Türkiye’de Lolita olmak | Metin Celâl

Şubat 4, 2026

Türkiye’de Lolita olmak | Metin Celâl

Menekşe Toprak’ın yeni romanı “Peri”, Nabokov’un Lolita’sından bir alıntı ile başlıyor.  Alıntıyı görünce kitabın adının da doğrudan Lolita’ya gönderme yaptığını düşündüm. Lolita, bir “nymphet”  yani “su perisi”dir. Menekşe Toprak’ın kahramanı da “Peri” diye çağrılır.

Lolita, 1955’te yayınlandığından beri tartışılan bir roman. Roman “pedofili”yi  konu edinmesi nedeniyle tartışmalara neden olurken yazarı ile anlatıcı başkahramanı arasında benzerlikler bulunarak Nabokov’da suçlanmış, Başkahraman Humbert Humbert takma adıyla yazan bir  edebiyat profesörüdür. 12 yaşındaki Dolores Haze adlı kıza olan saplantısını ve ona uyguladığı cinsel istismarı ayrıntılarıyla anlatır ve kızı “nymphet” olarak tanımlar. Dolores’e “Lolita” der.

Vladimir Nabokov’un Lolita’sını eleştirenlerden bazıları da romanın Humbert’in birinci şahıs anlatımı olması nedeniyle, Lolita’nın kişiliği hakkında çok az bilgi verdiğini, aslında kitabın anlatıcısı olmadığı için susturulduğunu belirtmişler. Nomi Tamir-Ghez şöyle yazmış: “Lolita’nın sesi susturulmakla kalmıyor, bakış açısı, durumu nasıl gördüğü ve hissettiği de nadiren belirtiliyor ve okuyucu tarafından ancak tahmin edilebiliyor… çünkü hikayeyi anlatan Humbert… romanın büyük bölümünde okuyucu Humbert’in duygularına kapılıyor” demiş.

Azar Nafisi, “Tahran’da Lolita’yı Okumak” adlı anı kitabının yazarı ve Nabokov hakkında da kitaplaşan çalışmalar yapmış. Nafisi şöyle demiş; “Adı Lolita olmadığı için, gerçek adı Dolores’tir ve bildiğiniz gibi Latince’de keder anlamına gelir; bu nedenle gerçek adı üzüntü, acı ve masumiyetle ilişkilendirilirken, Lolita bir tür hafif meşrep, baştan çıkarıcı ve havai bir isim haline gelir. Romanımızdaki Lolita aynı anda bunların ikisini de temsil eder ve günümüz kültüründe biz onu sadece o küçük kızın bir yönüyle ve onun en kaba yorumuyla ilişkilendiririz.”

“Lolita” kelimesi İngilizce sözlüklere girdiğini ve Merriam-Webster’a göre “erken yaşta baştan çıkarıcı bir kız” diye tanımlandığını da hatırlayalım. Nafisi’ye göre, romanın özü Humbert’in benmerkezciliği ve Lolita’nın bağımsız kimliğinin silinmesidir. Şöyle yazmış: “Lolita bize Humbert’in yaratığı olarak verildi… Onu yeniden yaratmak için Humbert, Lolita’nın gerçek tarihini ondan alıp kendi tarihiyle değiştirmelidir… Yine de onun bir geçmişi vardır. Humbert’in Lolita’yı geçmişinden mahrum bırakarak yetim bırakma girişimlerine rağmen, bu geçmiş bize yine de anlık olarak sunulmaktadır.”

Menekşe Toprak Peri’de öyküyü mağdurun yani Lolita’nın açısından anlatıyor. Onun geçmişine bakıyor ve nasıl Lolita’laştırıldığını onun açısından gösteriyor. Roman bir cinayet romanı, bir polisiye gibi başlıyor. Hem gölü hem de denize kıyısı olan bir yerde, gölün denize kavuştuğu noktada bir ceset bulunmuştur. Suç aleti olabileceğini düşündüğü bıçağın ise nerede olduğunu anımsayamaz anlatıcımız Peri. Belki kumun üzerinde unutulmuştur, belki de gölün dibindedir. Romanda adı verilmeyen tek yer burası. Ben, hem göl hem deniz kıyısına sahip olma özelliği ile Köyceğiz’i düşündüm.

Peri cinayet mi, yoksa suda boğularak doğal bir ölüm mü bilinmeyen bu olayı düşünürken on yıl öncesini anımsamaya başlar. Bir yaz günü, o gölün kenarındaki plajda başlamıştır Lolita’laşması. Peri “on üç yaşına basmak üzereydim” diye anlatmaya başlar.

Peri, Humbert Humbert’ini “A” diye adlandırır. A’yı dizilerdeki bir oyuncuya benzetir. “Yaşlı görünse de aslında genç görünen” bu adam dikkatini çeker, çünkü çocuklara özel bir ilgisi var gibidir. Onların fotoğraflarını çeker, diyalog kurmaya, hatta arkadaş olmaya çalışır. Bu işlerde de oldukça başarılıdır.

Aslında küçük yerlerde herkes herkesi az ya da çok tanır. A ve ailesi ile Peri’nin ve annesinin de böyle bir tanıdıklığı vardır. A ilçenin varlıklı ve güçlü ailelerinden birinin çocuğudur. Peri’nin annesi ise evini geçindirmek için böyle varlıklı ailelerin yanında çalışmaktadır. Nitekim A, Peri’yi anımsar ve “küçük Peri biraz daha büyümüş su perisi olmuş” der.

A, çoktan Peri’yi hedef olarak seçmiş, sıkı takibe almıştır. Plajdaki karşılaşmalarında Peri ile ahbaplık kurması da zor olmaz. A, Peri ile aynı ortamda yaşamasını sağlayacak bir plan kurmuştur. Bu planı sinsice hayata geçirir ve kısa bir süre sonra Peri kendini A ile aynı evde yaşarken bulur.

Pedofili, bir yetişkinin veya daha büyük bir ergenin ergenlik öncesi çocuklara cinsel çekim duyduğu bir psikiyatrik bozukluktur, diye tanımlanıyor. A, bu tanıma uygun biri. İlgisinin sadece Peri ile sınırlı kalmadığını, başta kendi aile çevresinden olmak üzere küçük kız ve belki erkek çocuklara da yönelik olduğunu anlıyoruz.

Pedofililerin ilgi alanı, hedefi belli bir yaşla sınırlı, ergenlik çağı öncesi çocuklara ilgi duyuyorlar ve yetişkinleşmeye başlamaları ile bu ilgi bitiyor ve başka kurban aramaya başlıyorlar. A ile Peri’nin ilişkileri de benzer şekilde gelişiyor. A, üniversite çağına gelene kadar Peri’ye sevgilisiymiş gibi davranıyor. Belki de öyle hissediyor ama sonrasında bu ilgi sönüyor ve başka kurbanlar/sevgililer aramaya başlıyor. Peri için ise aradan on yıl geçse de yaşadıkları unutulabilecek şeyler değil. Üstelik büyüyüp olgunlaştıkça A ile yaşadıklarını, onun davranışlarını daha farklı ve gerçekçi bir açıdan düşünecek ve istismar edildiğini daha somut olarak anlayacaktır. Bu yıllar süren istismarın psikolojik izleri de kalmış ve kişiliğini etkilemiştir. Çünkü yaşadıklarını, hissettiklerini bastırmış, unutmak istemiştir ve birine, mesela yakın bir dosta ya da bir psikiyatriste anlatsa rahatlayacağını düşünmektedir ama anlatmak hiç de kolay değildir.

Tabii bir de A gibilere toplumun, ailenin ikiyüzlü tavrı söz konusu. Kitabın arka kapağında söylendiği gibi “Herkesin bildiği ama kimsenin adını koymadığı aile sırları”ndan sayılır A’nın yaptıkları. Çünkü A maddi açıdan güçlüdür, aile içinde bir iktidarı vardır ve toplum açısından da saygın bir avukattır. Bu konumu ona istediğini biraz da gizleyerek de olsa yapma hakkı verir. Bilenler göz yumar. Mağdur olanlar sesini çıkaramaz, tek yapabildikleri ondan uzaklaşmak olur. Menekşe Toprak Peri’de bu boyutu da ele alıyor ve A’nın karısı ve kız kardeşinin kendisinden uzaklaşmasını ve hiç görüşmemek istememesinin nedenlerini araştırıyor.

A’nın ölümü ile sırrı ortaya çıkmasın diye aynı mağdurlar hemen harekete geçer. Yani ölümden sonra bile gerçekler söylenmek istemez ve aile içi sır olarak kalması için özel çaba gösterilir. A’nın oğlu Kaan da belki de bir mağdur ya da gördüklerini anımsamaması gereken şahittir. Yeğeni Funda’nın mağduriyeti ise kesindir ama hiç anlatılmaz, deşilmez. A’dan uzaklaşılır ve mümkün olduğunca onunla bağ kurmamaya çalışılır. 

Diğer yanda Peri’nin annesinin tavrı var. Onun tavrı da A’nın ailesininkinden farklı değil. Bilir ama karşı çıkmaz, durumu değiştirecek bir girişimde bulunmaz. Peri’yi yoksulluktan çıkış yolu olarak gördüğü için fark ettiği ama adlandırmak istemediği A’nın yaptıklarına hiç ses çıkarmaz. Adeta kendisinin iyi bir iş sahibi olmasını, Peri’nin üniversiteye girmesini beklerken kasıtlı olarak susar. “Kader” der, olayı zamana yayar ve mutlu son bekler.

Peri iyi yazılmış, dikkatli kurgulanmış bir roman. Kitabın arka kapağında “Menekşe Toprak, Peri’de zor bir meseleyi yüksek sesle değil, derinlikli ve edebi bir sezgiyle ele alıyor” derken haklılar. Edebiyatın konuşulmak istenmeyenleri, üstü örtülüp geçilen meseleleri de ele almak gibi bir işlevi var. Menekşe Toprak pedofiliyi edebiyatı ihmal etmeden konu edinmiş. İlgi ve merakla okunacak, ele aldığı meseleler tartışılacak iyi bir roman “Peri”.

* Peri, Menekşe Toprak, Doğan Kitap, Ocak 2026.        

Yorum yapın