Duyarsızlaşmış çağın tembelleri | Havanur Taflan

Ocak 13, 2026

Duyarsızlaşmış çağın tembelleri | Havanur Taflan

Kendimizi görmek kolaydır kurmacada. Kahramanlarımıza (ki artık yazarın değil bizim yoldaşlarımızdır onlar) öfkelenir, kızar, bazen de acırız. Onlarla gerçekliğimizden sıyrıldığımız için çok kolay yargı dağıtırız. Bu duygular ilk bakışta karakterlere yönelmiş gibi görünse de.  Oysa tüm o kızgınlık, o acıma kendimize değil midir? Kendimize yönelttiğimiz (yapabilmişsek şayet) eleştiri ise karakterlerin etrafında dolanıp durur hep. O yüzden de canımızı acıtmaz ya.

Oblomov konforun içinden konuşur tabii… Zamanı vardır, parası vardır, düşünme lüksü vardır. İradesini kullanmamayı seçtiğine göre sonuçlarına katlansın artık; ne yapalım. Okur olarak yargılama hakkımızı, kitabın sayfaları arasında gezinirken üzerine boca ederiz. Onun tembelliğine kızarız. En çok da onun ‘seçim’ yapabilecek kadar mülkiyete ve zamana sahip olmasına rağmen değişmemekteki direncine…

Oysa Bartleby ile karşılaştığımızda bu kızgınlık yerini sessizliğe bırakır. Çünkü Bartleby, Oblomov’un aksine, bir imkânın değil mutlak bir imkânsızlığın içinden konuşur. O yoksunlukla çevrilidir. Geçmişi belirsizdir, geleceği yoktur. “Yapmamayı tercih ederim” dediğinde bu bir naz değildir ki. Tükenmişlik beyanıdır bu sözler onun için. Ya kendi tükenmişliğimiz… Onu dile getirmekten korkarız. Günümüz mottosu kulağımıza sürekli fısıldar bir taraftan:

Kendini yargılama, kendini optimize et.

Kurmaca tamamlanmış bir çerçeve sunar bize. Oysa gerçeklik dağınıktır; süreklidir. Önümüzde akan karanlık uzun bir yol… Kendimizi yargılamak açık uçlu bir davaya girmek gibi; ne zaman biteceği belirsizdir. Yargılamak yavaşlatır bizi. Hız çağında bir kusurdur bu. Performans beklenen nesneler olarak zamanımız da yoktur zaten. Okurken durur, düşünür, tartarız. Ama gerçeklikte… Akışa uyum sağlamayı bir erdem sanırız. İrade yoksunu muyuz? Yoksa bedeline katlanamayacağımızı düşünmemizin yarattığı korku mu bunun nedeni?

“Üstün özellikleri olan birçok insan tanıdım ama kalbi onunki kadar temiz bir insanla karşılaşmadım. ”der Oblomov’un arkadaşı Stolz. Evet, Oblomov hayata yenilmiştir yenilmesine ama ahlaken… Hayattan çekildiğinde dünya onsuz dönmeye devam eder. Tıpkı Bartleby durduğunda ofisin çalışmayı sürdürmesi gibi. Peki, bugün sen, ben durduğumuzda ne olur? Sistem yalnızca yoluna devam etmekle kalmaz; bu duruşumuzu da kendi işleyişinin bir parçası hâline getirir. Tepkisizlik artık bir arıza değil çünkü. İçinde yaşadığımız düzenin sessiz yakıtı… Ödeyeceğimiz bedel ise soyut bir ahlak meselesi olmaktan çoktan çıktı. Hayatın maddi ve duygusal dengelerine dokunan somut bir tehdit. 

“Yapmamayı tercih ederim” bugün bireysel bir direnç değil; duyarsızlaştırılmış bu çağın en konforlu cümlesi. Sorunu görüp çözmeye yanaşmamak… Belki de yaşadığımız en büyük kriz, krizlerin kendisi değil; onlara verdiğimiz tepkisizlik. Oblomov geri çekilerek iyi kalmayı seçti. Bartleby durarak her şeyi askıya aldı. Sonunda da bedellerini ödediler. Ya biz? Ne çekilebiliyoruz ne de durabiliyoruz. Modern insanın gerçek trajedisi tam da bu. Oblomovka’lı Eflatun’a olan tek benzerliğimiz, arenadan çıkamayan ama dövüşmek de istemeyen seyirciler olmamız sadece.

 ”Arenaya çıkacak bir gladyatör gibi değil, mücadelenin sakin bir seyircisi olarak çıkmıştı ortaya Oblomov. “Ürkek, tembel ruhu mutluluğun heyecanlarına da, hayatın darbelerine de dayanamazdı. Bu nedenle, yaşamı yalnızca bir köşesinden almıştı; ondan bir şeyler elde etmesine, bir şeylerden pişmanlık duymasına gerek yoktu.”

Oblomov hiç pişmanlık duymadı. Sessizce çekip gitti hayattan. Gonçarov’un dediği gibi, sahibinin kurmayı unuttuğu bir saatin durması gibi… Evet,  Oblomov ve Bartleby yalnızca kendi hayatlarını eksilttiler.

Ya duyarsızlaşmış bu çağın tembelleri olan bizler?
Ne Oblomov’un yorganına sahibiz ne de Bartleby’nin cesaretine. Bugün sorun Oblomov gibi geri çekilmek ya da Bartleby gibi durmak değil; sorun, hiçbirini gerçekten yapamayacak hâle getirilmiş olmamız.

Yaşadığımız tüm o pişmanlıklarımız… Onlar sadece bize zarar vermiyor artık. Sessizliğimizle geçen her gün başkalarının hayatını da eksiltiyoruz.

Kaynak:

İvan Aleksandroviç Gonçarov, Oblomov, Çev. Ergin Altay, İletişim Yayınları

Herman Melvill, Kâtip Bartleby,   Çev. Hamdi Koç, İş Bankası Yayınları

Yorum yapın