Masthead header

“Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi” üzerine | Doğukan İşler

Kendisini  daha çok romanlarıyla tanıdığımız  Güray Süngü, ilk öykü kitabı olan “Deli Gömleği”nden sonra, “Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi” adlı ikinci öykü kitabını okurlarına sundu.

Hece Öykü, E-Edebiyat, Özgür Edebiyat gibi dergilerde yayımladığı öykülerin yanı sıra, İtibar dergisinde de öykülerini yayımlamaya devam eden Süngü,  karakterlerini genellikle tutunamamış, intihara meyilli –hatta öykünün sonuna geldiğimizde “müntehir” – kişilerden seçiyor. “Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi” kitabını oluşturan öykülerin birçok karakteri de böyle.  Karakterlerin yanı sıra, karakterlere uygun bir atmosfer olarak, olaylar da daima soğuk, kapalı havalar da geçiyor. Ve öykülerin ortak izleği olarak, belki de kahramanlara bir umut ışığı olabilecekken,  bir türlü yağmurun bile yağmadığı bir atmosferlerde hatta! Kurguyla karışık bir gerçeklikte, gerçeklikle örülü kurgularda dolaşan kahraman ve mekânlarıyla, gündelik hayattan küçük kesitler verir gibi yaparak, aslında içimizdeki bir yere işaret ediyor Süngü. En derinimizde ne varsa, tam da ona.

Kitabın adı gibi hiçbir şey anlatmıyor mu peki bu hikâyeler? Kitabın ilk öyküsü olan “Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin Birincisi” adlı öykü (Evet, kitabın adındaki gibi “İkincisi” değil; “Birincisi”), aslında biraz bunun yanıtını veriyor. Yaşama, insanlara, dünyaya ve hatta ölüme karşı büyük bir yabancılaşma problemini  irdeleyen öykü, Güray Süngü’nün edebiyat anlayışındaki “Anlatılandan çok, bunu bir araç olarak kullanarak bir şeyler söyleyebilmek” düşüncesini açıklıkla ortaya koyuyor. “Bir açıklaması yoktu.” cümlesiyle biten kitabın giriş öyküsü, aslında kurmaca dâhilinde anlatılanlardan çok, yazarın bunu neden okura bu şekilde anlattığıyla da ilişkinin kurulması gerektiğini öne çıkarıyor.

Tutunamayan, rahatsız tipleri genel olarak seçtiğini söylesek de, bunun Güray Süngü’nün özel bir tercihi olmadığını görebiliyoruz. Oldukça ironik, hatta yeri gelince komik bile sayılabilecek tipler ve olaylar da mevcut öykülerinde. Örneğin “Duvara Bakan Adama Bakan Adamlar” adlı öyküde, tam bir “memleket insanları oratoryosu”na tanık oluyoruz. Her kafadan çıkan ayrı bir ses, sonrasında neden bu seslerin çıktığının unutulması, ama ısrarla konuşmaların devam etmesi… Aslında insanların da eninde-sonunda hiçbir şey anlatmadıklarını; ama mutlaka bir şeyler söylemenin peşinde olduklarını da gösteriyor bize Süngü. Tıpkı kitabına verdiği isimde ve giriş öyküsünde söylemek istediği gibi.

Ödüllü romanları ve bir hikâye kitabından sonra Güray Süngü kitaplığının altıncı eseri olan “Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi”, Okur Kitaplığı etiketiyle yayımlandı. On kısa, bir tane de uzun öykünün bulunduğu kitap (“K…” başlığını taşıyan bu uzun öykü, ayrıca dikkat edilerek okunması ve ele alınması gereken bir öykü), hem Güray Süngü okurları hem de henüz tanışmayanlar için umarız son durak olmaz…

“Ne oldu?” dedi çekinerek.

“Son durak. İneceğiz,” dedim ,çekinerek.

“Öleceğimizi söyler gibi söylüyorsun,” dedi. (“Yara Kabuğu” öyküsünden…)

Doğukan İşler – edebiyathaber.net (17 Ekim 2012)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r