Masthead header

Yazar mektupları yayıncısını bekliyor! | Feridun Andaç

Şimdilerde, gündemimizdeki bir tartışma; yazar evleri müze olmalı!

Bunu soran/sorgulayan bir yazı yazdım geçenlerde, yeni restore edilen Sait Faik Abasıyanık evinin yeniden müze olarak açılması, ama Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Heybeliada’daki müze evinin bakımsızlıktan nicedir kapalı kaldığı, bu nedenle de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredildiği, belediyenin de bunun üzerine o yeri bir meslek kursu mekânına dönüştürmek için adım attığı üzerineydi yazım.

Sonucu ben de ilgilenenler gibi merak etmekteyim. Ama Sait Faik Müzesi’nden  kısaca söz edecek olursam, onun da akıbeti ne olacak diye beklerken; Darüşşafaka Cemiyeti, sanırım İş bankası işbirliğiyle, olağanüstü bir müze ortaya çıkardı. Gidip görülmeye, hatta örnek alınmaya değer.

Ülkemizde yazarına, kitaba değer vermeyen bir zihniyet evine mi değer verir diyeceksiniz belki de! Doğrudur. Her köşebaşına bir yazar evi, yazar müzesi yapılsın demiyorum elbette. Ama ülkenin/kentlerin tarihine kültürüne katkısı olmuş, orada yaşamış yazarların bıraktıkları birikim geleceğe taşınmalı. Göstermelik, hatta “numune”lik edebiyat müzelerinden söz etmiyorum. Çünkü, bugün, biliyorum ki açılanların bir bölümünde amaçlarının dışında şeyler yapılmakta. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yurdun birkaç yerinde açtığı edebiyat müzelerinden söz ediyorum. Bunlardan gezip görebildiklerimdeki gözlemim, çoğu işin ehli insanların elinde de değildir.

Bu konu, bence, daha çok yerel yönetimleri ilgilendirmektedir. Tabii ki yazarların mirasçılarına da çok iş düşüyor burada.

Samim Kocagöz örneğine gelecek olursam, 2000’lerin başında, Dünya Kitapları’nı  kurup yönetmeye başlayınca edebiyatımızın birikimini günümüz okuruna taşımak için adım atmıştık. Bu nedenle de Samim Kocagöz’ün de tüm yapıtlarını yayıma hazırlamaya karar verdik. Şükrü ve Fadıl Kocagöz ile konuşup bunun nasıl olabileceğini planladık. İzmir’e gelip Şükrü Kocagöz ile buluşup uzun uzun konuştum. İlk adımı atarken, Samim Kocagöz’ün kitaplığını/arşivini, dahası bıraktıklarını sordum. Bir evde tutulu olduklarını düşünmüştüm; örneğin Karşıyaka’da yaşadığı evde!

Her şeyi toparlayıp Söke’deki bir konağa taşıdıklarından söz etti Kocagöz bana. Üzülsem de, sevinmiştim gene de; demek ki burada bir Samim Kocagöz evi/müzesi adımı atılmıştı demiştim içimden.

Kütüphanecilik eğitimi almış olan yardımcım Yalçın Yalçınkaya’yı buraya göndermek istediğimi, oradaki arşivi gözden geçirmesini, hatta gerekiyorsa yeni baştan düzenlemesini istediğimi söyledim Şükrü Kocagöz’e. O da bunu severek karşıladı. Yalçın’ın orada kalıp ağırlanmasının ön görüşmelerini yaptı. Yalçın Söke’ye gelip, bu konak/ev’de çalışmaya başladı. Bir süre sonra, dayanamayıp kalkıp gittim ben de; ne var ne yok merak etmiştim.

Benim için hüsrandı tabii ki. Bunu Kocagöz kardeşlere söylemedim. Çünkü o kadar iyi niyetliydiler ki; ama Samim Kocagöz’ün orada öyle bırakılmasına üzülmüştüm doğrusu. Söke’nin namlı bir ailesinin üyesi olan Samim Kocagöz’ün belki de çoğu kişi farkında değildi. Buradaki yeğenleri de öyle. Eğer böyle olmasaydı, şimdiye kadar bir Samim Kocagöz Müzesi açmış olmaları gerekirdi. Bu, özrü olmayan bir durumdur. Hem aile için, hem buradaki akrabaları için, hem Söke halkı, hem de Söke Belediyesi için.

Yalçın’ın çalışmalarına gelecek olursam. Orada nasıl çalışacağı, nelere dikkat edeceğini konuşup bir yöntem belirlemiştik elbette. Öncelikle yazılı kayıtlar, notlar, mektuplar, fotoğraflar elden geçecekti. Diğer şeylere şimdilik dokunmayacaktık. Çünkü, ilerideki düşüncemiz yayınevi olarak, yapıtları yayımlanırken bir ödül oluşturmak, Kocagöz ailesinin yazarları adına edebiyat günleri düzenlemek ve de burada bir müzenin ilk adımı atmak için kaynak yaratıp proje geliştirmekti.

O çalışmada ortaya çıkan mektupların bir bölümünü Şükrü Kocagöz’ün izniyle alıp yayıma hazırlama görevini üstlendim. Ama yayın serüvenim sonlanıp, Dünya Kitapları da yayına ara verince bu proje de öylece kaldı.

Bir iki yayınevine öneri götürüp  mektupların yayımlanmasını istedim, onlara şöyle de bir yazı yazdım:

Hazırlanacak mektuplar:

  1. Necati Cumalı’dan Samim Kocagöz’e Mektuplar:

     1958’den 1980’e değin Cumalı’nın Kocagöz’e yazdığı mektuplar  

     (113 mektup). Yazarların yaşadıkları dönemlere, yapıtlarına ve edebiyat ortamına tanıklık eden bir içeriğe sahip mektupların  yayın hazırlığında yapılacaklar:

*Her iki yazarı da tanıtan, dönemlerini ve yapıtlarını değerlendiren sunuş yazısı;

*Kronolojik yaşamöyküleri,

*Mektupların açıklayıcı notları,

*Fotoğraflar,

*Elyazısı mektup ve zarf örnekleri,

*Dizin.

  • Salâh Birsel’den Samim Kocagöz’e Mektuplar:

Salâh Birsel’in Samim Kocagöz’e 1939’dan 1978’e değin yazdığı toplam 156 mektup.

     Yayın hazırlığında yapılacaklar:

*Her iki yazarı da tanıtan, dönemlerini ve yapıtlarını değerlendiren sunuş yazısı;

*Kronolojik yaşamöyküleri,

*Mektupların açıklayıcı notları,

*Fotoğraflar,

*Elyazısı mektup ve zarf örnekleri,

*Dizin.

  • Salâh Birsel’e Yazılmış Mektuplar:

*Behçet Necatigil’in yazdığı 20 mektup,

*Hulki Aktunç’un yazdığı 7 mektup,

*Rüştü Onur’un 20 mektubu ve şiirleri,

*M. Sunullah Arısoy’un 11 mektubu,

*Talat Sait Halman’ın 31 mektubu,

*Diğer mektuplar: Akşit Göktürk, Demir Özlü, Edip Cansever, Erdal Öz, Ferit Edgü, Leyla Erbil, Mehmet Seyda, Metin Eloğlu, Özdemir Asaf, Sait Maden.

*Salâh Birsel’in yazdığı mektuplar: Feyyaz Kayacan, Edip Cansever, Sami Karaören, Serdar R. Kırkoğlu, Erdem Atalay, Yurdakul Kavas, Cihat Uysal…

Yayınevine öneri:

Necati Cumalı ve Salâh Birsel’in Samim Kocagöz’e yazdıkları.

Öncelikle ilk iki gruptaki mektupların yayıma hazırlığının yapılması. Samim Kocagöz’ün oğulları Şükrü ve Fadıl Kocagöz babalarının arşivini bana açmışlardı, bütün yapıtlarını yayıma hazırlarken mektuplarının da yayımlanmasını istemişlerdi. İlk aşamada Necati Cumalı ve Salâh Birsel’in Samim Kocagöz’e yazdıklarını iki ayrı kitapta toplamanın uygun olabileceğini düşündüm. Sonra da, gerekirse, önemli bir birikimi yansıtan diğer mektuplar başka bir kitapta yer alabilir.

Ayrıca, Cumalı’nın eşi Berin Cumalı’nın kardeşi Rekin Teksoy’a bu mektuplardan söz etmiştim, belki Kocagöz’ün de Cumalı’ya yazdıkları bulunabilir, böylece karşılıklı yayımlanma olanağı elde edilebilir diye. Ama Kocagöz’ün yazdığı mektuplar bulunamadı.

Salâh Birsel’e yazılan mektuplar:

Birsel’in eşi Jale Birsel’den aldığım bu mektupların kaybolup gitmemesi için yayımlanması gerektiğini kendisine söylemiştim. Uygun görmüştü. Birsel’in manevi/yasal mirasçılarından olan Mehmet Güreli’ye de bundan söz etmiştim. Yayıma hazırlanmasının yerinde olabileceğini belirtmişti.

Zamanı Geldi

Cumalı’nın mektupları bütün eserlerinin yayımlandığı yayınevinde yerini bulacağını umuyorum. Diğerlerinin de eninde sonunda yayıncısını bulacağına inanıyorum.

Amacım bu mektupların yayımlanarak kayda geçmesi. Eğer yayınevi  bunların yayımını benimserse zaman ayırıp mektupları, belirttiğim yöntemle, yayıma hazırlayabilirim.

Andığım mektupların tümü tasnif edilmiş olarak arşivimde yer almaktadır.

Görüleceği üzre, bunların her biri yazarların oluşturulacak müze evlerinde korunup geleceğe taşınacak birer kültür mirasıdır. Bir toplumun yazılı belleğini müzelerde koruyup insanlara anlatabiliriz ancak.

Shakespeare’in elyazısını, Virginia Woolf’un notlarını, Balzac’ın ev düzenini roman taslaklarını bize taşıyan müzelerdir…Bunu unutmamız gerekir.

edebiyathaber.net (20 Temmuz 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r