Masthead header

Bir ressama yazılan mektuplar | Şener Öztop

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

GoZLERiNDEN-oPERiM-TURAN-_128302_1Resim ve hayat.  Ressam ve bir ömür boyu serencam… Sanatçının eserine bakınca hayatı üzerine bilgi edinebilirsiniz. Bu aşamada Merleau-Ponty: “Resim gerçek olanın imgesel dokusunu göze sunar. Ressamın dünyası, gözle görülür dünyadır, yalnızca odur;  bu,  bir bakıma çılgın bir dünyadır, çünkü kısmi kalmakla birlikte bütünlüğe ulaşmış bir dünyadır.” der. Turan Erol’u (1927),  resmiyle birlikte,  kendisine yazılan “mektupları” da, okuyunca sanatçının hayatında yer eden dostlukların vazgeçilmezliğini keşfedebilirsiniz.  Eserleriyle, sanat anlayışıyla, sanat yazılarıyla… Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği’nce sahibi ve sorumlu yöneticisi olarak 15 Ekim 1971’de gazete boyutunda Sanat aylık güzel sanatlar gazetesi yayımladı. Ulus gazetesinde 1970 yılından itibaren “Defterimden” başlıklı köşesinden sanat üzerine yazılarını okur, not alırdım.      

Uzun ömür çizgisiyle sanat ortamında bugünlere iz bırakan Turan Erol’a sanatçı dostlarından gelen mektupların çoğunun son cümlesinin “gözlerinden öperim” demeleri bir hayli ilgi çekici… Tıpkı Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Ziya’ya Mektuplar” da olduğu gibi. İçten, gerçek bir özgürlük içinde yüreklerinde biçimlenmeye başlayan ifadeleri ortaya çıkarmaya çalışan, sanatçıya gönderilen bu mektuplar bir ömrün birinci el tanıklarıdır. Gözlerinden Öperim: Turan Erol’a mektuplar, hayat boyu gözden kaçırdığımız inceliklere, insanlık durumuna, bakmaya/görmeye değinirken “mektuplaşmak” üzerine düşündüklerimi yazayım dedim.

Sanat ve edebiyat uğraşının küçük sırları… 

Mektuplarda yer yer günlük olayların küçük dramlarıyla, geçim sıkıntılarıyla, dedikodu parçalarıyla karşılaşırız: Çok renkli anlar, sanat ve edebiyat uğraşının küçük sırlarını da gülümseyerek, hüzünlenerek okuyoruz. ‘Özentiye düşmeden’, ‘yapmacığa kaçmadan’, ‘içtenlikli’ bir iç dökme… Tüm bunlar mektuplara genişlik, zenginlik ve renk katıyor. Bazen kırılgan duyguların ya da sanatçı gururun bastırılmış gelgitleri, bir o kadar da ‘gönül almaların’ bünyede yaptığı tahribatı ne güzel açıklar. Şahap Sıtkı (1915- 1991), Sergi açılışlarında kalabalığın aldatıcılığının bilincindedir.  Ona göre, “Kalabalıkta hal hatır gırla gidiyor, ama yalnızken kimse ilgilenmiyor. Bir susuş alıp gidiyor.” Yalnız çıkarlarımız üzerine kurduğumuz bir dünyanın varlığından söz açıyor.

Diğer taraftan ressam Nurullah Berk (1906- 1982), içindeki sıkıntının, takdir edilmemenin hüznünü,  iç dökmesini mektubunda dillendirir: “…bugünlerde, bilmem neden, her şeye karşı bir isteksizlik, bir bıkkınlık var içimde. Bir şey yapmak, yazı, resim, herhangi bir çaba, evet ama niçin, kime, ne maksatla? Hep bu sorular içimde.” der.

Kabına sığmayan, sözünü hiç sakınmayan, hâlâ yazmayı sürdüren gazeteci-ressam Fikret Otyam (1926…) serazad üslubuyla şöyle yazar: “…Biz bildiğin gibi Ayten anne olacak 5 ay sonra. Geçinip gidiyoruz. Yazılarımın ücreti arttı 10 lira oldu. “

Vedat Günyol’un tanımlamasıyla: “ Yalansız doğrular ressamı: Orhan Peker” (1926- 1978),  24 Eylül 1954 tarihli mektubunda resim yarışmasından söz açarak şunları dile getirir: “…haberin vardır tabii, yarışmada birinciliği Aliye Berger’e verdiler. Ünlü eleştirmenciler, ayrıca Türk resmi diye bir şey göremedik gibi laflar ettiler. Dedikodu hâlâ devam ediyor.”

Kronolojik sıralamayı göz önüne aldığımızda Turan Erol’a gönderilen ilk mektubu Fikret Otyam 25. 1. 1950’de yazıyor. Son mektup da Ivi Stangili’nin yazdığı 21.4.1996 günlü mektup. 46 yıllık, yani yarım yüzyılı içeren bir zaman ve mekân… Bu bağlamda en çok ressam Orhan Peker’in (28) ve yazar Bilge Karasu’nun (20) mektupları başı çekiyor. Turan Erol’a gönderilen 23 sanatçı, yazar dostun mektupları, ruha bürünmüş, içten, içsel duygulanımların gelgitleriyle, verdikleri mesajlar(ıy)la bir dönemin panoramasını sunuyor. Mektupları okuyunca düşüncelerinizle baş başa kalıyorsunuz: ”ne ömür resme sığıyor, ne sanat ömre.” Bütün bunlara rağmen dönemlerin, insanların aynası olan mektup yazmaktan ve okumaktan yana mıyız?  Mustafa Balbay, “Mektup” Cumhuriyet, 31. 12. 1995 günlü yazısında söylediği gibi “…mektup bir dokunuş, bir öpüş, bir sıcaklık, bir armağan, bir yapıt, bir ürün, bir paylaşım…” (…) “ Telefon unutuluyor ama, mektup kalıyor. Telefon bir demet çiçek. Mektup sağlıklı bir fidan, iri yapraklı bir canlı çiçek…”

Sevgili okur, gelin, siz de dostlarınıza birer mektup yazarak “Gözlerinizden Öperim.” deyin! Ne dersiniz?

Şener Öztop – edebiyathaber.net (6 Aralık 2013)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z