Yazamayanın Yazma Çığlıkları: Kâğıttan Kaplan | Mustafa Oğuz

Ocak 7, 2026

Yazamayanın Yazma Çığlıkları: Kâğıttan Kaplan | Mustafa Oğuz

Antalya Edebiyat Günleri’nin 2025 yılında En İyi İlk Hikâye Kitabı Ödülü’nü kazanan Kâğıttan Kaplan adlı yapıt, 45 yaşında bir yazarın ilk hikâye kitabı. İlk adımda fark edilmek, takdir edilmek yazar adına güzel bir gelişme. Ceyhan Usanmaz, ilk kitabına imza atmış ama aslında uzun zamandır edebiyat dünyasının ve kitapların içinde, merkezinde biri. Virgül dergisinin ekibinde yer almış. Sonrasında Kanat Kitap’ta çalışmış. Sabit Fikir dergisinin genel yayın yönetmenliğini yürütmüş. Apaçık Radyo’da program yapıyor, serbest editörlüğü de sürdürüyor.

Yazar, kitabını ithaf ederken “Tükenmez sandığım tükenmezkalemime…” sözünü kullanmış. Dolmakalem sevdalısı yazarları bilir, duyardık ama tükenmez kalem sevdalısına ilk defa rastlıyorum sözün açığı. Kitaptaki ilk hikâyede “Ne kurşunkalemler sivriltti bu uğurda, ne mürekkepler çekti türlü çeşit dolmakalemine ama en çok tükenmezkalemleri sevdi…” cümlesi ile bu sevgisine bir de gönderme yapıyor yazar.

İthaki Yayınları arasında okura sunulan, editörlüğünü Bilal Acarözmen’in yaptığı kitapta hepi topu 5 hikâye var. Her hikâyenin başında bir epigrafa yer vermesi dikkat çekiyor. Nazım Hikmet Ran, Annie Ernaux, Levis Carroll, Margaret Atwood, Marcus Aureius, İzak Babel; sözleri ile epigraflarda yer bulan isimlerden.

Kağıttan Kaplan, tematik bir kitap. Kitaptaki bütün hikâyeler yazmak, yazamamak, yazma tıkanması, yazar olma arzusu, hayatını yazmaya adamak, yazmak için kurstan kursa dolaşmak, boşa giden emekler, canlı yayında roman yazmak gibi konular çerçevesinde dönüp dolaşıyor. Usanmaz, okuru kendi gezindiği dar bir koridorda dolaştırıyor. Hhâliyle ortaya tematik bir kitap çıkıyor.

Hani olayın yazarı bulduğu, yazarın bir ışık ile yazmaya başlayıverdiği metinler vardır, ilham ürünüdür. Konuları da ilhamına bağlı olarak çeşitlidir, dolayısıyla ortaya çıkan metinler çok renkli bir tablo oluşturur. Usanmaz’ın kitabı için bunları söylememiz söz konusu değil, o kontrolü hep elinde tutarak, belirlenen yolda bir plan üzerine ilerlemiş, ortaya bu kitabı çıkarmış yargısına vardım. Hikâyeleri okuduktan sonra bende oluşan izlenim bu. Bunu olumsuz anlamda söylemiyorum, kitapla ilgili bir saptama yapıyorum sadece. Neticede her hikâye bir dil ürünü olduğu, sanat değeri taşıdığı için değerlidir, konuları ortak ve sınırlı olsa da. Nedir, bir yazınsal yapıtta ne anlatıldığından çok, nasıl anlatıldığı önemlidir.

Hikâyelere; – pijamalı hasta, yağız şoföre çabucak güvendi, – İstanbul’da tavşan avı, – kitaba adını veren öykü, – başkaldıran hayalet, – son, nokta başlıklarını koymuş yazar. Hikâye başlıkları kadar her başlıkta kısa çizgi (-) de kullanması ayrıca dikkat çekiyor.

Metin içeriklerinde biraz ayrıntıya girince hikâyelerde yazıya giriş çabası, ilk cümle arayışı; yaratıcı yazarlık atölyelerine koşup duran ama bir yol alamayan yazar adayı ile ironik bir yaklaşımla alay edilmesi; “Bir kitaba adını veren öykü olmalıydım.” sözünü söyleyen anlatıcı, “Toplumcu gerçekçi bir öyküydü babam.” “Aslen, bir taşra dergisi öyküsüydü annem, yazıldığı yerde öylece kalmıştı yıllardır.” sözleri ile aileyi özetleyen bir yazma sevdalısı; eski bir gazetecinin hayalet yazar olma süreci, başkalarının adına kitap yazan, asla görünmeyen, bilinmeyen yazarın bu duruma zamanla isyan ederek yazdıklarına kendinden bir şeyler katmaya başlaması; yerel bir radyoda gece yarısı program yapan birinin bir soruya “Roman yazıyorum.” sözünü söylemesinin ardından roman yazmaya başlaması, romanın dinleyici görüşleri ile şekillenmesi, yazarın popüler biri hâline gelmesi, ulusal radyodan TV’ye uzanan kariyeri, uzayıp giden romanını bitirmesi, romanın yazılma hikâyesine anlatıcının hayat hikâyesinin de eklenmesini görüyoruz.

Her ne kadar alan sınırlı gibi görünse de kendi içinde zengin bir içeriğe sahip bu beş hikâye.

Edebiyat dünyasının içinde neler olup bittiğini bilen, bu alanda uzun zamandır emek harcayan yazar, bu beş hikâye ile bu dünyayı eleştiri masasına yatırıyor aslında. Yazarların takıntılarını, takılıp kaldıkları yerleri, yaratıcı yazarlık atölyelerinin gülünesi hallerini, hayalet yazarlığı, başkasının adına kitap yazıp görünmemenin zorluğunu, yazarda meydana getirdiği psikolojik bozukluğu, radyo programcılığından popüler yazarlığa geçişlerin ve yazılan romanı ironik yaklaşımlarla ince ince eleştiriyor. Bu hikâyeleri okurken yazarın gülümsemesini duyumsuyoruz yer yer.

Hayalet yazarlığı eleştirirken “Yazarlık varoluştur, görünmektir, bilinmektir, okuru ile buluşmaktır.” gerçeğinin de altını kalın çizgilerle çiziyor. – son, nokta başlıklı metin, yazmanın bin bir yolundan biri üzerine kurgulanmış bir hikâye.

Hikâyelerden aldığım “El yazıma benzemesin ama; daha net okunur olsun ve kelimeler sıkış tepiş olmaktan kurtulsun, hatta daha çok yer kaplasın.” “Her gece yalnızca bir cevap,” dedi. “Umut doluydun, çünkü ilki gibi kıyıda köşede kalmış, zekice muammalar…” cümlelerde virgül kullanımlarında yanlışlar var. Bu tür yanlışları sıkça görmeye başladık ne yazık ki… Bu konularda editörleri daha dikkatli olmaya çağırıyorum. Ceyhan Usanmaz editörlük de yaptığı için hikâyelerinde daha dikkatli olmalıydı.

“Gerçeklik günlük yaşamda etkinliğini giderek yitiriyordu.” cümlesinde de “etkinlik” sözü beni rahatsız etti. Yerinde kullanılmamış bir sözcük. İçe dert olan şey anlamındaki ukde, ukte şeklinde yazılmış. TDK böyle bir söz bulamadı onca söz arasında. Hem yazım hem de noktalama, yazınsal çalışmalarda daha bir önem kazanıyor.

Yazma, yazmanın sorunlarını dile getirme, bu alandaki yanlışları dile getirme konularında bu başarılı hikâyeleri yazan yazardan hikâyenin özgür alanlarında yazılmış başarılı hikâyeler okuyacağımızı umuyorum. Kâğıttan Kaplan, kendi belirlediği alanda yazılma amacına ulaşmış başarılı bir çalışma olarak yazarın kişisel tarihinde yerini almıştır. Nokta.

Yorum yapın