Turgut Uyar’ın “Doksanbirinci Gün” adlı tiyatro oyunu hakkında | Fırat Caner

Ağustos 25, 2017

Turgut Uyar’ın “Doksanbirinci Gün” adlı tiyatro oyunu hakkında | Fırat Caner

2006 yılında kabul edilen “Turgut Uyar’ın Huzursuzluğu” başlıklı doktora tezimizin bibliyografyasının Uyar’ın eserlerinin listelendiği kısmında şaşırtıcı bir şekilde bugüne kadar hiç kimsenin dikkatini çekmemiş olan bir künye var: Doksanbirinci Gün. 2017 yılında, Uyar’ın eserlerinin yayın haklarına sahip olan Yapı Kredi Yayınları büyük bir yayıncılık başarısına imza attı ve Uyar’ın yazmış olduğu bu eseri bir yayıncı notu ile beraber yayımladı: “Turgut Uyar’ın sağlığında yayınlamadığı, bir nedenle yayınlamayı tercih etmediği, “adı konmamış, tarihsiz” –yazılışının üzerinden tahminen yarım asır geçmiş– oyunu “Veys”, yıllarca gizlenmeyi ya da yazanı tarafından unutulmayı göze almış, “Büyük Saat”in zembereğiyle kurulmuş, şaşırtıcı, düşündüren bir metin.”

Bu notta, maddeler hâlinde özetleyecek olursak şu bilgiler veriliyor: 1. Turgut Uyar’ın yazmış olduğu bir tiyatro oyunu var. 2. Turgut Uyar’ın bu tiyatro oyunu, yazar bir nedenle onu yayımlamamayı tercih ettiği için sağlığında yayımlanmamış. 3. Uyar, yazmış olduğu bu tiyatro oyununa bir ad koymamış. Bu nedenle de yayıncı onu baş kişinin yani Veys’in adıyla yayımlamış. 4. Bu tiyatro oyununun yazılış tarihi belli değil ama yayıncı 1960’lı yıllarda yazılmış olduğunu tahmin ediyor. 5. Uyar, oyununu unutulmaya terk etmiş.

Konuyla ilgili gerekli düzeltmeler şöyle sıralanabilir: Turgut Uyar’ın sahiden de bir tiyatro oyunu var. Oyunun adı Doksanbirinci Gün. Yazarı tarafından unutulmaya terk edilmeyip Devlet Tiyatrosu’na gönderilmiş ve büyük olasılıkla repertuara kabul edilmek suretiyle Devlet Tiyatrosu arşivine girmiş. Metin arşivden temin edebilir. Uyar’ın oyununa bir ad koymadığı savı doğru değildir. Arşiv nüshasında metnin, oyunun adının da yer aldığı kapak sayfası mevcuttur.

Oyunun adının “Doksanbirinci Gün” olduğu alttaki birinci ve ikinci fotoğraflarda açıkça görülebilir. Birinci fotoğrafta ayrıca “Devlet Tiyatrosu” mührü de tespit edilebilir. Bu mühür, oyunun T. C. Devlet Tiyatroları arşivinde mevcut olduğunun, dolayısıyla da Turgut Uyar’ın bu eserini değerlendirmeye çalıştığının bir delilidir.

Bunlarla birlikte, oyundaki imge evreninin özellikle Tütünler Islak’taki imge evreni ile örtüşmesi, editörün, oyunun bu kitaptan kısa bir süre önce veya kısa bir süre sonra yani 1960lı yıllarda, dolayısıyla da yaklaşık olarak 50 yıl önce yazılmış olabileceğine ilişkin tahminini desteklemektedir.

Yayınevlerinin, yayın haklarını satın aldıkları yazarlarla ilgili olarak, o yazarlar hakkında doktora tezi hazırlamış akademisyenlerle iletişim kurmaları önerilir. Turgut Uyar için ilgili kişiler, Zübeyde Şenderin ve bu satırların yazarı olan Fırat Caner’dir.

Son olarak, Yapı Kredi Yayınları’nın, elde etmiş olduğu nüshada metnin ilk paragrafına ait ve ilgili sayfanın bir kısmı yırtık olduğundan yayımlayamadığı kelimeler söz konusu arşiv nüshasından okunabilir ve sayfa şu şekilde tamamlanabilir:

I PERDE

Tablo

(           Eski çağlarda bir köy meydanı. Ortada büyük bir güneş saati.

Dibinde kaba, yıpranmış, ilkel tekerlekler. Bir iki tane. Sağda

kaba çitler ardında kaba bir ev. Gerektiğinde evin, seyircile-[1]

bakan duvarı kaldırılacak, evin içi görünecektir. Solda bir iki

ağaç. Ağacın yöresinde sekiz-on kişi. Kimileri ayakta. Hepsi

kahverengi uzun giysili. Gazete okur, sigara içer ya da her yerde

kâğıt oynarlar. Yanlarında tarım araçları. Sessizlik. Bu tablo

biraz sürdürülmelidir.)

1. Kişi- (Dolaşmaktayken durur. Sigarasını yere atar, söndürür.

Güneş saatinin yanına gelir. Kendi kol saatini güneş

saatine bakarak ayarlar. Öne doğru yürür. Öbürlerinin

durumu değişmez.)

Off!. Her şey ne kadar zor!. Ne kadar zor ve olağan.

Zorluğu olağan, olağanlığı can sıkıcı, gönül bozucu.

Yorgunluk, çaresizlik ve çoğalmak… Bir Tanrı yahut

on apartman dairesi. Yahut on aparman dairesine bir

Tanrı. İyi bir değiş-tokuş.. Namuslu da…

İşte bir günlük birşey!.. Gidip gelmek!..

(Dolaşmaktayken yine öne doğru gelir)

…. Biz çiftçiyiz, hüznümüz doğaya uygun, sevinçsiz,

işçi yahut memur olduğumuz da söylenir, aydın olduğumuz

da. Kalabalık yani. Herkes… Sadece kendini işine vermiş-

lerimiz rahattır. Çünkü bir Tanrı, çünkü bir hesap? Ver-

meyenlerimiz de rahattur. Çünkü bir Tanrı? Çürümüş yu-

murtayla pasta yapıyoruz, eskimiş birimlerle alış-veriş.

Baş vurmadık yer bırakmadık sanıyoruz. Her saat başı

böyle, her saat başı. Ah, o yüce bilgeliği boşuna baş-

Fırat Caner[2] edebiyathaber.net (25 Ağustos 2017)

[1] Burada “re” hecesi yanlışlıkla daktilo edilmemiş.

[2] Yrd. Doç. Dr., Karadeniz Teknik Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, [email protected]

Yorum yapın