
Bir zamanlar, aşığın maşuk için gözünü kırpmadan canını bile verebileceği büyük aşkların anlatıldığı diziler, filmler çekilirken, bu bağlamda hikayeler kaleme alınırken, günümüzde artık daha farklı türde hikayelere tanık oluyoruz. Narsist faillerin peşinde hayatını heba eden, karşısındaki adamı değiştirmek umuduyla takıntılı bir şekilde yıllarca mücadele eden, hayatına kim girerse girsin aynı kader döngüsünde debelenen, ilişkilerinde bir türlü dikiş tutturamayan karakterlerin yer aldığı hikayeler ilgimizi daha çok çekiyor. Modern dünyada kadın erkek ilişkileri oldukça meşakkatli ve çetrefil bir hal aldığından olsa gerek, bu hikayeleri hayatlarımıza daha yakın buluyor, karakterlerin yaşadıklarıyla daha kolay bağ kuruyoruz.
Aşk Acıtır, bu bağlamda, yalnızca toksik ilişkisini yıllarca sürdürmüş bir kadının hikayesini anlatmakla kalmıyor, bilhassa kadınların, değişmeye meyilli olmayan erkekleri inatla neden değiştirmeye çalıştıklarını, sevilmek için neden çabaladıklarını, kötü giden bir ilişkide sonuna dek neden kalmaya çalıştıklarını da ele alıyor. Günümüz toksik ilişkilerinin psikolojik sebeplerini masaya yatırıyor.
Hikaye, kırklı yaşlarının sonlarındaki Azra’nın eşinden boşandıktan sonraki hayatını konu alıyor. Azra, başarılı, varlıklı, fazlasıyla çekici ve güzel bir avukattır. Tüm bu niteliklerine rağmen, narsist olan kocasıyla olan başarısız evliliğini yıllarca inatla sürdürmüş, aldatıldığını bilmesine rağmen direnmiş, sonunda boşanmaya mecbur kalana kadar buna cesaret edememiştir. O, her şeye kızının mutluluğu için katlandığını iddia ederken, kızı Sanem ise mutsuz geçen çocukluğu yüzünden tüm faturayı annesine kesmiştir. Azra ne kadar çabalarsa çabalasın, kızı onu affetmemektedir. Bu iki kadın, geçmişin üzerlerinde bıraktığı yaraları sarmaya çalışırken, Salah isimli bir psikoloğun hayatlarına girmesiyle işler daha da karmaşık bir hale gelecektir.
Roman, biz okurları, Azra’nın hikayesinin ekseninde, kadınların, kendilerini gerçekten sevmeyen, hak etmeyen erkekler için büyük uğraşlar vermelerinin sebebi üzerine düşünmeye davet ediyor. Sayfalar ilerledikçe, bu sorunun yanıtının geçmişimizde, hatta çocukluğumuzda saklı olduğunu anlıyoruz. Çünkü yaşadığımız ilişkiler bir yandan da, geçmişten gelen yaralarımızın, değersizlik hislerimizin, kayıplarımızın ortaya çıktığı bir alandır. Çocukluk ise sonraki yaşlarda hayatımızı ve ilişkilerimizi belirleyen en önemli dönemdir.
Bu bağlamda Azra’nın evliliğinde aldatıldığını bilmesine rağmen boşanmayışının arkasında değersizlik duygusu vardır. Salah’ın ışığında hislerini sorguladıkça bu duygunun ve toksik bir ilişkiye kendini mahkum etmesinin kökünün ailesine kadar gittiğini fark ediyor. Çünkü Azra ailesi tarafından mükemmel olması için özveri ve gayretle büyütülmüş, gerektiğinde sert bir şekilde eleştirilmiş, cezalandırılmış, hatadan olabildiğince uzak yetiştirilmiştir. Bu noktada bilhassa kız çocuklarını yetiştirirken yapılan hataların, onların ileriki yaşlarda kuracakları ilişkilerde nasıl tezahür ettiğini de anlıyoruz. Kadınların kendi bedenleriyle, hatalarıyla barışık olmamalarının, kendilerini yeterince sevmemelerinin, her şeyi fazla irdeleyip mücadele etmelerinin altında çocuklarını toplumun beklentilerine uygun ve kusursuz yetiştirmeye çalışan ebeveynler olduğunu da…
Aşk Acıtır, Azra’nın geçmişle hesaplaşmasını konu alırken, bir yandan da modern dünyada kadın olmanın zorlayıcı yanlarını ve narsist bir partnerle yaşamanın nasıl bir deneyim olduğunu sorguluyor. Dört farklı anlatıcı tarafından anlatılan romanda, yazar kadınların iç dünyasını mercek altına aldığı gibi, zaman zaman sözü narsist bir erkeğe vererek, onun gözünden kadınların ve dünyanın nasıl göründüğünü de gösteriyor. Ve bizler, ne yaparsak yapalım narsist bir erkeği değiştiremeyeceğimizi, bir şeylerin iyileşmesini, değişmesini beklemek yerine mutlu olmak için önce kendimizi değiştirmemiz, olduğumuz gibi kabul etmemiz, sevmemiz gerektiğini anlıyoruz.
















