinci Yeni’nin dönüşümü, toplumcu şiirin yükselişi, İslamcı Muhafazakâr şiirin kuruluşu, yeni bireysel arayışların güçlenmesi birlikte görülüyor.
Orhan Kahyaoğlu, birçok yazarın da tespit ettiği gibi önemli bir dönüm noktası olarak 1960’ların sonunu, özellikle 12 Mart Darbesi sonrası 70’li yılları işaretliyor. Hızla yükselen sol siyasetle birlikte hem 40 Kuşağı şairlerinin hem de Nazım Hikmet doğrudan üretimden çok miras olarak 60 Kuşağının toplumcu şairlerini ve onların izleyicisi olacak olan 70 Kuşağını etkiliyor. 60 ve 70 Kuşağı toplumcu şairlerine ilk çıkışını İkinci Yeni ile yapmış Kemal Özer, Gülten Akın gibi şairlerde katılıyor. Şiir kamusal alana taşınıyor, duvarlara yazacak, mitinglerde yüksek sesle söylenebilecek hale geliyor. Yani amaç değil araç oluyor. Türkiye’deki yoğun politikleşmenin şiire doğrudan yansıyor, Toplumcu gerçekçi şiir hakim damar haline geliyor. Şiir, giderek bildiri, çağrı, hatta slogan diline yaklaşıyor.
Ne kadar dışlansa ve görünmez hale getirilmeye çalışılsa da 1970’lerde İkinci Yeni tamamen ortadan kaybolmuyor aksine dönüşerek sürüyor. İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar gibi İkinci yeni şairlerinin toplumsal dönüşüme uzak durmadıklarını görüyoruz. Tek yapmadıkları kendi şiir anlayışlarını tamamen değiştirip hakim hale gelen toplumcu şiir anlayışına dahil olmak. Ama siyasi olarak tavır almayı da ihmal etmemişler. Edip Cansever, Türkiye İşçi Partisi’nin önemli üyelerinden. Selahattin Hilav, Fethi Naci gibi arkadaşlarıyla Aybar çizgisi–MDD tartışmalarında taraf olmuş. Partide görev almış, parti içi tartışmalara katılmış, bu muhalif grup kurultayda yönetime aday olmuş ama seçimi kaybetmişler. 1964 Şubat’ında yapılan Birinci Büyük Kongre’den sonra hep beraber partiden kovulmuşlar.
Cemal Süreya, Papirüs’te yalnızca edebiyat değil aynı zamanda düşünsel ve dolaylı siyasal bir platform oluşturmuş. Sol eğilimli bir çizgi izlemiş. Toplumcu şairlere ve yazarlara Papirüs’te yer vermiş. Papirüs’ün başyazılarında da açıkça siyasi tavır almış.
1960 yılında, 27 Mayıs askeri darbesi sonrası, yakın arkadaşı Muzaffer Erdost “Ülke” adında haftalık siyasi bir gazete çıkarmış. Cemal Süreya bu gazetenin başyazılarını yazıyormuş. Muzaffer Erdost “Üç Şair”de anlatır ve kitapta Cemal Süreya’nını sösyalistliğine özel bir bölüm ayırır (s. 58 -59).
1967’de Gün Yayınları’na Mao Zedung’un “İhtilalin Özü”nü, 1969’da Erdost’un Sol Yayınları’ndan Lenin’in “Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” çevirisini yayınlatmış. Erdost’u “Marksizmin editörü” olarak nitelendirmiş ve onun yayıncılık faaliyetlerini desteklediğini söylemiş. Sol Yayınları’nın editoryal kadrosunda yer aldığı, bazı önemli eserleri redakte ettiği de söylenir, ama bir kanıt bulamadım. Ant ve Habora gibi yayınevlerine de sosyalist literatürden yaptığı çeviriler var. Sanıyorum o yıllarda kesintili de olsa devlet memurluğu sürdüğü için aktif olarak siyasetin içinde görünmüyor ama emeklilik sonrası, 1980’lerde Doğu Perinçek’in Aydınlık çevresinde yer aldığını, Aydınlık gazetesinde yazdığını, Saçak ve 2000’e Doğru’da ise hem yazarlık yaptığını hem de dergi yönetimlerinde yer aldığını biliyoruz.
Orhan Kahyaoğlu da, İkinci Yeni şairlerinin sol siyasete uzak olmadığını aksine içinde yer aldıklarını örnekleriyle anlatıyor. Sanıyorum İkinci Yeni’nin “sapkın bir mezhep” olarak nitelenip şairlerinin dışlanmasında en önemli etken her yeni kuşağın bir öncekini inkar etmesi, eleştirmesi hatta baş düşman bellemesi alışkanlığı ve İkinci Yeni şairlerinin 70’li yıllarda hakim olan şiir anlayışına uygun şiirler yazmamaları.
Orhan Kahyaoğlu, Poetik Çıkmaz’da 1960 – 80 arası şiir ortamını ayrıntılı bir şekilde incelemiş. Kitabın arka kapağında belirtildiği gibi “bu dönemin şiirine odaklanırken yalnızca genç kuşağın şairlerini değil, bu zaman aralığında yazan neredeyse tüm şairleri ele alıyor. Bir yandan genç şairlerin diğer yandan önceki kuşakların akım ve eğilimlerinin bu süreçte nasıl bir değişim gösterdiğinin izini sürdüğü gibi 1980’lerden sonra kanonik hale gelecek İkinci Yeni’ye 1960-80 arasında gösterilen tepkileri de ayrıntılı biçimde inceliyor.”
Orhan Kahyaoğlu’nun Poetik Çıkmaz’ı kıymetli bir çalışma. O dönem yayınlanan neredeyse tüm dergilere, sözünü ettiği şiir kitaplarına ulaşmış, yazılan yazıları, tartışmaları, polemikleri incelemiş. Orhan Kahyaoğlu, Türk şiir tarihi hakkında önemli tezler getiriyor, üzerinde düşünülüp konuşulması, tartışılması gerekiyor.
Kitaba Poetik Çıkmaz adını vermesinin nedeninin “İkinci Yeni’nin bir çıkmaz” olduğu tezi olduğunu düşünmüştüm ama okuyunca kast ettiğinin 60-70 topulmcu şiiri olduğunu anladım ya da benim yorumum bu. Tek takıldığım nokta tezlerini örneklememesi. Evet, kaynaklar gösteriyor, kitap ve şiir adları veriyor ama yorum ve yargılarına kaynaklık eden şiir ve dizeleri merak etmemek elde değil. Kuşkusuz şiirlerden alıntılar kitabın oylumunu artırırdı ama örnekleri görmek Kahyaoğlu’nun tezlerini ve iddialarını anlamak açısından okura yardımcı olurdu. Sanıyorum Orhan Kahyaoğlu Poetik Çıkmaz’ın bir başlangıç noktası olmasını ve okurun sözü edilen şair ve şiirleri merak edip okumasını da arzu ediyor. Neden olmasın?
* Poetik Çıkmaz, Orhan Kahyaoğlu, Yapı Kredi yay., Mart 2026.

















