
Artık her ailede bir akademisyenin bulunduğu zamanlara erdik. Akademik sıfatların onbaşılıktan çavuşluğa geçişteki süreçten daha zahmetsiz kazanıldığı bu ortamda akademik çalışma adına yapılanları rahmetli Mehmet Genç Hoca’nın tabiriyle “dört kovadan su alıp beşinci kovayı doldurmaameliyesi” gören zihniyet ve buna alkış tutan entelijansiya(varsa eğer) olduğu sürece ilim yolunda milim ilerleyemeyeceğimizi artık görmek gerekiyor sanırım.
Bu yazıda amacım üniversiteyi dövmek değil, üniversitelerin her bölümünde görmek istediğimiz gerçek bir bilim insanınınson kitabından bahsetmek aslında.
İsmail E. Erünsal… Uzun zamandır İslam ve Osmanlı dünyasında kitaplar, kütüphaneler, yazma eserler üzerine kaleme aldığı eserlerle kültür tarihimizin hemen hiç yazılmamış bir sayfasını neredeyse tek başına doldurmayı üstlenmiş bir isim o. Kitap alabilmek için arsasını satan bir ilim âşığı… Halil Solak’ın yaptığı nehir söyleşi kitabı “Yirmi İki Mürekkep Damlası”nda da mahviyet makamında bir derviş olarak görürüz onu. Kendisinden değil de çalışmalarından söz eder. Biz de öyle yapıp Erünsal’dan değil, son çalışmasından, “Kitapların Sultanları”ndan söz edelim.
Bir minyatürlü sayfa 7,4 milyon sterlin
İsmail E. Erünsal’ın son çalışması aslında bir hülasa, petekten damlayan bir damla bal… Hoca’nın hayatını verdiği sahaflık, kütüphaneler, kitap gibi kavramlar etrafında yazdığı “Osmanlılarda Kitaplar ve Kütüphanecilik” adlı başucu eserinin özü. Bir oturuşta okunacak bir kitap. Hepi topu 128 sayfa… Erünsal’ın kitaplarını okumayanlar için bir başlangıç kitabı olarak da düşünülebilir bu çalışma.
Erünsal’ın kitabı Osmanlı kütüphanelerini merkeze alıyor. Daha ilk bölümde dillere destan Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nin nasıl yağmalandığını oryantalistlerin tanıklıkları ile veriyor. 18. yüzyılda sadece Heinrich Friedrich von Diez’in içinde Pirî Reis’in “Kitab-ı Bahriye”sinin de olduğu 856 adet çok değerli yazmayı alması, “Şehname”ninpaha biçilemeyen minyatürlü nüshasının Rothschild koleksiyonuna satılması yağmanın boyutunu gösteriyor sanırım. Bu eserin tek bir minyatürlü sayfasının yaklaşık 15 yıl önce 7,4 milyon sterline satıldığı bilinirse elimizden gidenlerin kıymeti daha iyi anlaşılır sanırım.
Padişaha hediye: Kitap
Kültürümüz şifahi olduğu kadar kitabidir de. Bunun en somut kanıtlarından birini daha Fatih döneminde kurulankütüphanede 7.200 eserin künyesinin kayıtlı olmasından anlıyoruz. Kitabın saltanat katında kıymetli hediyelerden biri olduğunu da satır aralarından çıkarabiliyoruz. “II. Bayezid’in verdiği ihsanları tespit eden bir defterde, çeşitli vesilelerle verilen hediyelerin yanında, padişaha kitap getirip karşılığında ihsan alan çok sayıda şahıstan da bahsediliyor.” tespitini yapıyor Erünsal.
Kitap söz konusu olunca sultanlar kadar şehzadelerin de kitaba önem verdiğini Şehzade Korkut’un Manisa Kalesi’nde büyük bir kütüphane kurduğunu, kütüphanenin bir yerden başka bir yere nakledildiği zaman deve katarları ile taşındığı bilgisini de öğreniyoruz Kitapların Sultanları’ndan. Keza Yavuz Sultan Selim’in Osmanlı’nın kaderini değiştiren seferlerden olan Mısır Seferi sırasında kitap toplamaya çalıştığını ve kendi kitaplarından birkaçını yolda kaybettiğini arşiv belgelerinden hareketle söylüyor Erünsal. Bu arada Mısır Seferi sonrasında Memluk sultanlarının hususi kütüphaneleri başka medeniyetlerde olduğu gibi yakılmak yerine korunarak İstanbul’a getirilmiş ve saray koleksiyonuna dahil edilmiş. Anlaşılan o ki büyük imparatorluk sadece güç ile değil aynı zamanda ilme verilen değerle olunuyormuş.
Ezber bozan bilgiler
Kitapta birçok kişinin dikkatini çekmesi gereken bölüm bence “Mahallelere Yayılan Kütüphaneler” bölümü. Osmanlı sultanlarının birçok mahalleye halkın da faydalanması için birçok kütüphane kurdurması, buralardan ödünç kitap alınabilmesi ezber bozan bilgilerden. Özellikle I. Mahmud’un gayretlerini vurguluyor yazar.
Osmanlı’nın Harameyn’e verdiği önemin başka bir boyutu var bu kitapta. I. Abdülhamid ve II. Mahmud’un Mekke ve Medine’de kurduğu kütüphaneler hakkında bilgilere ulaşıyoruz. Ayrıca İstanbul’u ziyaret eden bir Amerikalıya atıf yapılarak 19. yüzyıl başlarında artık İstanbul’daki her caminin yanında veya içinde ve birçok tekkede bir kütüphane bulunduğu bilgisi, Osmanlı’nın kitaptan uzak, cahil, nadanimgesini sorgulatacak cinsten.
Kitapta II. Abdülhamid’in Yıldız Sarayı’nda oluşturduğu kütüphane ve kültürümüze katkılarından bahisler var ama benim bu bölümde bir cümle dikkatimi çok çekti: “İstanbul’daki mevcut 67 vakıf kütüphanesinin katalogları 1884’te başlanarak 12 yılda 40 cilt hâlinde basılmıştır.”
İstanbul’da şahıs kütüphaneleri hariç 67 kütüphanenin varlığını o dönemdeki kamu binalarının sayısı ile karşılaştırıp sosyolojik bir çıkarıma varmayı denemeli birileri. Bu bölümde ibretlik bazı ifadeler de yok değil. Özellikle Hintli âlim ŞibliNumani’den yapılan alıntı Osmanlı’nın inkırazının ayak sesleri gibi.
Seferle gelen kitaplar
Erünsal, aynı zamanda kitapların nerelerden geldiğini de sorguluyor. Gerek fetihlerle ele geçirilerek gerek istinsahlarlaçoğaltılarak gerek müsaderelerle kütüphanelere kazandırılarak gerekse de hediye yoluyla (Sadece I. Mahmud’a 5.002 kitap hediye edilmiş.) kütüphanelerin büyüdüğü bilgisini veriyor.
Ayrıca enteresan bir bilgi daha veriyor Erünsal: Fetihlerde Osmanlılar fethettikleri Müslüman ülkelerdeki vakıf kütüphanelerinin yeni düzenlemeler yaparak yerinde bırakmış ama hükümdarların kitaplarına el koyarak İstanbul’a getirmiş.
“Kitapların Sultanları” hacmi küçük mahiyeti büyük olan çalışmalardan. Her şeyden önemlisi İsmail E. Erünsal gibi yıllardır Osmanlı kültür tarihinin satır aralarında dolaşan bir bilim adamının elinden çıkan görsel bir şölen. Görsel bir şölen diyorum çünkü konu ile bağlantılı birçok görselin yerli yerinde kullanılması okuyucuya bir albüm, bir sergi kataloğu okuyor hissini veriyor.
Bu küçük kitap yazılı kültürümüzün geçmişine, bilhassa Erünsal’ın “İslâm Dünyasında Kitap, Kütüphâne ve Verrâklar”, “Osmanlılarda Kitap Ticareti: Sahaflar ve Kitapçılar” ile “Osmanlılarda Kütüphaneler ve Kütüphanecilik” başlıklı -hadi eskilerin tabiriyle söyleyeli muhalled eserlerine bir davet niteliğinde.
“Kitapların Sultanları”nı ziyaret edin, eliniz boş ayrılmazsınız.


















