
Daha çok çocuk ve gençlik edebiyatı kapsamındaki öykü ve romanlarıyla tanınan ve İzmir’de yaşayan Zeliha Akçagüner’i 2 Nisan 2026 tarihinde ebediyen kaybettik. Zeliha Akçagüner’in yetişkinler için kaleme aldığı tarihi romanı Kalpağı Gül Oyalılar’a dair yazımı Edebiyat Haber okurlarıyla paylaşıyor, kendisini saygıyla anıyorum.
“Çemberi değil, kalpağı gül oyalı kadınlar…” Farklı bir imge ve adlandırma olarak dikkati çekiyor öncelikle. Alt başlık, bu adlandırmanın derinliğinde yatan anlamı dile getiriyor: “Kurtuluş Savaşı’nın Yürekli Kadınları” Bir yanda romancı Samim Kocagöz’ün ünlü “Kalpaklılar”ı, diğer yanda “Çemberimde gül oya” türküsü, romanın başlığında anlamlı bir denge oluşturarak, kalpağın simgelediği Kurtuluş Savaşı devrimciliğiyle, gül oyasının inceliğinin buluşması; romandaki kadın sesini daha en başta duyumsatıyor ve duyuruyor okurlara. Öyle ki, bu romanda, kadınlarımızın Kurtuluş Savaşı’na katkılarını ve yiğitliklerini taçlandıran bir simge durumunu alıyor gül oyalı kalpak… Böylece, romanda, Mondros Mütarekesi’nin zor günlerinden başlayan ve Kurtuluş Savaşı yılları boyunca devam eden bir serüvenin içinde buluyoruz kendimizi.
Romanda Zeliha Akçagüner’in akıcı, sürükleyici, oldukça duru anlatımı, bu zorlu serüvene bir okur olarak katılmayı kolaylaştırıyor. Yer yer soluk soluğa, heyecanla okunan roman, özellikle genç okurlara tarih bilinci kazandırmada önemli katkılar sağlayabilecek nitelikte. Diyalogların, doğal konuşma diline yakın olarak düzenlenmesi, karakterlerin canlılığı, okuma serüvenini, savaş yılları serüveninin içinde farklı bir boyuta taşımakta. Zeliha Akçagüner, belli bir araştırma sürecinde ve belgelerin ışığında yazmış Kalpağı Gül Oyalılar’ı.
Kurguyla tarihsel gerçekleri iç içe geçirerek ve her iki unsuru kaynaştırarak tarihsel roman geleneğine bağlanıyor böylece yazar. Roman kurgusu, düz çizgide, kronolojik düzende gerçekleşiyor; roman zamanı ileriye doğru akış halinde. Bir döneme, insani dramlarıyla, kırık aşk öyküleri ve ayrılıklarıyla, kan ve baruta yazılmış sahneleriyle ışık tutuluyor. Düz anlatı durumundaki kurgu, entrikalar ve çeşitli olay ilmekleriyle örgülenerek yoğunlaşıp zenginleşiyor. Gerçek tarih olayları içinde yer alan düşsel karakterlerin canlı yaşam öyküleri, romanı kuru bir tarihsel bilgi ve belge yığını olmanın ötesine taşıyor. Tarih bilinci, kuşkusuz, geçmiş dönemlerin muhasebesinden bugüne açılan ve geleceğe uzanan, kesintisiz bir zaman algısı üzerine kurulu bir bilinç düzeyidir. Bu bilinç, nostaljiden farklı bir tutumu oluşturur. Nostalji; geçmişe duyulan özlemi ve geçmişe takılıp kalan durağan bir zaman algılamasını içerir. Bu romanda nostaljinin değil; tarih bilincinin zihinler içinden geçerek günümüze doğru yol kat etmesi dikkat çekiyor.

Bu tarz tarihsel ve gerçekçi romanlarda; yaşamdan, yaşamın gücünden, gerçekliğinden beslenen karakterler büyük önem taşıyor ve romanın ana ekseninde yer alarak, anlatıyı daha etkili ve canlı bir renge büründürüyorlar. Bu romandaki kadın karakterlerin güçlü, yürekli, umutlu ve inançlı tutumlarından, kadın okur olarak etkilenmemek mümkün değil. Romanın başlıca karakteri olan Binnaz, kendine Mütareke günlerinde Sultanahmet Mitingi’nde coşkulu bir konuşma yapan Halide Edip Hanım’ı örnek alan, okumuş, aydın, yabancı dil bilen, görgülü ve ince ruhlu bir kızdır. Onun ince ruhu, hiçbir zaman yakın arkadaşı Necibe’ninki gibi kırılganlığa, umutsuzluğa düşmeyen, gücünü kendi varoluşundan alan cesur ve yiğit bir kadın ruhudur. Yurt savunmasına katılmak üzere, Sorbonne’daki hukuk öğrenimini yarıda bırakıp ülkesine dönen Binnaz, İngiliz işgali altındaki İstanbul’un hazin durumundan derin biçimde etkilenir.
Romandaki bütün kadın karakterlerin canlı, yaşayan, içimizden birileri gibi olması ilgi çekiyor. Binnaz hem ideal hem de idealist bir roman karakteri olarak, Namık Kemal’in yurtsever, yiğit ve kusursuz karakterlerine yakın durmakta; bu yönüyle Kalpağı Gül Oyalılar’a yurtseverce bir romantizm de katmaktadır. Binnaz aynı zamanda gelecekteki modern Türk kadınının öncülüdür. Erdemli, aklı başında, uygar ve her şeyden önemlisi güçlü bir kadın karakter. Anne babasını küçük yaşta yitirmesi, ona, yaşam olaylarıyla erkenden mücadele etmeyi öğretmiştir. Binnaz, kadın haklarına duyarlıdır ve kadın ezilmişliğine karşı çıkmaktadır. Romanın bir bölümünde cesareti öyle bir noktaya kadar yükseliyor ki işgal güçlerinden bir askerin tacizine uğrayan Beyaz Rus kızı Roksana’yı, öfkesi nedeniyle artan fiziksel gücünü de ortaya koyarak askerin elinden kurtarması, olaya seyirci kalan erkekleri kınaması, inanılmaz bir cesaret örneği. Ayrıca, daha önceki bir savaşta bacağını yitiren ve bu yüzden dünyaya, yaşama küsen Şahin Binbaşı’yı, araya yabancı tanıdıklarını da koyarak takma bir bacakla da olsa yeniden yaşama döndürmesi, onun yardımseverlik, sevgi gibi erdemlerinin yanı sıra sosyal cesaretini de vurgulamakta.
Şahin’le aralarında gelişen büyük aşk, romanda Binnaz’ın başka bir cesur yönünü daha ortaya çıkarıyor. Hiçbir nikâh olmaksızın sevdiği, âşık olduğu gençle birlikte olması, aşkı için her şeyi göze alarak toplumun iki yüzlü ahlak anlayışına karşı çıkması, Binnaz’ı farklı ve sıra dışı bir genç kız olarak, yaşadığı dönemin çok ötelerine taşıyor. Binnaz yalnızca duygularının sesini dinliyor ve birkaç gün sonra savaşa katılacak olan sevgilisiyle yaşadığı kısacık bir mutluluğu ebediyen yüreğinde taşımak istiyor. Bu isteği, her türlü kalıplaşmış toplum kuralının ötelerinde bir durumdur. Binnaz’ın aşkla ilgili düşünceleri şöyle aktarılır romanda: “Savaş içinde yaşanacak aşklar beki de normal zamanlardan daha anlamlı, daha kalıcıydı. Çünkü aşk da savaş gibi direnmeyi, ayakta kalmayı gerektiriyordu. Savaşı ve aşkı birlikte götürebilmek için güçlü olmak gerekiyordu.” (s. 80-81)
Binnaz’ın yakın arkadaşı ve Binbaşı Şahin’in kız kardeşi Necibe, idealist, yumuşak, duygulu, kırılgan bir genç kız; o da gücünü sevdiği gence duyduğu derin aşktan ve kurtuluşa duyduğu inançtan alıyor. Savaşın çetin şartlarında getirilen yaralıların o korkunç ve acı dolu durumlarına, yüreğindeki insan sevgisiyle teselli oluyor. Romandaki diğer kadın karakterlerden Beyaz Rus Roksana, Binnaz’a duyduğu derin sevgi ve minnet duygusunun karşılığı olarak, ulusal örgütçülere İngiliz gizli belgelerini sızdırarak yardımcı olup yaşamını tehlikeye atıyor.
Romanda dikkati çeken aykırı bir karakter daha var ki o da Rum kızı Stella. Ana babası Rum’dur ama onun gönlü Anadolu’nun kurtulmasından ve Türklerden yanadır. Öz babasının Yunan işgali sırasında değişerek korkunç ve zalim bir insana dönüşmesine, yıllarca bir arada yaşadıkları Türk komşularına ve kendi annesine yaptığı zulüm ve işlediği cinayetler, onun zihninde öyle bir yarılma oluşturuyor ki, o yalnızca Anadolu’nun kurtuluşunu isteyen, bu uğurda Yunan subaylarına yanaşarak onlardan gizli bilgiler sızdıran, kurtuluşa duyarlı bir genç kız oluyor. Çünkü Stella için insani değerleri öncelemek ve önce insan olmak başta geliyor. Stella da bir bakıma “kalpağı gül oyalılar” arasında yer almaktadır. Bu romanda “öteki” ya da “ötekileştirme” hep ötelenmiş ve olay örgüsünden mümkün olduğunca uzakta tutulmuş. O zorlu koşullarda bile insanların yalnızca “ulusal” değil, önce “insani” duyarlılıkla hareket ettikleri göze çarpıyor. Bu yönüyle roman, tarih bilinci açısından günümüze de seslenebilecek mesajlar içermekte. Romanda, başta Claude Farrére olmak üzere, Binnaz’ın ahbaplık ettiği Fransız gazetecilerin, işgalci Fransız hükümetini değil, Anadolu’daki ulusal kurtuluş mücadelesini desteklemeleri tam anlamıyla insancıl bir aydın duyarlılığı olarak ilgi uyandırıyor.
Romanda ayrıca, Anadolu köylüsü kadınların cephe gerisindeki kahramanlıkları dile getiriliyor. Bunlardan biri de köylü Emir Ayşe’dir. Her şeyi yoktan var eden bu kadınlardaki inanılmaz güç, insanı bir tılsım gibi kendi içine çekiyor. Önce Halide Edip, Sultanahmet Mitingindeki cesur çıkışıyla yer alıyor Kalpağı Gül Oyalılar’da. Bu romanda erkek karakterlerin kadınlar kadar güçlü olamaması, romanı Halide Edip romancılığına da yakın kılıyor denebilir. Binnaz’ın erkek kardeşi Tufan’ın, paşa torunu şımarık karısı Nevcivan, romanın olumsuz karakterlerinden biri olarak yer alırken, Tufan, giderek Binnaz’ı ve ulusal mücadeleyi daha iyi anlamaya başlar. Ama ne yazık ki İstanbul hükümetiyle ve işgal güçleriyle dolaylı da olsa organik bir bağı bulunmaktadır. Sonunda hanımı ve kendisi, teselliyi ve çözümü dine sığınmakta buluyorlar; yaşam mücadelesini terk eden, dünya işlerini bırakan birer gölge karaktere dönüşüyorlar. Erkek karakterlerden Kuvay-ı milliyeci Halim, içten içe sevdiği Necibe’ye duyduğu aşkı içine gömmek zorunda kalıyor. Necibe’nin büyük aşkı Gündüz ise savaşta ölmüştür ne yazık ki. Romanda bireysel mutluluklar, sürekli olarak savaş sonrasına; yani kurtuluşa bırakılıyor. Sonuçta bazı mutluluklar gerçekleşirken bazıları kırık birer aşk öyküsü olarak kalıyor.
Bu romandaki en ilginç yönlerden biri, Reşat Nuri Güntekin’in bir roman kahramanı olarak tanıdığımız Çalıkuşu Feride’nin de yurt savunmasına katılan, çevresindeki kadınları yüreklendiren ve örgütleyen idealist bir öğretmen olarak Kalpağı Gül Oyalılar romanı içinde yer alması. Bu durum, Kalpağı Gül Oyalılar’ı düz bir anlatı olmaktan çıkararak, yapıtı, metinlerarası ilişkilere açan ve farklı okumalara yönlendiren yaratıcı bir metne dönüştürmesiyle göz dolduruyor. (s. 380) Sayfalarda Reşat Nuri Güntekin’in Mahmut Esat Bozkurt’un yakın arkadaşı olduğunu öğreniyor; Çalıkuşu harekatıyla kadınları bir araya getiren Feride Öğretmen’in özverili çabalarına tanık oluyoruz. Burada, roman kurgusu ile tarihsel gerçeğin sınırlarının ortadan kalkarak birbiri içinde yer alması hayli ilginç ve dikkate değer bir yaratıcılık örneği.
Zeliha Akçagüner, cesur Anadolu kadınlarına vefa borcunu bu romanda dile getirirken, Kurtuluş Savaşı’na kadın sesi ve kadın duyarlıyla bakması dolayısıyla tüm zamanlar için insanların ve halkların kardeşliğini; düşmanlık yerine dostluğu vurgulamasıyla farklı bir duruş sergiliyor.
*Zeliha Akçagüner, Kalpağı Gül Oyalılar, Altın Kitaplar Yayınevi, 2007.

















