Yazarın Odası: Gamze Yayık | Meltem Dağcı

Ocak 22, 2026

Yazarın Odası: Gamze Yayık | Meltem Dağcı

Edebiyatçıların yaşamlarını, yazdıkları mekânları, son zamanlarda okuduğu kitapları bu defa yakınlarının gözünden mercek altına almaya çalıştık.Yazar Gamze Yayık’ı, kızı çevirmen İpek Yayık ile konuştuk.

1)Yazılarını nerede yazar? Yazarken denk geldiğinizde o an yaşadığınız ilginç bir anınız oldu mu?

Sabit bir yeri yok. Dizüstü bilgisayarını evin neresine götürürse orada yazıveriyor. Ama evin dışında bir yerde yazdığına hiç şahit olmadım. Belki de ev, onun için güvenli bölge. Sanırım tek istisnai mekânı, öğretmeni Handan Gökçek’in atölyesi. Annemin çoğu yazısı Handan Hoca’nın verdiği ödevler sayesinde kaleme alındı. Gözlemlediğim kadarıyla odaklanmak için sessiz, düzenli ve dikkat dağıtıcı tüm etkenlerden uzak bir ortama ihtiyacı var. Bu yüzden toplum içinde, kafede, kütüphanede vs. yazamıyor. Yazlık evimizdeyken ilginç bir anına tanık oldum. Yan yana iki yatağa uzanmıştık. Dizüstü bilgisayar kucağında, tıkır tıkır bir şeyler yazıyordu. Bir süre elimdeki telefona dalmışım. Kafamı kaldırdığımda annemin çatık kaşları ve kıpkırmızı olmuş suratıyla karşılaştım. Ne yalan söyleyeyim endişelendim. Mesajlaştığı birilerine sinirlendiğini sandım. Meğerse Sevdanın Katili (Dedektif Dergi 32. sayısında yayımlandı) öyküsü için hararetli bir tartışma sahnesi yazıyormuş. Karakterlerle fazlasıyla empati kurduğu her halinden belliydi.

2) Annenizle yazı/okuma üzerine neler paylaşırsınız?

Japonca öğretmeni ve çevirmenim. İşim gereği genç ve yetişkin eğitimi, kültür farklılıkları, dil bilgisi, editörlük, eleştirel okuma gibi alanlarla ilgileniyorum. Doğal olarak annemle konuşacak çok şeyimiz oluyor. Zaman zaman fikir ayrılığına düşsek de yanı başınızda profesyonelliği bir tarafa bırakarak, filtresiz bir şekilde bu konuları tartışabileceğiniz biri olması harika bir his. Yeni çıkan romanlardan tutun da edebiyat aleminin son dedikodularına kadar her şeyi birbirimizle paylaşıyoruz.

3)Yazdıklarıyla ilgili sizden ne tür fikir/ öneri alır?

Yazdığı metinleri kendinden sonra ilk gören kişi genellikle ben oluyorum. Annem “Sen ne yapsan güzel olur, hayatım” diyen babamın aksine tarafsız bir yorumcu olduğumu söylüyor. Gerçekten öyle olmaya çalışıyorum. İyisini kötüsünü çekinmeden söylüyorum. Çünkü onu en iyi ben tanıyorum. İçinde daha iyi bir yazar, daha iyi bir Gamze olduğunu biliyorum. Ayrıca eleştiriye çok açık. Yazdıklarına bir kutsiyet atfetmediği için kelimelerle oynamama, kurguya müdahale etmeme, kişisel zevklerimden etkilenmeme izin veriyor. Tabii her eleştirim kabul görmüyor ama bence iyi bir tartışma zemini yaratabiliyoruz.

4)Yazı yazarken vazgeçemediği ritüelleri nelerdir?

Balkon yıkamak, ütü yapmak, evi süpürmek… Yazı yazmadan önce biraz gergin ve dalgın oluyor. Hikâyeyi kurgulama sürecinde hiç bilgisayar başına oturmaz. Günlük ev işlerini yaparken arka planda düşünür. Kurguyu kafasında tamamen bitirdiğinde bilgisayarın başına geçer ve bir iki saate kalmaz her şeyi Word belgesine dökmüş olur. Sonra babamla bana okutur ve yorumlarımızı alır. Gün içerisinde alelade zamanlarda kafasında kurgu yapması bazen komik anlara sebep olabiliyor. Mesela bir gün sofrada karşılıklı oturuyorduk. Çorba içerken kaşığı havada, ağzı açık, tabağa boş gözlerle bakarken yakalamıştım onu. Başka bir gün birlikte cam silerken birden “Biliyor musun, nemli ortamlarda ceset daha çabuk bozulurmuş” deyip hiçbir şey yokmuş gibi camı ovalamaya devam etmişliği de var. Artık alıştım.

5)Son olarak, elinde en son gördüğünüz kitapları öğrenebilir miyiz?

Şu an elinde iki kitap var. Biri Aslıhan Kocabal’dan “Gerçeğe Aykırı Beyanlar”. Diğeri Dedektif Dergi yazarlarının kaleme aldığı, Gencoy Sümer’in derlediği “Kilitli Odaların Esrarı” kitabı.

Yorum yapın