
Bazı cümleler, bir kitabın ya da filmin içinde saklanmış halde karşımıza çıkar ve bir anda düşünce biçimimizi, hatta hayat yolumuzu değiştirebilir. Yazarlık da böyle değil midir zaten? İçimize düşen küçük bir kıvılcımla başlar, sonra bizi adım adım geliştiren bir serüvene dönüşür.
Bu söyleşide, yazarların kendi ilham kaynaklarına, yazma alışkanlıklarına ve iç dünyalarına samimi sorularla dokunuyoruz. Her yanıt bir sahneye dönüşüyor, her sahne okura yeni bir kapı aralıyor.
Orhan Pamuk’un Yeni Hayat kitabı “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” diye başlar. Sizin şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar arasında hayatınızı değiştirmese bile etkilendiğiniz, okumasaydım çok şey kaybederdim diye düşündüğünüz bir kitap var mı?
Dönemine, içinde bulunduğum duruma ve okuma iştahıma bağlı kalarak bazı kitapların bende çok güçlü etkiler bıraktığını söyleyebilirim. Örneğin lise yıllarımda okuduğum Alex Haley’in Kökler romanının önsüzünde geçen bir cümlenin yazıya olan sadakatimi güçlendirdiğine inanırım. Bu kitabı yazmak için atalarımın izlerini on iki yıl boyunca araştırdım. Bu basit cümle, bana bir insanın hayatta bazı amaçları olduğunu ve onları gerçekleştirmek için uzun yıllarını bile feda edebileceğini öğretti. O kitabı okumamdan yaklaşık otuz beş yıl sonra yazdığım Meryem’in Çiçekleri’nin kahramanlarından biri olan Adis’in söylediği “Hayattaki asıl amacımız için güzel olanı terk etme cesaretini gösterememişsek yaşadık diyebilir miyiz?” cümlesinin mayasında belki de Alex Haley’in o sözü vardır. Yine lise yıllarında okuduğum Çerniveski’nin Nasıl Yapmalı romanı da olanla olması gereken arasındaki zıtlığı, çelişkiyi, kaosu ve şiddeti net ve güçlü bir şekilde görünür kıldığından hayattaki yönümü belirlemiş ve nasıl bir dünya hayal etmem gerektiği konusunda beni aydınlatmış hatta yönlendirmiş olabilir. Bu yolculukta o yıllarda okuduğum Yaşar Kemal’in, Nazım Hikmet’in ve Ahmet Arif’in hakkını da teslim etmem gerekir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın başta Saatleri Ayarlama Enstitüsü olmak üzere bütün kitaplarını okurken garip bir ruh haline büründüğümü, büyülendiğimi hatırlıyorum. Beni böyle etkileyen daha pek çok kitap var elbette. Ama sanırım büyüme, olgunlaşma evrelerinde okuduğumuz doğru kitaplar başımıza gelebilecek en güzel şeylerdir.
Yazmaya başlamanıza ya da yazı biçiminizi dönüştürmenize ilham olan bir film oldu mu? Olduysa hangi sahne sizi etkilemişti, bizimle paylaşır mısınız?
Okuduklarımız kadar izlediklerimizin de yaratıcılığımıza doğrudan olmasa bile bir şekilde sirayet ettiğini düşünürüm. Üniversitede ders olarak da gördüğümüz bazı filmler beni, sonraki yıllarda izlediğim filmlerden daha çok etkilemiştir. Eisenstein’in 1925 yapımı Potemkin Zırhlısı, Vittorio de Sica’nın 1948 yapımı Bisiklet Hırsızları ve Charlie Chaplin’in 1936 yapımı Modern Zamanlar filmleri bunlardan bazıları. Bu üç filmi izlerken kitlelerin çözülüşünün arkasındaki farklı nedenlerin başarılı bir şekilde verildiğini düşünmüştüm. Ayrıca kamera kullanımı üçünde de son derece başarılıdır. Potemkin Zırhlısı’nda yaklaşık altı yedi dakika süren bir sahne var: Askerlerin, Odessa merdivenlerindeki masum insanlara saldırısı… Müthiş bir sahnedir. Kaos anındaki duygu değişimleri, şiddetin yıkıcılığı kameranın başarılı kullanımıyla müthiş bir ritimle verilmiştir.
Haruki Murakami, yazarlığın bedensel güç gerektirdiğini ve her gün koştuğunu ya da yüzdüğünü anlatır. Sizin düzenli bir spor alışkanlığınız var mı? Varsa bu fiziksel pratiğin yazma sürecinize etkisi nedir?
Yürüyüş yapmak dışında herhangi bir spor alışkanlığım yok, o da ne yazık ki düzenli değil ama olmasını isterdim elbette.
Virginia Woolf, “Para kazanın, kendinize ait bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın…” diyerek birçok kadına yazma cesareti verir. Bu sözden yola çıkarak, siz yazmaya yeni başlayan birine ne tavsiye ederdiniz? Bir yazarın en başta hangi gerçeğe ya da duruma hazırlıklı olması gerekir sizce?
Gerçekler ve durumlar herkese göre değişeceği için yazmaya yeni başlayan birine tavsiyelerin verilmesini çoğu zaman doğru bulmuyorum. Woolf’un yazmak isteyen kadınlara seslenmesi elbette anlaşılırdır. Özellikle o dönemde kadınlara yazma cesaretini ancak edebiyatıyla herkesi büyüleyen bir kadın yazar yapabilirdi. Bugün de yazma tedirginliği yaşayan yazar adaylarına tavsiyelerden çok cesaret verilmelidir. Yeni yazmaya başlayanların bu tür sorularıyla karşılaştığımda onlara, yazmak güçlü bir meydan okuma çağrısıdır, bu yüzden bildiğinizi okumaktan geri kalmayın, diyorum.
İnsanlar genelde okudukları kitabın altını çize çize okur. Peki siz bir yazar olarak kendi yazdıklarınız arasında altını çizeceğiniz bir cümle seçseniz, hangisi olurdu? Neden?
Her cümlenin metinde çok önemli görevler yüklendiğini ve ağırlığının olduğunu düşündüğümden bu soruya cevap vermek benim için oldukça güç. Kendi cümlelerimi değil de epigraf olarak aldığım bir dizeyi söyleyebilirim ancak. Birîndar’da Pablo Neruda’nın “Yaralayan, ölene dek yaralanmıştır” dizesi bana göre sadece romanı değil, romandaki her bir karakteri çok iyi anlatıyor.

















