
Samuel Beckett QUAD adlı eserini 1981’de Alman televizyonunda yayınlanması için hazırladı. Quad, Beckett ‘in soyut, deneysel bir çalışmasıdır. Söylenenlere göre oyunun sahnelenmesinden önceki provalara bizzat refakat etmiş ve atılan adımlar, yürünen mesafe, oyuncuların yürüyüş hızı vs. gibi geometrik parametrelere son derece obsesif bir şekilde müdahale etmiştir. Eserin TV’de izleyiciye sunulmadan önceki son halini mutlaka önce kendisinin görmesi konusunda da çok disiplinli davranmıştır.
Eser çoğu kaynakta Quad 1 olarak geçerken aslında Quad 1-2 olmak üzere iki aşamalıdır. “Quad 1 – 2” aynı oyun iki bölüm halinde arka arkaya sahnelenmesi ile ortaya çıktı . İki bölüm arasındaki tek fark Quad 1 bölümü renkli ve müzikli iken, ikinci bölüm siyah-beyaz ve daha yavaş tempoludur.
Quad kelime anlamıyla “dörtlü” demektir. Oyunda dört kişi rol alır. Sahne dikkatle ayarlanmış dört köşeli bir düzlemdir. Sırayla bu dörtgen sahneye çıkan oyuncular, hiç durmaksızın farklı yönlere doğru yürürler.
Bu aşamada seyirci olarak Beckett’in bizi kendi eserlerinde sıklıkla vurguladığı monoton tekrar, anlam yokluğu ve absürt temanın içine çektiğini hissederiz.
Oyun bir tür pandomim sayılabilir. Oyuncular arasında hiçbir konuşma hatta iletişim yok gibidir. Sahneye sırayla çıkan kapüşonlu bol elbise giymiş dört kişi sürekli devinim halindedir. Hareketler belirli bir geometrik düzende ritmik biçimde sürdürülür. Sahnedeki oyuncular hep aynı tekrarda yürüme halindedir.
Adımlar ritmik, düzen matematikseldir. Sahnenin merkezinde yuvarlak bir boşluk vardır. Bu kadar hızlı ve çok hareket eden oyuncular ısrarla merkezden uzakta durmaya çalışırlar. Dörtgenin merkezi özellikle boş bırakılmıştır. Merkezde görünmeyen bir şey vardır. Oyuncular merkeze yaklaşır ama belli bir mesafeye gelince hemen uzaklaşır. Yani merkeze yaklaşılır ama teğet geçilir. Orada görünmez bir sınır var gibidir. Girilmesi yasal olmayan ya da yakıcı bir bölge gibi…
Merkez pek çok şeyin simgesi olabilir. Ölüm, hakikat arayışı, anlamsızlıkla yüzleşme vb. Burada günümüz insanının bu olgulardan özellikle uzak durmak istemesi, fiziksel ve düşünsel olarak bu merkeze kapılmayı reddetmesi sembolize edilir.
İnsan merkezden uzakta iş, aşk, ilişkiler, günlük yaşam rutinleri arasındaki güvenli alanda kendini tüketircesine koşturur. Beckett oyuncuların sınırlarını belirlemiş ve onları hareketlerinde serbest (!) bırakmıştır. Kendileri için çizilen rotadan sapmayacaklarsa bireyler özgürdür. Neden olmasın???
İnsan, merkezden kaçar ve kenarlarda güvenli bir düzen kurar, buna “hayat” der. Merkezin boş olması esas olarak insanın anlamın çöküşü ile yüzleşmeyi kaldıramamasını simgeler.
Dörtgenin kenarları “konfor alanıdır”, burada insan hareketlerini özgürce seçebildiğini düşünür. Oysa hiçbir oyuncunun irade sergilemesine izin verilmez! Beckett sahnede bir varoluş koreografisi oluşturur. Sınırları ve yönleri belirlenmiş insanların sonsuz bir tekrar içinde hareket halinde olması…
Oyun tiyatrodan çok harmonik bir performans gösterisi gibi de kabul edilebilir. (Quad II) İkinci bölümde renkler soluklaşır, kıyafetler siyah beyazdır ve tempo belirgin biçimde düşer. Birinci bölümdeki ritmik telaşlı müzik artık yoktur. Tıpkı yaşamın ikinci yarısına girilmesi gibi oyunun ikinci bölümünde zamanın dahi aşındığını görürüz. Sahnede süreklilik yine hakim olsa da artık oyuncularda farkındalığın yükü de vardır.
Bütün bunların yanı sıra oyuncuların merkezden kaçmaya çalışırken sürekli olarak kendini merkeze çekilirken bulması yani ne kadar kaçmaya çalışılsa da kaçılamaması da eserde bir başka paradoks olarak yer alıyor.
Oyunda baştan sona hissettiğimiz belirgin çelişki Beckett’in seyirciye klasik anlamda bir şey anlatmaya zahmet etmeyerek, bizi anlam üretme zorunluluğu ile yüzleştirmesidir. Tıpkı modern insanın dünyada anlam araması, dünyanın bu arayışa karşı kayıtsızlığı sonunda bireyin kendi kendine anlam üretmeye/ yaratmaya çalışması gibi …
Yani bir anlamda biz de “dörtlü” ye kendi varlığımızla ilave oluyoruz. Böylece gösteriyi muazzam bir düzeye taşıyan Beckett, insana dünyaya gelerek düştüğü absürt durumu anlam zeminini altından çekerek birebir yaşatır!

















