
Casanova’yı sadece ân’ı yaşamaktan başka bir şey düşünmeyen, küçük bir zevk için, keyif için tüm yaşamını, birikimini feda edebilecek “zevk ve tutku” adamı olarak tanıyoruz. Giacomo Girolamo Casanova 2 Nisan 1725’de Venedik’te doğmuş. Biyografisinde bir maceracı, kumarbaz, gezgin, sihirbaz, casus ve yazar diye tanımlanmış. 16 yaşında girdiği Padova Üniversitesi’nde ahlak felsefesi, kimya, matematik ve hukuk dersleri görmüş. Hukuk doktorası yapmış. Mezun olunca kilise hukuku alanında çalışmak üzere papaz olmuş. Evinden kaçan bir kızı kardinalin resmi ikametgahında saklayınca kısa sürede işinden olmuş. Asker olarak görev yapıp Korfu ve İstanbul’da bulunmuş. Askerliğin kendisine uygun olmadığını düşünüp Venedik’e dönmüş. Sınırlı tıp bilgisiyle Venedikli soylu Bragadin’in hayatını kurtarması sayesinde, tüm yaşamı değişmiş. Kurtardığı soylunun manevi oğlu olmuş ve bu sayede hem servet sahibi olmuş hem de Viyana sosyetesine girmiş.
Bir gezgin olarak da önemli bulunuyor. Paris, Dresden, Prag ve Viyana’da vakit geçirip sayısız skandala karışmış. Bir çoğu evli olan kadınlarla ilişkileri ve kumar tutkusu ile tanınmış. Ziyaret ettiği şehirlerde pek çok ünlü ile tanışmış, dost olmuş. 1755 Temmuz’unda 30 yaşındayken Venedik’te tutuklanmış. Bu tutuklanmada kumar tutkusunun ve evli kadınlarla ilişkilerinin etkili olduğu düşünülüyor ama gerekçenini büyücülük merakı olduğunu söyleyenler de var.
Dönemin en güvenlikli hapishanelerinden birinde hapsedilmiş. Hapisliğinin ilk yılında, 1 Kasım 1756’da daha önce hiçbir mahkûmun kaçmayı başaramadığı bu hapishaneden olağanüstü bir kaçış planı ile kaçmayı başarmış. Bu firarda yanında mahkum arkadaşı Marino Balbi vardır. Münih’e gitmek isteyen kaçakların mola verdikleri ilk kasaba Bolzano’dur.
Sándor Márai’nin “Bolzano’da Son Sahne”si adına uygun olarak burada geçiyor ve kahramanı Giacomo Casanova. Casanova anılarında şöyle anlatmış; “Pergina’dan Trent’e, oradan da Bolzan’a gittim. Elbisem, çarşaflarım yoktu ve yolculuğumun devamı için paraya ihtiyacım olduğu için, Mensch adında yaşlı bir bankacıyla tanıştım. O da M. de Bragadin’e bir mektup götürmek üzere Venedik’e bir adam gönderdi. Bu arada yaşlı bankacı beni iyi bir hana yerleştirdi ve habercinin gelmesini beklerken altı gün boyunca orada zaman geçirdim. Bana yüz gine getirdi ve ilk işim arkadaşımı, sonra da kendimi giydirmek oldu. Her geçen gün zavallı Balbi’nin arkadaşlığı daha da dayanılmaz hale geliyordu. “Ben olmasaydım asla kaçamazdınız” lafı sürekli ağzından çıkıyordu ve bana elde edeceğim paranın yarısını ona söz verdiğimi hatırlatıp duruyordu. Bütün hizmetçi kızlarla ilişkiye girdi ve ne fiziği ne de davranışları onları memnun edecek nitelikte olmadığı için, ilgisine karşılık olarak sert tokatlar yedi; bunlara sabırla katlandı ama çok geçmeden her zamanki gibi aşırı davranışlarda bulundu. Hem eğlendim hem de böylesine düşük bir karaktere sahip bir adamla birlikte olmaktan rahatsız oldum. Posta arabasıyla seyahat ettik ve üç gün içinde Münih’e vardık.”
Sándor Márai’in kurgusuna göre bu küçük kasabada Casanova’nın birkaç yıl önce aşk ilişkisine girdiği Francesca yaşamaktadır. Aşk öyküsünün yaşandığı zamanlar 15 yaşında olan Francesca, şimdi 20 yaşındadır ve 72 yaşındaki Parma Kontu ile evlidir. Zaten Casanova’nın Franceska’yı terk etmek zorunda kalmasının sebebi de kızın o zamanki sevgilisi yaşlı Parma Kontu ile yaptığı düellodur. Bu düelloda ağır yara alan Casanova’yı Parma Kontu tedavi ettirmiş ve oradan uzaklaştırmıştır. Franceska’yla bir daha görüşememiştir. Casanova’ya derin bir aşkla bağlı olan Franceska’da Parma Kontu ile evlenmiştir.
Casanova Franceska’yı feth edememiş, diğer kadınlarla olduğu gibi onun aşkını kazandıktan sonra bırakıp gidememiştir. Bu nedenle de Franceska ile ilişkisi bitmemiş, yarım kalmıştır ona göre. Aklının bir köşesinde hep Franceska ile bir aşk yaşayabilse neler olacağı, onda sonsuz aşkı bulup bulamayacağı sorusu vardır.

Sándor Márai, Casanova’nın aradan yıllar geçtikten sonra bu küçük kasabada Parma Kontu ve Franceska ile karşılaşmalarını anlatıyor. Parma Kontu karısı ile bu kasabadaki köşkünde yaşamaktadır. Franceska tek cümlelik ama çok şey anlatan bir mektupla Casanova ile bağlantı kurar. Mektubu bizzat yaşlı Parma Kontu getirmiştir ki bu da çok ilginç bir tavırdır. Parma Kontu’nun mektubu verirken yaptığı uzun konuşma ve daha sonra buluşmalarında Franceska’nın uzun monoloğu romanının bel kemiğini oluşturuyor.
Sándor Márai, bir monolog ustası. Bu kitaptan önce okuduğumuz “Mumlar Sonuna Kadar Yanar”da zaten bu yeteneğini görmüştük. Bolzano’da Son Sahne’deki iki monolog da o romandaki monologu anımsattı.
Casanova’nın sessizliği ile Parma Kontu ve Franceska’nın monologları bir aşk üçgeninin kenarlarını oluşturuyor ve tarafların neler yaşadığı, neler düşündüğü ve neler hissettiğini ayrıntılı olarak kendi ağzılarından anlatıyor. Esra Yalazan, “Onu okurken ihanetin, sadakatin, aldatmanın, mutluluğun, arkadaşlığın, sevmenin, kıskanmanın ve belki en çok da ‘gerçeğin’ sandığınız gibi olmayabileceğini hissediyorsunuz” diye yazmış, tamamen katılıyorum.
Sándor Márai, çok usta bir yazar. Çok iyi bir anlatıcı. Bolzano’da Son Sahne’de bu niteliklerini bir kez daha anlıyorsunuz. Romanın kahramanı Giacomo Casanova olunca konu daha da ilginçleşiyor. Sándor Márai, gerçek bir olaydan yola çıkıp, hapisten kaçan Casanova’nın Bolzano’da geçirdiği ve ne yaptığı, neler yaşadığı pek bilinmeyen günleri anlatmış. Gerçek bir olaydan aşk, şehvet, tutku ve yalnızlık üzerine etkileyici bir anlatı ortaya çıkarmış.
Bu etkileyici romanın Türkçedeki ilk çevirisi 2004’de Gendaş Yayınları’ndan Özgür Üner Pozan çevirisiyle “Parma Kontesi” adıyla çıkmıştı. 22 yıl sonra yayınlanan yeni çeviri usta çevirmen Tarık Demirkan’dan. Başarılı bir çeviri, zevkle okudum.
* Bolzano’da Son Sahne, Sándor Márai, çev. Tarık Demirkan, Can yay. Ocak 2026.
















