
Bazı kitaplar vardır; sayfalarını çevirirken sanki bir hikâye okumazsınız da birinin zihninde dolaşırsınız. Düşünceler arasında gezinir, tuhaf ayrıntılara takılır, bir cümlenin içinde durup kalırsınız. İsrailli yazar Etgar Keret’in Nimrod Çıldırışları adlı öykü kitabı benim için tam olarak böyle bir deneyim oldu. Okurken sürekli şu duyguyla karşılaştım: Dünya zaten yeterince tuhaf; Keret yalnızca bunu biraz daha görünür kılıyor.
Keret’in öyküleri çoğu zaman bir anın içinden doğar. Büyük olaylar, dramatik kırılmalar ya da geniş zamanlı anlatılar yoktur. Onun yerine, küçük bir ruh hâli vardır. Birinin aklından geçen kısa bir düşünce, bir çocuğun taşkınlığı, bir adamın absürt bir kararı… Bu küçücük kıvılcımlar Keret’in elinde tuhaf ama şaşırtıcı derecede sahici hikâyelere dönüşür.
Kitabı okurken sık sık şehirde yürüyormuşum gibi hissettim. Kalabalığın içinde ilerliyorsunuz; herkes kendi işine bakıyor, hayat akıp gidiyor. Ama bir noktada bir şey dikkatinizi çekiyor: Birinin yüzündeki tuhaf ifade, beklenmedik bir hareket, anlamsız bir öfke patlaması… Keret tam da bu anların yazarı. Normal sandığımız hayatın içindeki küçük çatlakları buluyor ve oraya ışık tutuyor.
Absürdün içindeki kırılganlık
Keret’in metinleri ilk bakışta absürt görünebilir. Karakterler bazen garip kararlar alır, hikâyeler beklenmedik yönlere sapar, mantık bir anda yer değiştirebilir. Ama bu absürtlük yüzeyde kalmaz. Birkaç satır sonra fark edersiniz ki anlatılan şey aslında çok insani bir duyguya dayanıyor: yalnızlık, korku, utanç ya da sevgi.
Bu yüzden Keret’in hikâyelerinde gülmek çoğu zaman biraz huzursuz bir deneyimdir. Çünkü o mizahın altına ince bir hüzün yerleştirir. Okur bir an gülümser, hemen ardından o gülümsemenin altında başka bir şeyin kıpırdadığını hisseder.
Kitabın adını taşıyan hikâyelerde ortaya çıkan Nimrod figürü de böyle bir yerde durur. Nimrod yalnızca yaramaz ya da taşkın bir çocuk değildir; o aynı zamanda bastırılmış duyguların, kontrol kaybının ve içsel karmaşanın simgesidir. Keret’in dünyasında “çıldırış” çoğu zaman büyük bir patlama değildir. Daha çok, insanın içinde sessizce büyüyen bir huzursuzluğun dışarı sızmasıdır.
Keret’in dili: Kısa ama keskin
Etgar Keret’in yazı dili son derece ekonomik. Cümleler kısa, sahneler hızlıdır. Ama bu hız, metinlerin yüzeysel olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, Keret’in metinleri okurun zihninde genişler. Bir hikâye bittiğinde, asıl hikâye sanki okurun içinde devam eder.
Bu, kısa öykünün en zor başarılarından biridir. Birkaç sayfada bir atmosfer kurmak, bir karakter yaratmak ve ardından okuru o atmosferle baş başa bırakmak… Keret bunu şaşırtıcı bir ustalıkla yapar.
Bazen tek bir cümle bir karakter hakkında uzun bir paragraftan daha fazla şey söyler. Bir bakış, bir suskunluk, anlamsız görünen bir davranış… Keret’in dünyasında bunların hepsi hikâyenin merkezine dönüşebilir.
Tanıdık olanın tuhaflığı
Keret’in öykülerini güçlü kılan şeylerden biri de tanıdık olanı yabancılaştırma biçimi. Onun karakterleri aslında çok sıradan insanlardır: sevgililer, çocuklar, komşular, arkadaşlar. Ama bir noktada gerçeklik hafifçe kayar. Hayatın mantığı biraz esner ve ortaya tuhaf bir sahne çıkar.
Bu tuhaflık çoğu zaman fantastik değildir; daha çok zihinsel bir kaymadır. İnsanların düşündüğü şeylerle yaptığı şeyler arasındaki o küçük boşluk görünür hale gelir.
Belki de bu yüzden Keret’in hikâyeleri okurda kalıcı bir etki bırakır. Çünkü anlattığı şeyler çok uzak dünyalara ait değildir. Tam tersine, bizim günlük hayatımıza fazlasıyla yakındır.
Küçük hikâyelerin büyük yankısı
Nimrod Çıldırışları hacim olarak ince bir kitap. Ama bitirdiğinizde zihninizde birçok küçük sahne dolaşmaya devam eder. Keret’in hikâyeleri hızlı okunur, fakat kolay kolay unutulmaz.
Onun metinlerinde insanın kırılganlığı saklanmaz. Karakterler güçlü görünmek zorunda değildir. Hatta çoğu zaman güçsüzdürler, kararsızdırlar, bazen de gülünçtürler. Ama tam da bu yüzden gerçek görünürler.
Keret’in edebiyatı belki de bize şu basit ama rahatsız edici gerçeği hatırlatır: İnsan dediğimiz varlık çok tutarlı bir canlı değildir. İçimizde birbirine zıt duygular, küçük korkular ve garip düşünceler taşırız. Bazen bunları saklarız, bazen de bir anda dışarı taşırlar.
Nimrod Çıldırışları tam da o taşma anlarının kitabı.
Ve belki de bu yüzden, kitabı kapattıktan sonra insanın aklında şu düşünce kalıyor: Delilik sandığımız şey, belki de yalnızca insan olmanın biraz daha dürüst bir hali.


















