Edebiyatçıların yaşamlarını, yazdıkları mekânları, son zamanlarda okuduğu kitapları bu defa yakınlarının gözünden mercek altına almaya çalıştık. Yazar Murat Özsan’ı, eşi Süheyla ile konuştuk.

1)Yazılarını nerede yazar? Yazarken denk geldiğinizde o an yaşadığınız ilginç bir anınız oldu mu?
Yazılarını genellikle evin bodrum katındaki çalışma odasında yazar. Ama başka yerlerde de yazdığı olur. Bizim yanımızda yazacağı zaman portatif masasını getirir, bilgisayarını oraya yerleştirir. Konuşmalarımızdan etkilenmemek için de kulaklığını takıp müzik dinler. Bunu bizi yalnız bırakmamak için yapar ama kulaklığını taktığı anda bizden kopar. En ilginç anım bir hastalığı dönemindeydi. Ateşi o kadar yüksekti ki zihin faaliyetleri çok hızlanmıştı. Yarım saat içinde bana yazmayı planladığı bir romanın kurgusunu son sürat anlattı. Gerçi ertesi gün anlattıklarının bir kısmını hatırlayamasa da o sırada konuşmaları oldukça mantıklıydı. Niçin ses kaydı almadım diye kendi kendime hayıflanmıştım.
2) Eşinizle yazı/okuma üzerine neler paylaşırsınız?
Her hafta eve birkaç tane yeni kitap alınır. Öyle ki onları getiren kargo görevlisi her seferinde gülümseyerek “Murat Abinin kitaplarını getirdim,” der. Bu kitapların hepsini eşim mutlaka okur. Ben de onun tavsiye ettiklerini okurum. Sonrasında o kitap üzerine konuşuruz. Kendi yazdığı roman ve öykülere gelirsem; yazdığı bölümleri ilkin bana okur. Yorumlarımı dikkatle dinler. Bu tartışmaların ona iyi geldiğini söyler. Bu paylaşımların benim kitap okuma ve değerlendirme becerilerime çok şey kattığını da belirtmeliyim.
3)Yazdıklarıyla ilgili sizden ne tür fikir/ öneri alır?
Kurguyu ve karakterleri oluşturduktan sonra bunlar üzerine değerlendirmeler yaparız. Gerekli düzeltmeler sonrasında İspanya’da yaşayan kızımızın fikrini de alır. Bu amaçla yaptığımız online görüşmeler aynı zamanda hasret gidermemizi de sağladığından hepimizi mutlu eder. Yazma aşamasında genellikle giriş kısımlarında tereddütleri olur. Bu kısmı bazen tekrar tekrar yazar. Akışı ya da anlatıcıyı değiştirir. “Bu hali nasıl oldu?” diye sorar. Sayfalar ilerledikçe değişiklikler azalır ve roman akar gider. Ve kendisi de daha huzurlu olur.
4)Yazı yazarken vazgeçemediği ritüelleri nelerdir?
Bir romana başlayacağı zaman öncelikle çok büyük bir kâğıda karakterleri, olayların akışını ve tarihleri yazıp bunu karşısına asar. Bilgisayarının başına oturduğunda mutlaka kulaklıklarını takar ve müzik dinler. Resmen transa geçer. Bazen mimikleriyle beraber karakterlerin ağzından konuşurken bulurum onu. Hatta ağladığı bile olur. Genellikle masasında çay ve ufak tefek atıştıracak şeyler bulunur. Yanından hiç ayırmadığı en önemli şey küçük not defteridir. Aklına gelenleri hep oraya kaydeder. Bazen uykusundan bile uyandığı olur. “Sabah kalktığında yazarsın,” dediğimde “O zaman unutmuş oluyorum,” der.
5)Son olarak, elinde en son gördüğünüz kitapları öğrenebilir miyiz?
Birkaç kitap kulübüne devam ediyor. Elinde son gördüklerim orada tartıştıkları kitaplar. Bunlar:
-Paris Düşerken (Ilya Ehrenburg)
-Malma İstasyonu (Alex Schulman)
-Karanlık Kız (Elena Ferrante)


















