
bianet‘in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre; erkekler Mart’ta en az 32 kadın ve dört çocuğu öldürdü. Erkekler, en az 37 kadına şiddet uyguladı. Aralarında oğlanların da olduğu 11 çocuğu istismar eden erkekler, en az 28 kadını taciz etti. (https://bianet.org/haber/erkek-siddeti-mart-2026-318425). bianet’in 1 Ocak 2025 – 31 Aralık 2025 döneminde Türkiye’deki yerel, ulusal ve internet basınına yansıyan haberlerden derlediği güncel verilere göre, erkekler, 2025’te en az 299 kadını ve 64 çocuğu öldürdü.
Zehra Çelenk’in romanı Gece Unutkandır’ı okurken ister istemez bu bilgileri anımsıyorsunuz. Roman, 17 yaşındaki Serin’in kaybolması ve beş gün sonra Polonezköy’de bir korulukta ölü bulunmasıyla başlayan bir cinayet soruşturmasını konu alıyor.
Zehra Çelenk’i Gazete Duvar ve Diken gibi internet sitelerinde toplumsal olaylar, popüler kültür ve kadın hakları üzerine yazdığı yazılardan tanıyoruz ama biyografisi başka ilgi alanları olduğunu da bildiriyor; “Senarist ve yazar. Şiirleri erken yaşlarda Türk Dili, Yeni İnsan, Mavi Derinlik, Broy gibi dergilerde yayımlandı. Üniversitede okurken çeşitli dizilerin yazım ekiplerinde yer aldı. Dizi yazarlığının yanı sıra reklam metinleri, müzik videoları, tanıtım filmleri kaleme aldı.” Doğum tarihi olmayan yazarlardan. Yani her zaman genç hissediyor kendini.
Biyografisinde “Türkiye’de bir diziden romana uyarlanan ilk eser”i kaleme aldığı bilgisi de var. 2014’te Fox TV’de yayınlanan Ruhumun Aynası adlı dizisi, 2015’te Artemis’ten aynı adla yayımlanan ilk romanına kaynak olmuş. Everest’ten çıkan ilk öykü kitabı Hayatta Kalma Rehberi’nin yayın tarihi de Nisan 2019. Şiirle başlamış ama şiir kitabı yayınlamamış, anlatıya yönelmiş.
Google aramasında çıkan sonuçlardan Zehra Çelenk’in polisiyeye de ilgi duyduğu anlaşılıyor. “Esrâr-ı Cinayât”tan Çoksatarlığın Esrarlarına: Ülkemizde Yazarın ve Romanın Polisiye Macerası” adlı makalesi 2005’de Pasaj dergisinin 2. sayısında yayınlanmış. “Bizde Polisiye Var mıydı, Yok muydu?” sorusuna cevap aramış. Polisiye edebiyat tarihi hakkında bilgiler verdiği eleştiriler getirdiği yazısında Türk polisiyelerinin yapısal sorunlarına da değinmiş. “1994’ten beri ‘çıktı, çıkacak’ denilen özel dedektiflik yasası bir türlü çıkamadığı için, günümüzde de dedektifliğin yasal koşulları mevcut değildir. Ama bu zorlayıcı noktayla başa çıkmakta da bir polisiye yazarının izleyebileceği yollar vardır. Bunların üç adedini hemen sıralayalım: Birincisi, baş kahramanı emniyet teşkilatından seçmek; ikincisi, kahramanı, bir tür cinayet meraklısı, ya da amatör dedektif olarak kurgulamak; üçüncü ve kuşkusuz en yaratıcı yolsa “farazi bir dedektiflik kurumu” üzerinden hayali bir dedektif tiplemesi oluşturmak.” (https://www.cinairoman.com/posts/1217).
Zehra Çelenk’in romanı Gece Unutkandır’ın baş kahramanı emniyet teşkilatından. Cinayet Büro Başkomiseri “Garip Vedat”. Evet “Garip” bir adı var. Kendisi de ilginç bir kişi. Koku alma yeteneği var. Beden dilini iyi okuyor ve söylenen sözlerin ardındaki gerçekleri anlayabiliyor. Başkomiser Vedat’ın yardımcıları Özlem ve Taylan. Eğer, Gece Unutkandır’ın devamı gelir, Başkomiser Vedat’ın maceralarını okumaya devam edebilirsek, Özlem’in Başkomiser Vedat’la iyi bir ikili oluşturabileceğini anlıyoruz. Zeki, klasik dedektif bakışının dışına çıkabilen, Başkomiser Vedat gibi yaş itibariyle çağın gerisinde kalmaya başlayanlara nazaran genç kuşağı daha iyi anlayan bir tip. Zaten Serin’in katilinin bulunmasında da değerli katkılarda bulunuyor.
“Serin” ilginç bir ad. İsimlere meraklı olduğum için daha bu adı ilk okuduğumda kendi kendime ilk sorduğum soru “Neden Derin değil de Serin?” olmuştu. Zamanında isimler sözlüğü hazırlamış olmama rağmen doğrusu bu ismi ilk kez duyuyorum. Ama günümüzde aileler çocuklarına bize ilginç gelebilen böyle adlar takmayı seviyor. Yapay Zeka’ya sordum; “Evet, Serin Türkçe kökenli, nadir kullanılan ancak kız çocuklarına verilen bir isimdir. Kelime anlamı olarak “hafifçe soğuk, serinlik” ve mecazi olarak “hoşgörülü, sabırlı” anlamlarını taşır. Ayrıca, “serin” sözcüğü Nişanyan Sözlük’e göre Moğolca kökenli bir “soğuk hava” ifadesinden türemiştir” diye cevap verdi. Google’a göre de romanın kahramanı “Serin Aksoy” ile adaş birçok kişi var yani kullanılan bir isim “Serin”.
“Neden Derin değil?” sorusu kafama takılmış okumaya devam ederken, 125. sayfada “Derin Aksoy” adıyla karşılaştım. Yazım hatası olmuş ya da ismi “bul değiştir” komutu ile değiştirirken atlanmış, başlıkta ve ilk satırda kahramanın adı “Derin Aksoy” olarak kalmış. Yapay Zeka’ya roman ya da öykü yazdırma denemesi yapanlar bilir, YZ’ler genç kız kahramanlarına “Derin Aksoy” adını koymayı seviyor. Bunu da YZ’ye sordum. Cevabı şöyle oldu; “YZ modelleri, internetteki devasa metin verileriyle (kitaplar, dizi özetleri, Wattpad hikayeleri, haberler) eğitilir. ‘Derin’ ismi son 10-15 yılda Türkiye’de modern ve popüler bir genç kız ismi olarak çok sık kullanılmıştır. ‘Aksoy’ ise Türkiye’nin en yaygın soyadlarından biridir. YZ, ‘genç, modern, şehirli kız karakter’ şablonuna en uygun ve en sık rastlanan isim-soyisim kombinasyonunu istatistiksel olarak seçer.” Sanıyorum Zehra Çelenk böyle bir benzeşim olmasın, “YZ ile yazılmış” denmesin diye kahramanın adını sonradan değiştirdi.
Gece Unutkandır, hem içerik hem de biçim açısından iyi çalışılmış bir polisiye. Bir genç kızın ölümü üzerinden kadın cinayetlerine dikkati çekerek ilerlerken öncelikle o ölümün etrafındaki kadınların hikayesine odaklanan katmanlı bir kurguya sahip. Olayın sadece “kim yaptı?” sorusuna değil, “nasıl bu noktaya gelindi?” sorusuna da yanıt arıyor.
Polisiye yazarlarının sevdiği “giriş-gelişme-sonuç” şeklindeki klasik yapıyı kırmış, olayı ve konuyu farklı bakış açılarından, zamanda geriye dönüşlerle anlatmış. Serin’in kaybolmadan önceki son günleri, Hale’nin geçmişi ve anne-kız arasındaki çatışmalar cinayet soruşturmasıyla eş zamanlı olarak verilmiş. Kısa, hatta çok kısa bölümlerle tempolu, akıcı bir anlatım oluşturmuş Zehra Çelenk. Polisiye okurunun seveceği “bir oturuşta okunabilecek” bir roman çıkmış ortaya.
Gece Unutkandır, klasik bir katil avından çok, suçun arkasındaki toplumsal yapıyı ve eril şiddetin farklı yüzlerini (psikolojik baskı, ihmal, manipülasyon) deşifre eden bir yapıda. Romanın ismine de yansıyan “gece”, hem suçun işlendiği karanlığı hem de toplumun görmezden geldiği, unutmayı seçtiği gerçekleri simgeliyor. Kadın cinayetlerini ya örtüyor ya da unutuyoruz. Bu niteliği ile de farklılaşıyor, klasik bir “katil kim?” hikayesinden çok, Serin’in ölümünü hazırlayan toplumsal zemini, sınıfsal farklılıkları ve kadınlık hallerini sorgulayan bir “edebî polisiye” oluyor.
Polisiye okuru, daha ilk sayfadan katilin kimliğini bulmaya çalışır ve katili ne kadar kolay buluyorsa yazara da o kadar kızar, sitem eder. Bu adeta bir iyi polisiye yazarlığı ölçütüdür. Katilin en son sayfaya kadar bulunamamasını, doğru tahmin edilememesini sever polisiye okuru. Zehra Çelenk, komşu otel inşaatının işçileri gibi birkaç şaşırtmaca verse de aslında katilin kim ya da kimler olduğunu dikkatli okura baştan bildiriyor. Sonra da katilin nasıl bulunacağına odaklanmamızı sağlıyor ki bu da polisiyelerde farklı bir yol olarak sevilen bir eğilim.
Polisiye yazarları teknolojik gelişmeleri pek sevmez. Özellikle hemen her yerde olan güvenlik kameralarına gıcık kaparlar. Polisiyelerde kameralar ya bozuk olur ya da görüntüler silinmiş. En sevmedikleri ikinci şey ise cep telefonlarıdır. Çünkü cep telefonları küçük birer bilgisayar gibidir. Üstelik onlardan daha fazla özelliği vardır. Aranan kişinin konumunu belirlemek, bağlantılarını bulmak gibi birçok işe yararlar. Polisiyelerde gerçekler hemen ortaya çıkmasın diye ya cep telefonları bulunamaz ya da suçlu zanlıları “kullan at” cep telefonu kullanmıştır. Zehra Çelenk, teknolojik gelişmelere uzak değil. Örneğin DNA eşleştirmesi, güvenlik kamerası kayıtları gibi şeyleri kullanmış. Serin’in WhatsApp mesajlaşlamalarını dökümü geliyor ama ormanlık alanda bulunan cep telefonundaki bilgiler neden derinlemesine araştırılmadı merak ettim. Aynı şekilde soruşturma başlar başlamaz annenin, Serin’in en yakın arkadaşı Melis’in ve “olağan şüpheli” Bülent’in cep telefonlarına el konulup incelemeye alınmamasını biraz garipsedim. Bilgisayarlar ne kadar incelendi, onu da anlayamadım.
Zehra Çelenk, sıradan bir polisiye kurgusunda görmeye alışık olduğumuz “soğuk” anlatım yerine, duygusal yükü ağır, neredeyse şiirsel bir dil tercih ediyor. Özellikle yas ve keder sahnelerinde kelimeleri ekonomik ama çarpıcı kullanıyor. Karakterlerin, özellikle anne Hale’nin zihninden geçenler, okuyucuya doğrudan aktarılıyor. Bu sayede okur, sadece dışarıda olup biten olayları değil, bir annenin suçluluk duygusunu, geçmişe, ilişkilerine dair pişmanlıklarını ve topluma olan öfkesini en saf haliyle hissediyor.
Gece Unutkandır iyi yazılmış bir polisiye. Zehra Çelenk, dizi film çalışmalarından, makalelerinden zaman ayırabilir Vedat ve Özlem’in yeni maceralarını kaleme alabilirse polisiye edebiyatı yeni kahramanlar ve güçlü bir yazar kazanmış olacak.
* Gece Unutkandır, Zehra Çelenk, Everest Yayınları, Nisan 2026


















