Levent Karataş “Melez Peri” Eserine Kafka, Becket, Camus Üzerinden Bir İnceleme | Füsun Günaydın

Mart 12, 2026

Levent Karataş “Melez Peri” Eserine Kafka, Becket, Camus Üzerinden Bir İnceleme | Füsun Günaydın

Kitapkurdu’ndan gelen Levent Karataş’ın Melez Peri kitabının arka yüzünde yazılanlar şunlardı:
“Kentte sıkışıp kalmış bir yazarın yalnızlığını içe dönük sarsıntılarını ve kırılgan hafızasını odağına alan kitap bireysel deneyimi kolektif bir duyarlılığa dönüştürüyor. Tansıklar bölümünde ise her metin bir tanıklık, bir anı, bir iz sürem biçimi olarak karşımıza çıkıyor.
Levent Karataş yaşanmışlıkları süzerek, fazlalıkları eleyerek ve dili incelterek yazıyor; anlatmakla yetinmiyor, gördüğüne ve tanık olduğuna yeniden bakıyor. Melez peri yalnızlığın ve hafızanın iç içe geçtiği bir anlatı dünyası sunuyor.”
Bu kadarı bile alıp okumak için yeterli belki, ama okuyunca kitabın derinliğini anlatmak için yetersiz kalıyor. Karataş son eserinde kalemini o kadar inceltmiş ki artık sapladığı yerden gündelik yaşamın gelgitlerine, toplumsal hayal kırıklıklarına, aşka, aileye dair beklentilere dair incecik bir kan sızıyor. Bu ölümcül bir yara değil ama, sürekli kendini hissettiren bir sızı.
Yazar bütün eserlerinde olduğu gibi, şiirden gelen anlatım dilini yine bellek ve bilinçaltı temaları üzerinde kullanmış. Karataş içsel ve deneysel metinler yazma eğilimini, hayat ve bilinçaltı arasındaki ilişkiyi Melez Peri de daha da ustalaşarak devam ettiriyor.
“Melez Peri” başlığının bana düşündürdükleri ise şöyle, melez en az iki dünya en çok da sonsuz dünyalar arasındaki kalma hali, peri imgesi ise gerçek ile hayal arasındaki fark, yaşama tutunmak için hayalin, sanatın, estetiğin gereğini hatırlatıyor gibi. Kitaptaki anlatıcının hayal ve gerçek, ben ve yabancılaşma, geçmiş ve şimdi arasındaki gidip gelmeleri arasındaki sorgulamasını güzel yansıtan bir isim “Melez Peri”
Kitapta kalabalık kentin içindeki bireysel yalnızlığın, yazarın geçmişte hatırladıkları ile bitmeyen hesaplaşmasının iç dünyasındaki yansımasını okuyucuyu tanık ederek anlatma ihtiyacını hissediyoruz. Eser yer yer deneme yer yer öyküsel anlatımlarla ilerlerken iç monolog tercih edilmiş.
Okur olarak kitaba daldığımızda yazarın bizi çektiği atmosferde yer yer Franz Kafka, Samuel Beckett ve Albert Camus çizgisini hissediyoruz. Karataş’ın anlatı dünyası varoluşçu ve yabancılaşma merkezine yakın duruyor. Bu konuyu daha detaylı şöyle açıklayabiliriz:
Kafka Yabancılaşma – Kimlik Kayması
Kafka’nın metinlerinde karakter kendi hayatına yabancılaştığını hisseder. İnsan, çok tanıdık olduğu dünyada birdenbire yabancı olduğunu fark etmiş gibidir.
Sözgelimi (The Metamorphosis) “Dönüşüm”de Gregor Samsa kendi dünyasından o kadar uzaklaşır ki bir sabah böcek olarak uyanır. Artık o evdeki hayata tamamen yabancıdır. Karataş “Melez Peri” de karakter anlatımını sabit bir kimlik üzerinden götürmek yerine, içsel anlatımda kendisini dışardan izleyerek sürdürme başarısını gösteriyor. Okurken sıklıkla kahramanın “Ben burada mıyım? Burada mıydım?” dediğini hissediyoruz. Bu Kafka’nın ontolojik huzursuzluk çizgisine çok yakın duruyor.
Beckett Varoluş Boşluğu- İç Monolog
Beckett metinlerinde olay üzerinde durmaktan çok bilincin hareketini vurgular. Hikâye bir türlü ilerlemez kahramanlar zamanın içinde bekler.
En bilinen eseri (Waiting for Godot) “Godot’yu Beklerken” ‘de karakterler edilgen bir şekilde birini bekler ama aslında beklediklerinin hiç gelmeyeceğini içten içe bilirler.
Beckett’in metinlerinde durağan zamanın içinde düşünceler, parçalı diyaloglar halinde tekrar eder.
Melez Peri’deki iç monologlar, kendini sorgulayan hatta yargılayan anlatıcı ile bize Beckett’in meşhur “Devam edemeyeceğim, devam ediyorum” repliğini hatırlatıyor.
Karataş da kendisini umut fabrikası olarak nitelediği metninde hayatın devam ettiğini ama neden devam ettiğini bilmediğini hatta zaman zaman Beckett’in “Dünyadayız ve bunun çaresi yok “ repliğini de hissettiriyor.
Camus Absürd- Anlam Arayışı
Camus’nün varoluş felsefesi, insanın ısrarla hayatta anlam araması ve dünyanın bu arayışa kayıtsız kalması üzerine kuruludur.
Bunun en ünlü örneği (The Stranger) “Yabancı “yapıtında kahraman Meursault dünyayla duygusal bağ kuramadığından toplumun beklentileriyle uyumsuzdur. Camus hayatın anlamsızlığı, bireyin yalnızlığı, toplumla uyumsuzluğu içinde, hatta bütün bunlara rağmen yaşamaya devam etmeyi seçer.
Melez Peri’deki anlatıcı da tekrar tekrar yaşanan hayal kırıklıkları ile Dünya anlamsız olmasına ve ölüme yakın hissetmesine rağmen üç leblebiden bile keyif alıp, yaşamayı seçiyor. Karataş hayatın büyük anlamları kadar küçük anları da sahiplenerek, savunuyor.

Yorum yapın