Zeytin Dalı programına konuk olan Defne Suman, son kitabı “Rüyaya Benzer” romanını anlattı. 90’lı yılların travmaları, gençlik dostlukları ve kolektif hafıza etrafında kurulan hikâyede, yılbaşı gecesi ölen Azra Tekin’in hayalet anlatımıyla hem bir ölümün sırrı hem de bir kuşağın kayıp umutları iz sürüyor.
Zeytin Dalı programının yeni bölümünde, yazar Defne Suman, yeni romanı Rüya’ya Benzer’i anlattı. İstanbul doğumlu olan ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu Suman’ın eserleri bugüne kadar 30’a yakın dile çevrildi.
Programda romanın çıkış noktası, karakterleri ve toplumsal arka planı üzerine konuşan Suman, kitabın merkezine gençlik, dostluk, kayıp hafıza ve kolektif yas temalarını yerleştirdiğini söyledi.
Hayalet anlatıcı: Azra Tekin
Romanın ana karakteri Azra Tekin, 1999’u 2000’e bağlayan yılbaşı gecesi bir apartmanın asansör boşluğuna düşerek hayatını kaybediyor. Hikâye ise ilk cümleden itibaren Azra’nın hayaleti tarafından anlatılıyor.
Azra, bu dünyadan “hikâyesini hatırlamış” bir ruh olarak ayrılmak isterken okur da bir yandan ölümünün ardındaki sır perdesini aralıyor, diğer yandan Ankara’dan İstanbul’a uzanan yedi yıllık gençlik serüvenine tanıklık ediyor.

Azra ile arkadaşları Serpil, Enis ve Volkan’ın 19-26 yaşları arasındaki değişimi romanın omurgasını oluşturuyor. Suman, “hayat boyu taşınan asıl bağların gençlikte kurulduğunu” vurgularken, karakter Şefika’nın “gençlikte bir yılın beş yıla bedel olduğu” tespitiyle bu dönemin hızlandırılmış bir dönüşüm çağı olduğuna dikkat çekiyor.
90’lar Türkiye’si ve kolektif hafıza
Roman, 1990’lı yılların toplumsal travmalarını da arka plana yerleştiriyor. Uğur Mumcu suikastı, Madımak katliamı ve 1999 depremi gibi olaylar, gençleri ortak bir yas ve dayanışma etrafında birleştiren deneyimler olarak işleniyor.
Suman’a göre bugünün sosyal medya ve algoritmalarla parçalanmış bilgi akışı, o dönemin “ortak hafıza”sını zayıflatıyor. Yazar, bu dağınıklığın insanları “gerçek ötesi” bir dünyaya sürüklediğini ve psikolojik bir kopuş yarattığını ifade etti.
Azra, ana akım anlatılarla yetinmeyen, “yeraltı” hikâyelerine kulak veren bir karakter olarak kurgulanıyor. Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine katılması, tezini bu alana yöneltmesi ve Kürt meselesiyle yüzleşmesi, onun hakikati arayan cesur tavrını yansıtıyor.
Bu arayış, yalnızca toplumsal değil, kişisel bir keşif sürecine de dönüşüyor.
Ölümün ardındaki kırılganlık
Suman, Azra’nın ölümünü “maceraperestlik, kendini kollamama ve kabul görme isteğiyle manipülasyona açık olma” hâlinin bir sonucu olarak tanımladı. Böylece karakterin trajedisi bireysel bir kazadan çok, kırılgan bir gençlik hikâyesine dönüşüyor.
Programın sonunda sunucu, Rüya’ya Benzer’i izleyicilere önererek edebiyatın “insana başka bir hakikati fısıldadığını” söyledi.
İlk bakışta bir hayalet hikâyesi gibi dursa da roman, aslında 90’ların kuşağına yazılmış bir hafıza kaydı: dostluklara, kayıplara ve “başka bir hayat mümkün mü?” sorusuna tutulan edebi bir projektör.
















