Yurdagül Şahin: “Yanık Tüy” kitabımdaki her öykünün gizli bir sorusu, farklı bir sesi, duygusu var”

Temmuz 30, 2026

Yurdagül Şahin: “Yanık Tüy” kitabımdaki her öykünün gizli bir sorusu, farklı bir sesi, duygusu var”

Söyleşi: Didem Görkay

Yurdagül Şahin’le Alakarga Yayınları’ndan yayımlanan Yanık Tüy isimli öykü kitabı üzerine konuştuk.

1.”Yanık Tüy” kitabınızın yazım süreci sizin için nasıl bir yolculuktu? Hikâyelerinizin doğuşunda sizi en çok besleyen kaynaklar nelerdi?

İnsan hakları, çocuk ve hayvan haklarının savunulması, hayata geçirilmesi çabasında olan bir yazarım.  Yaptığım araştırmalarda toplumun en savunmasız grubu çocukların, yetişkinlerin yol açtığı sorunlar, pek çok nedenlerden dolayı en doğal hakları olan sağlıklı büyüyeme, kendileri olamama, seslerini, yollarını bulamama sorunları olduğunu gördüm, özellikle bizim gibi ülkelerde, “Yanık Tüy” öykülerinin ilk kıvılcımları bu araştırmalarımdan doğdu diyebilirim.

Yazar olarak insan doğası asıl alanım. Hayal gücümle yarattığım tüm karakterlerin gerçeğe yakın ve çok boyutlu olmasını sağlamak için psikoloji üzerine okuyor, araştırıyor, felsefeden, farklı disiplinlerden yararlanıyor, hayattan, doğadan ve sanatın tüm dallarından besleniyorum. Yazdığım konuya göre öyküde kullanmayacak olsam bile ayrıntıları araştırıp öğrenip detayları düşündükçe kurguladığım öykü atmosferi gerçeğe dönüşmeye, yarattığım karakterler yaşamaya başlıyor.

Yazmak damıtma ve arındırma süreci benim için, çok yazıp yazdıklarımın çoğunu yayımlamıyorum. Okura en rafine, en kusursuz olanı sunmak istiyorum.  “Yanık Tüy” kitabımdaki öykülerimle bu anlamda oldukça uzun bir yolculuğumuz oldu. Örneğin “Manto” öyküsü, unutulmuş, incinmiş, susmayı öğrenmiş bir çocuğun büyüme sürecini melodramdan çıkarıp insani bir derinliğe taşımak, karakterin acısını değil eylemsizliğini, kayıtsızlığını ön plana çıkarabilmek için en doğru anlatım biçimini buluncaya kadar farklı teknikler deneyip yazarken hep yaptığım gibi metni unutup tamamen yabancılaşarak yeniden okuyup yeniden yazarak yarattığım öykülerden biridir. Hem tarihsel bir travmayı hem de bugünün insani yaralarını, içsel hesaplaşma, geçmişle yüzleşme biçiminde içtenlikle anlatabilmek için “Tel Toka”öykümü okuyucuyla arasındaki mesafeyi kaldıran, birinci ağızdan karakterin iç dünyasını, korkularını, itiraflarını doğrudan aktararak metne gerçeklik, samimiyet kazandıran bir edebi tür olması, ayrıca sağladığı zaman ve mekân esnekliğiyle geçmişteki olayların doğal bir biçimde yazılmasını sağlaması nedeniyle mektup türünde yazmam da  benzer süreçte gelişti.

Öyküleri tek tek ele almak yerine genel olarak değerlendirirsek bazı öykülerde olayların ardına semboller ve ikinci anlamlar gizleyerek bazılarında okuru tedirgin edecek karanlık bir atmosfer yaratarak bazılarında ise gündelik hayatı, toplumsal çelişkileri ya da insan zaaflarını alaycı bir dille işleyerek genel olarak kahramanların iç dünyalarına, bilinç akışına ve ruhsal çözümlemelerine odaklanarak edebiyatın o büyüleyici gücüyle okurda estetik haz uyandırarak zihinlerde ve kalplerde kalıcı izler bırakmayı hedefledim diyebilirim.

2.Kitabınıza ismini veren “Yanık Tüy” metaforu, eserin genel temasıyla nasıl bir bağ kuruyor? Bu başlığı seçerken okuyucuya hangi duyguyu geçirmeyi hedeflediniz?

“Yanık tüy” metaforunun “Tel Toka” isimli öyküde yer almasıyla birlikte kitabın genelinde, göç/yabancılaşma, aile/çatışma, savaş/travma, yalnızlık/kent yaşamı, aşk/çelişki, kayıp/yüzleşme gibi motiflerin yitirme ana temasıyla ince bir biçimde birbirine bağlanarak güçlü tematik bütünlük oluşturan, eserin tümüne sinen, eksiklik, kayıp, kaybın geride bıraktığı yıkım durumlarıyla organik bir bağı var. Aynı zamanda pek çok kültürün mitolojisinde yer alan Zümrüdüanka kuşunun yanarak küllerinden yeniden doğması ya da Yunus Emre’nin “Hamdım, Piştim, Yandım” felsefesiyle özetlenen yanmanın, insanın hayatın zorlukları, acıları, kayıplarıyla yoğrularak büyüyüp olgunlaşmasını simgeleyen yönüyle “Yanık Tüy” metaforunun okuyucuya zorluklara karşı dik durmayı, küllerinden yeniden doğmayı fısıldayan, umudu taşıyan bir yanı da var. Bu nedenlerden dolayı kitaba “Yanık Tüy” başlığını verdim ve çok içime sinen bir isimlendirme oldu.

3.Eserinizdeki karakterlerin iç dünyasını kurgularken, kendi gözlemlerinizden mi yoksa hayali bir evrenden mi beslendiniz? Karakterlerinizle kurduğunuz ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?

Gözlem tabi ki yapıyorum ama dış dünyadan topladığım detayları hayal gücümle ne kadar iyi harmanlarsam o ölçüde kurguladığım karakterler sıradanlıktan kurtulup derinlik kazanarak evrensel karakterlere dönüşüyorlar.

Senaryo da yazıyor olmamın getirdiği avantajla karakterlerin kimliğini destekleyen, kişilere özgü, doğal ve hikâyeyi ileriye taşıyan nitelikte diyaloglar yazıyorum. Bu da onları ete kemiğe büründürüyor, hayatın içinden kılıyor. Örneğin, “Ağır Tahrik” öyküsü tamamen diyaloglardan oluşmuş bir öyküdür.

Karakterlerimi yaratırken olumlu olumsuz yönlerini, iç çatışmalarını, korkularını ve kusurlarını tasarlamakla birlikte kendi iç motivasyonlarına göre davranmaları için onlara alan yaratıyorum ve okurun da aynı biçimde algılaması, karakteri anlayabilmesi için oldukları halleriyle, yargılamadan yazıyorum.

4.Kendinize has bir dil dokusuna sahip olduğunuz görülüyor. Yazarken kelimelerin akışına ve anlatım ritminize nasıl karar veriyorsunuz?

Ben çocuklar için de yazıyorum. Benim yazarken sıkıldığım bir metinden çocukların da okurken sıkılacağını düşünüp ona göre yazıyorum tabi ki edebiyatın estetiğini bozmadan. Amacım çocuklara bir sayfa daha okutabilmek, öncelikle kitabı, edebiyatı sevdirmek. Çocuklar için yaratma sürecimden gelen bir disiplinle yetişkinlere yazarken de metnin ağırlaştığı yerde duygusal etkiyi bozmadan anlatım ritmini değiştiriyorum. Çünkü bana göre ritim metnin duygusal derinliğine hizmet eden, okuyucunun arada durup nefes almasını, düşünmesini, sorgulamasını sağladığı gibi metne bağlanarak akıp gitmesini de sağlayan en temel unsurlardan biridir.

Yazarken kelime akışını bazen bilinçli olarak değiştiriyorum. Örneğin “Tuğla” öyküsünde iki farklı teknik, ben dilini kullanarak anlatırken çocuk babasına seslenirken baba-oğul arasındaki yabancılaşmayı vurgulamak için anlatıcının olayların dışında fakat karakterin zihnine hâkim olduğu sen dilini kullandım. Bu aynı zamanda karakterin kendi içindeki başka bir “ben” ile konuşuyormuş yanılsamasını yaratarak ruhsal parçalanmasını belirginleştiren, metni destekleyen bir teknik oldu.

Yazmak dil ve kelime ustalığı gerektiren eğitici, keyifli, sonsuz bir yolculuk benim için, kurgularım, karakterlerim, tasvirlerim, hayal gücümle, kullandığım dil, anlatım tarzımla kendim olma, kendim gibi yazma yolculuğumda aynı zamanda. Okudukça, yazdıkça ben de sürekli değişiyorum, yazdığım her kitabı bitirdiğimde ben de aynı kişi olmuyorum.

5.”Yanık Tüy”ü okuyan birinin, kitabı kapattığında zihninde veya kalbinde nasıl bir iz kalsın istersiniz? Okuyucuya sordurmak istediğiniz temel bir soru var mı?

“Yanık Tüy”ün bir değil pek çok temel sorusu var, çünkü tamamı sorulardan doğmuş öyküler. Daha önce de bahsetmiştim, tüm canlı hakları konularında araştıran, doğayı korumak üzerine kafa yoran, genelde sorularla düşünen biriyim. Belki bu düşünme biçimi nedeniyle felsefe ilgimi çekti ve edebiyatın yanında P4C çocuklarla ve topluluklarla felsefe alanında uzmanlaşmayı seçtim ve bu derinleşme süreci edebiyatıma da doğal olarak yansıdı.

Metinleri yazarken sorular doğurmasını, okurların duygularını harekete geçirerek kendi içlerine dönmelerini, huzursuzluklarıyla yüzleşmelerini, kitap bittikten sonra da zihinlerinde tartışmanın devam etmesini hedefliyorum.

“Yanık Tüy” kitabımdaki her öykünün gizli bir sorusu, farklı bir sesi, duygusu var. Umarım her okurun kalbine dokunur, düşündürür, kendi sorularını oluşturur, sorgulatır ve metinlerin sesleri içlerinde uzun süre yankılanır.

6.Bu kitabın ardından yazarlık serüveninizde yeni duraklar neler olacak? Bir sonraki çalışmalarınızda yine benzer izleklerin peşinden mi gitmeyi planlıyorsunuz?

Yazarken bazen türünü, okur kitlesini hedefleyip olay örgüsünü kurgulayıp eserime başlıyorum bazen de hikâyenin ve kalemimin beni sürüklediği yere yolculuğa çıkıyorum. Yüreğime dokunan, beni heyecanlandıran olayları, doğayı, insanı, insanlık hallerini ve özellikle o konuyla ilgili söyleyecek sözüm varsa yazıyorum. Yazmak bir öğrenme süreci benim için araştırmayı, öğrenmeyi, yeni izlekler peşinde koşmayı, farklı alanlar deneyip anlatma biçimlerimi çeşitlendirmeyi, kendimi zorlamayı seviyorum. Yazmamın itici gücü, büyüsü de bu, dolayısıyla yazarlık serüvenimde gelecekte okurlarımı şaşırtacak sürprizler yapabilirim.

Yorum yapın