Masthead header

Onur Ataoğlu yazdı: Zaman Gezginleri Kerem ile Sibel

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

İnsanoğlu, zaman algısını edindiği andan itibaren zamanda yolculuğu hayal etmeye başlamış. Mağara duvarlarına çizilen resimler bile geleceğe mesaj bırakmak, bir şekilde gelecek yıllara ulaşmak amacını taşıyor. Uygarlıklar geliştikçe insanlar gelecekle ilgilendiği kadar geçmişe de merak sarıyor. Gelecek, farklı bir gerçekliğin ütopyasını temsil ederken, geçmiş pişmanlıkların, her şeye yeni baştan başlayabilme ihtimalinin simgesi oluyor. Gelecekle ilgili hayaller daha gelişmiş, uygar, zengin bir toplumda yaşamakla ilgiliyken, geçmişe gitmek yapılan hataları telafi etmek, "keşke"leri düzeltmek amacını taşıyor. "Zamanda yolculuk" fantezilerimizin sonsuz çeşitliliği, zamanın sonsuzluğuna yaklaşıyor.

Bugüne kadar genelde bilim kurgu, özelde zamanda yolculuk yabancı edebiyatın egemenliğinde bir konu oldu. Bilim kurgu ihtiyacımızı çoğunlukla batı edebiyatından ve sinema uyarlamalarından karşıladık. Gelecekteki dünyadan bugüne dönmeyi, yapılan hataları düzeltmeyi “Terminatör”den öğrendik. Otostopçunun Galaksi Rehberi, fantastik, esprili ama aynı derecede düşündürücü bir zaman/mekân yolculuğunu aklımıza soktu. Isaac Asimov, gelecekteki robotların temel yasalarını kaleme aldı.

Ancak tüm bu romanları okurken, filmleri izlerken yerel bir lezzet bulamamak beni çok rahatsız ediyordu. Filmlerde geleceğe gidilecekse, binlerce yıl sonrasının New York'una, Los Angeles'ına gidilir. Gelecekten gelen insanlar Londra'ya, San Francisco'ya inerler. Filmlerde dünyayla ilgili bir simge olacaksa, özgürlük anıtı, Big Ben veya Golden Gate köprüsünü görürüz. Film mekânları, cadde ve sokak isimleri, restoran ve kafeler mutlaka Amerikadandır. Dünyayı işgal etmek isteyen yeşil uzaylılar ille de Amerikan Başkanı'nı muhatap alırlar. Türkiye'ye dair bir görüntü, uzaylılar dünyayı yok ederken izlediğimiz 3-5 saniyelik bir İstanbul yıkımı sahnesiyle sınırlıdır.

“Zaman Gezginleri Kerem ile Sibel”i de zamanda yolculuk fantezilerimizin zenginliğine ülkemizden bir katkı olarak okumanızı tavsiye ederim. Öncelikle hem Hasan Saraç'ın bu konularda yazan tanınmış edebiyatçılardan kurgu ve heyecan olarak aşağıda kalmadığını görmek, hem de kitabı okurken Galata'da, Ortaköy'de, Taksim'de kaybolma korkusu olmadan gezinmenin rahatlığını hissetmek için okuyun derim. Bir bilim kurgu romanını deplasmanda değil kendi sahamızda okumanın keyfi için bile değer Zaman Gezginlerinin sayfalarını çevirmek. Romanın bir kısmı yine New York'ta geçiyor ve bana "burası da neresi" duygusu yaşatıyor, ama evrensel bir romanda olsun o kadar… Bu arada, romanda kullanılan mekân isimleri, markalar, restoran, caz bar, otel ve kafeler romanın gerçeklik algısını artırıyor. Daha önce Haruki Murakami'de gördüğüm, hatta yazarın zaman zaman eleştirildiği mekân/marka kullanımı Zaman Gezginlerinde de kendini gösteriyor. 

Hasan Saraç'ın Ankara Fen Lisesi ve ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği geçmişi, kitabın bilimsel altyapısının sağlamlığı için bir güvence. Her ne kadar kitapta okuyucuyu bezdirecek teknik detaylara girilmiyorsa da, bir zaman gezgininin zamanda yolculuk yaparken mekânının sabit kalmasının Heisenberg Belirsizlik Prensibi'ne bağlanması çok hoşuma gitti. Kitabın kurgusal altyapısının sağlamlığı ise, yazarın Douglas Adams, Aldous Huxley, Isaac Asimov gibi bilim kurgu dehalarını okumuş ve analiz etmiş olmasına dayanıyor. Fen Lisesi, Heisenberg, Asimov diyerek okuyucuları korkutmuş olmak istemem; Zaman Gezginleri gayet akıcı bir dille yazılmış, sürükleyici, kolay anlaşılır bir roman…

Romanda insanoğlunun doğaya hükmetmeye başlamasından bu yana kontrolden çıkan hırsının ve güce tapmasının sonuçlarına dair bir gelecek distopyası tasvir ediliyor. Gelecekte yaşayanlar zamanda yolculuk yapabilme becerisini elde edince, başlarına ne geldiğini, niye geldiğini iyice öğrenebilmek için geçmişe seferler düzenliyorlar. Gelecekten gelenler, bulundukları zaman diliminde fark edilmeden "proje"lerini gerçekleştirmek ve o zaman dilimiyle her hangi bir “bağ” kurmadan kendi dönemlerine dönmek durumundalar. Ama insanoğlunun en temel duygularından olan "aşk" ferman dinlemiyor; günümüzde de, gelecekte de… Romanın ismindeki "Kerem" ile "Sibel" size bu konuda bir fikir veriyor sanırım?

Romanın bence önemli özelliklerinden biri, gelecekten gelenlerin geçmişi değiştirmek ve dünyanın gidişatını etkilemek gibi bir iddialarının olmaması. En azından şimdilik… Şimdilik diyorum, çünkü romanı okuduğunuzda sonunun bağlanmadığını, maceranın ilerleyen kitaplarda devam edeceğini, zaman gezginlerinin günümüz İstanbul'una karşılıklı seferler düzenlemeye devam edeceğini görüyorsunuz. Biraz daha ileri gidip kitabın sonunu, katilin uşak olduğunu ağzımdan kaçırmadan susayım ve sizi Hasan Saraç'ın bu başarılı çalışmasıyla baş başa bırakayım…

Onur Ataoğlu Kimdir?

Onur Ataoğlu, 1970 Ankara doğumlu, ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu. Gezmeyi, gözlemlemeyi ve yazmayı seviyor. Gezi yazıları bazı dergi ve kolektif kitap çalışmalarında  yayınlandı, 2011 yılında “Evliya Çelebi Gezi Yazısı Yarışması”nda ikincilik ödülü kazandı. 2002-2006 arasında 3,5 yıl Japonya’da yaşadı, gözlemlerini derleyerek kitap haline getirdi ve “Japon Yapmış” isimli ilk kitabı 2010 Ekiminde, “Japon NE Yapmış” isimli ikinci kitabı 2011 Eylülünde yayınlandı. Başta gelen hobileri gezmek, fotoğrafçılık, kitap okumak ve yazmak, yazdıklarını blog sayfasında paylaşmak:

http://www.onurataoglu.blogspot.com/

Yazan: Onur Ataoğlu – edebiyathaber.net (17 Şubat 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z