Yas, bağ ve güvene dair: Gölge Tilki | Nagihan Denk

Mart 4, 2026

Yas, bağ ve güvene dair: Gölge Tilki | Nagihan Denk

Çocuk kitapları içinde ailenin önemi, bağ kurmak ya da aile kaybından ötürü yas tutmak gibi temaları işleyen kitaplar bulmak mümkün. Bireyin bir çocuk da olsa en temel dürtülerinden birinin bağ kurmak olduğu, bunu da doğduğu andan itibaren ailesi aracılığıyla yaptığı biliniyor. Bir bebek kendini güvende hissettiği an, zihni de güvenli bağlanma başlatmış oluyor. Bu güvende hissetmenin içinde temel ihtiyaçların giderilmesi var en başta elbette. Karnını doyurma, uyku ihtiyacını giderme gibi… Bunu, kendisiyle bakım verenleri tarafından göz teması kurulması, ten teması kurulması takip ediyor. Daha sonraları ise bir ailede var olabilmenin koşulu olarak aile bireyleri tarafından kabul görme, sevilme, sayılma gibi ihtiyaçlar devam ediyor.

Bunların her birini nasıl küçük bir bebek için yani insan yavrusu için dile getiriyorsak hayvanlar için de söyleyebiliriz. Her türün yavrusu kendine göre böyle ihtiyaçlar içindedir, elbette insanlar kadar sosyal ihtiyaçlardan bahsetmiyoruz ancak bağ kurma, iletişim hâlinde olma, aile bireyleriyle bir arada olma her canlının talebidir. Bu konuları ele alan yeni bir çocuk kitabından bahsedeceğim: Gölge Tilki. Carlie Sorosiak’ın 2024 yılında Shadow Fox adıyla yayımlanan romanı, bizde Genç Timaş Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı. Çevirisi Elif Nihan Akbaş’a ait olan Gölge Tilki, on bir yaş ve üzerindeki okurlara hitap ediyor.

Carlie Sorosiak’ı pek çok okur laboratuvarda doğan, çok zeki bir farenin hayatını anlattığı Sevgiler, Clementine’den tanıyordur. Ardından ailesini kurtarmaya çalışan bir köpeğin hayatını anlattığı Ben Cosmo ve kendisine bir aile bulmaya çalışan bir kedinin hayatına odaklandığı Kedi Olarak Hayatım’dan…Hepsinde de zor durumda olan bir hayvan türünün aile kurması ya da ailesini kurtarmasının derin bir şekilde anlatılması. Bunların herbirinde de bu hayvanların birer insan dostunun olduğunu, bir insanla aralarında kendilerine has bir bağ kurmuş olmaları ortak nokta. Bugün ele alacağım Gölge Tilki’de de bu mesele ele alınmaya devam ediyor.

Minnesota’da ailesiyle birlikte yaşayan Gölge adındaki tilki ailesini kaybeder. Ancak çetin kış şartları ve açlık sebebiyle kendisine balık veren yaşlı kadın Nan’le yakınlık kurmasına sebep olur. Zaman geçtikçe aralarındaki bağ, yemek verme-almanın ilerisine geçer ve aralarında derin bir iletişim oluşur. Ancak bir gün sebepsizce ortadan kaybolan Nan’in ardından yaşlı kadının torunu olan Bee ile tanışır; o da onu aramaktadır. Kısa süre içinde bir tilkiyle insanın aralarında sözsüz de olsa bir iletişim kurulabileceğine şahit olur kendileri de. Büyülü, tılsımlı bir şeydir bu. Gölge hayatını anlatır Bee’ye günlerce. Annesini, babasını, kız kardeşini… En çok da kız kardeşini anlatır. Onların avcılar tarafından nasıl katledildiğini, habitatları ormanın nasıl zarar gördüğünü anlatır bıkmadan usanmadan. Bu sırada Bee ile birlikte Nan’i aramaya koyulurlar Whistlenorth Adası’na giderek. Ancak orası da büyülü bir adadır; bir zamanların Gece Adalılar’ı oraya hâkimdir ve kötülük kol gezmektedir. Hem temkinli olup kendilerini korumak hem de Nan’i bulmak zorundalardır. “Seçilmiş kişi” Bee ve gücün asıl sahibi Gölge bir araya gelerek kehanetlerin üstesinden gelebilecekler midir?

Gölge Tilki’de Carlie Sorosiak’ın bağ kurma ve aile olmanın dışında ele aldığı meseleler arasında şunlar da yer alıyor: ekolojik denge, insan-hayvan ilişkisi, avcılık, özgürlük ve evcilleşme… Gölge, bulundukları bölgedeki gölün son yıllarda değiştiğini, artık daha az balık olduğunu anlatıyor. Daha az alabalık, daha az kömür balığı, daha az turna… Havanın daha fırtınalı ve daha az tahmin edilebilir olduğunu…(s.43) Ailesi yanıp yok olmadan hemen önce de Gölge orman yangınlarından bahsediyor. İnsan eliyle çıkarılmış yangınların hem hayvan türlerini tehlikeye uğrattığını hem de ormanın habitatını nasıl tahrip ettiğini açıklıyor: “Yabani çiçekler gitmişti! Uzun çayır otları gitmişti! Yarı yenmiş fare ağzından pıt diye soyulmuş toprağa düştü. Çıplaktı toprak. Yosun yoktu. Çalılık yoktu. Eskiden orman o kadar sıktı ki üç metre ötedeki bir tavşanı bile zar zor seçebilirdiniz. Oysa şimdi geriye sadece kütükler kalmıştı.” (s. 111)

Gölge ailesini kaybetmesine sebep olan yangının insan türü tarafından çıkarıldığını uzun uzun anlatıyor, bu açıdan bakıldığında bu bir yas anlatısı da aynı zamanda elbette. Sarı araçtaki adamın ormanın büyük kısmını komple alıp götürdüğünü anlattığı kısımlar oldukça etkileyici. Avlanmaya çıktığı zamanda, artık büyüdüğünü ailesine kanıtlayacağı anda anne babasını ve kardeşini geride hiçbir iz kalmayacak şekilde kaybettiğinde, onların yanık tek bir zerresine ulaşamadığında Gölge’nin de bir tilki olduğu aklına iyice dank eder. Tilkiler, vahşidir; hafife alınmamalıdırlar ve vahşilik iyidir. Avcılardan zarar görmeyeceği ana kadar mücadele eder Gölge, hem kendisi için hem de Bee ile birlikte Nan için. Avcıların karşısında tüm gücüyle duracaklardır çünkü Gölge’nin cümlelerinden hareketle: “Bir avcı, insan türünün en kötüsüdür! Bir tilkiyi asıp eldiven yapmak için derisini yüzmekten çekinmeyecek bir insan.” (s.150) Tam da Gölge’nin dediği gibi bir adam çıkıyor karşılarına; yüzünde metal parmaklıklar, başında rakun şapkası olan bir adam… Şapkanın halkalı kuyruğu omzundan sarkıyor. Bu korkunç dünyayla savaşırken yine de insanların iyi olabileceğine dair, bir şeylerin yoluna girmesinin karşılıklı güvenle olabileceğine dair inancımızı tazeliyor Gölge Tilki. Her yaştan okurun kendinden çok şey bulacağı kanaatindeyim. İyi okumalar!

Yorum yapın