Portekiz Notları 4  | Irmak Erkan

Ocak 30, 2026

Portekiz Notları 4  | Irmak Erkan

* Antonio Antunes, benim gibi “Portekiz büyüklerini” merak edenler için çok faydalı bir iş yapmış. Lizbon Havaalanı metro istasyonuna Portekizli yazarları, aydınları, sanatçıları ve devlet adamlarını resmetmiş.

*Antunes’in kaleminden çıkanlardan biri de eski meslektaşı Rafael Bordalo Pinheiro. Pinheiro, 1846’da Lizbon’da doğmuş bir karikatürist. Sıradan bir insanı, yoksul bir Portekizliyi temsil eden ve yarattığı Zé Povinho karakteri oldukça meşhur.

Pinheiro ve hemen arkasında kahramanı Zé Povinho
*“Her gün ne kadar yazıyorsun?” sorusunun yanıtı, aslında “Her gün yazmak için masa başında ne kadar oturuyorsun?” sorusunda gizli.
*Feridun Andaç’ın önerisiyle Özel Bir Gün’ü (1977) izledim. Ettore Scola’nın bu filmini çok başarılı buldum. Hem siyaset ve devlet erki hem de kadın-erkek ilişkileri bağlamında pek çok şey söylüyor. İzlerken defalarca filmi durdurup not aldım.
*Madem hayatı rutine bağlı yaşıyoruz, ilk işimizin bu rutini zenginleştirmek olması gerekmez mi?
*Porterkizce öğretmeninden Rusların ders esnasında avuç içlerini, bizim yaptığımız gibi karşıya değil; yanlara ve dik bakacak şekilde el kaldırdıklarını duydum. Rus ve Almanların yakın arkadaşlarım olmasını isterim. Disiplinli olmayı öğrenmek için.
*Kütüphanede George Orwell’in, Charles Dickens üzerine yazdığı bir incelemeye rastladım. Kitabın meselesi şu soruda saklı:
“Dickens, sosyal, ahlaki ve politik olarak tam olarak nerede duruyor?”


*Hafta sonu çocuklarla beraberdik. Birlikte bilim müzesine gittik: Pavilhão do Conhecimento. Müze, çocuklara sıra dışı deneyimler sunup “neden?” sorusunu sorduruyor.
*Yine Galveias Sarayı Kütüphanesi’nde ilgimi çeken bir kitaba daha rastladım. Bu kez bir ansiklopedi: Cambridge Yayınları’ndan Women’s Writing in English (İngilizce Yazan Kadınlar).
*Portekiz’de cumhurbaşkanlığı seçimleri, birinci turda hiçbir adayın yüzde elliyi aşamaması üzerine ikinci tura kaldı. António José Seguro (Sosyalist Parti) ile André Ventura (Chega) 8 Şubat’ta karşı karşıya gelecekler. Seguro, daha önce devlet bakanlığı ve milletvekilliği yapmış bir isim. André Ventura ise göçmen karşıtı söylemleriyle dikkat çekiyor.
*Uçaklarda domates suyunu bulmak gitgide zorlaşıyor. Oysa yolculuğun en büyük keyiflerinden biriydi.
*London Review of Books dergisinde Adam Mars-Jones, Kiran Desai’nin son romanını incelemiş. Yaptığı bir alıntı hoşuma gitti:
“Eğer iyi bir sanatçıysan, saksağan, karınca, solucan, arı olursun. Hayattan aldıklarını sanatına taşırsın. Sıradan dünyadan bir kırıntı düşlere; gerçeklikten bir kırıntı hayallere.”

*S. ile havaalanında tanıştık. Yaklaşık altmış yaşında. İyi kazandığı hâlde neden mesleğini bıraktığını anlattı bana.
“Çevremde iyi kazanan kim varsa eşlerinden boşandı,” dedi.
“Evliliğimi sürdürmek için emekli oldum.”
Sonra ilginç bir şey daha söyledi:
“Dil bariyerine rağmen Portekiz’e gelince yeniden insanlarla iletişim kurmaya başladım.”

*Türkiye’deyken Avrupa yaşam tarzını savunmak ilericilikse, Avrupa’dayken hangi yaşam tarzını savunmak ilericiliktir?

*Neden bilmem, Avrupa muhafazakârlığına merak sardım. Hatta Conservative Europe dergisini bile aldım. Dergideki bazı yazarların Hristiyanlık ve Museviliği birlikte anmaları beni şaşırttı. Açıkçası, Avrupa muhafazakârlarının Antik Yunan’ı da yanlarına almalarını beklerdim.

*Milliyetçiliğin, Portekiz’de de dinle birlikte dallanıp budaklanması ilginç. Bizde de çok farklı gelişmemiş. Her ikisi de “yerelden evrensele” uzanmaya çalışıyor.

*Portekiz’de alışamadığım iki şey var: İlki, yağmur durup güneş açınca balkon giderlerinden mütemadiyen başıma damlayan sular; ikincisi Portekizce!

*Markette çeşit çeşit balık görüyor ama bilmediğim için satın almaya cesaret edemiyordum. Artık azar azar alıp denemeye başladım.

*Portekizce kursundaki M.’ye evde yemek pişirip pişirmediğini sordum. Pişirdiğini söyledi; hem de iyi bir aşçıymış.
“Ne yazık ki ben hiçbir şey pişiremiyorum,” dedim.
“Karım mutfağa girmemi yasakladı. Çok kirli bırakıyormuşum.”
M. hemen sırtıma vurdu:
“Şanslı adammışsın,” dedi.

*Kursta İranlı arkadaşlar ülkelerinde devam eden protestolar hakkında konuştular. Üzüntüsünden bir gün derse gelemeyenler oldu.

*Portekiz’de kiraladığımız dairede salon ve mutfak birleşik. Bu tip daireler Türkiye’de pek tutulmuyor, ucuza satılıyor. Oysa ben bu ev sahiplerine hiç de boyunlarını bükmemelerini öneriyorum. Manavdan alıp tezgâha koyacakları birer adet hindistancevizi, ananas ve avokado; kilometrelerce uzaktan ekvator havasını içeri taşıyacaktır. Bu basit ve ekonomik çözüm, ev sahiplerinin dünya mutfaklarına hâkim olduğu izlenimini verecek; onları airfryer, mikrodalga fırın ve mutfak robotu gibi pahalı aksesuarlardan kurtaracaktır. Kadınlarımız, misafirlerini artık utanıp sıkılmadan ağırlayabilirler.

*Karayoluyla yapılan ulaşımda kaza riskinin havayoluna göre katbekat fazla olduğu düşünülürse, yolcuların pilotlar yerine otobüs şoförlerini alkışlaması gerekmez mi?

*Can sıkıntısının faydalı olduğu, yaratıcılığı tetiklediği söylenir. Oysa bu herkes için geçerli değildir. Kimilerinde pekâlâ “yıkıcılığı” da besleyebilir.

*Bir şeyi yarım yamalak bilmek, hiç bilmemekten daha tehlikelidir. Sokakta bir bankın üzerinde gördüğüm yazıyı kendi kendime “Aşk çalışacağım” diye çevirmiştim. Oysa doğrusu, “Ders çalış, canım”.

*Kanadalı aile dostumuz Jim, Portekizce öğrenmek için bol bol çizgi roman okumayı önerdi. Tavsiyesine uyacağım.

Yorum yapın