Masthead header

Paris Kitap Fuarı’ndan sonra (1): Sözü değiştiren bakış | Feridun Andaç

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

feridun andac 10.tifBir dostuma anlatıyordum izlenimlerimi; Paris’te hangi vitrine baksanız arkasında bir meslek görürsünüz…

Bu sözümün nereye varacağını bilen dostum ise “azgelişmişlik sendromu”muz üzerine sözler etmeye başlamıştı.

 Doğrusu bu yargıya katılsam da, benim sorum/sorgum daha çok “yerlilik”ten yanaydı!

 Neden kendimiz olamıyoruz? Asıl bu sorunun yanıtını ararken o “mesleksizlik” hastalığımıza ayna tutuyordu bana göre her vitrin. Bir mağazaya, dükkâna, pastaneye, tuhafiyeciye, berbere, kitabevine, fırına adım attığınızda o mesleki birikimle ve kendi olanlarla karşılaşıyordunuz.

 Kitap fuarını gezerken birçok Fransız yayınevinde gözlediğim de buydu; yüzde yetmiş yerli, yüzde otuz yabancı üretim. Bizde ise bu oran tam tersi. Hatta yerlilik üretimimiz yüzde yirmilerde denebilir!

Peki, bu neyin göstergesi?

 Azgelişmişliğimizi burada mı aramalıyız?

Öyle ya, sayın başkanımız Davutoğlu diline pelesenk etmişti “bir medeniyet restorasyonu yapacağız” diye! Bunu neye dayandırarak gerçekleştirebileceklerinin andı ise “hamaset edebiyatı”nda yatıyordu.

 Benim için her kitap fuarı ulusların gelişmişliklerinin birer göstergesi az çok. Ama eğer bunları düzenleyen ülkelerin sokaklarına, çarşı pazarlarına yolunuzu düşürür de neyi nasıl yaşadıklarını gözlerseniz bu daha çok şey söyler size.

 Benim gözümde Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere biraz öyledir.

 Eğitilmiş bir toplumun meslek hastalığı yoktur, olsa olsa meslek yarasından söz edilebilir! Bilir ki gelişmişliğin yolu buradan, üretimden geçmektedir. Endüstri, sanayi devrimlerini yapan uluslara bakın bunu daha iyi gözlersiniz.

 Paris Kitap Fuarı bana şunu bir kez daha anlattı ki; yayıncılığımız “kargo yayıncılık” felsefesini iyi benimsemiş durumda. Bir de buna yeni bir kavram eklenebilir: “Business yayıncılık”! Hazır olanı alalım, okura sunup para kazanalım. Yarı taklit, yarı özenti ise işin allayıp pullama yanı.

Yayıncılık yalnızca “edebiyat” değildir kuşkusuz. Ama kültür işidir, bilgi işidir, birikim ve yaratıcılık işidir. Paris’te, Londra’da ya da Frankfurt’taki fuarlara bakınca bunu iyi anlarsınız.

 Küresel salgın her yerde, popülerlik egemen.

 Paris caddelerinde Marc Levy’nin yeni romanının (“ L’horizon á l’envers”) afişlerini görmek beni şaşırtmadı. Hatta “yüce” Gallimard da buna uyarak Tahar Ben Jelloun’u yeni romanıyla (“ Le mariage de plaisir”) afişlendirmişti.

 Sarkozy’nin bir kitapla fuarda boy göstermesi ise yeni bir yayıncılık keşfiydi sanki!?

Görüyorsunuz, o “iyi”/ “kötü” edebiyat/kitap aynı kulvarda yarışıyor bu küresel pazarda. Yine de kendi olabilen bir birikimle var ediyorlar bunu.

 Şu da var ki; Paris’te her bir şey, nesne/yaratım, yer/mekân sözü değiştiren bir bakışla kuşatıyor sizi.

 Evet, Paris Kitap Fuarı’na bakınca yayıncılığın nasıl bir meslek olduğunu gözlemleyebiliyorsunuz. Oysa ki biz, henüz panayırcılıkla uğraşıyoruz ve yayıncılığımız ise başkalarının yaptıklarıyla kendini var kılmaya çalışıyor.

Şimdi çıkıp bir yayıncıya yerli üretiminiz nedir, özgün projelerinizi anlatın deseniz; dudak büker çoğu. Taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışmanın da bir sonu vardır elbette. Merak ediyorum su bitince ne yapacaklar.

 Bugün yayıncılığımızda “üç kuşak”tan söz edemediğimize göre; yerli üretimin önünü açabilecek “entelektüel akıl”ı da başka yerde aramak gerekmektedir.

Yakın zamanda ülkemiz yayıncılarından bazılarına yabancı yayıncılar el atarsa sakın şaşırmayın! Paris Kitap Fuarı bana biraz da bunun işaretlerini verdi. Bu vitrinde yer kapmaya çalışacakları “pek yakında” göreceğiz elbette!

Feridun Andaç – edebiyathaber.net (29 Mart 2016)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z