Masthead header

Tolga Gümüşay: “İstanbul benim için özgürlükle özdeş bir kent.”

Söyleşi: Ecem Kodak

1972 yılında Gönenli ailesinin görevli bulunduğu Uzunköprü’de doğan Tolga Gümüşay, İstanbul Üniversitesi’nde İngilizce İşletme bölümünü bitirdikten sonra Marmara Üniversitesi’nde Örgütsel Davranış üzerine yüksek lisansını tamamladı. İlk romanı 6 Yıl Tam Pansiyon 2001’de yayımlandı. Hiç Kimsenin Kenti adlı romanı İz Tv tarafından belgeselleştirildi. 2012 yılında kendi kadrajından yansıyan fotoğraflara yazdığı öykülerle şekillenen Kareli Öyküler projesi dijital platformda geniş kitlelerle buluştu, üç ayrı kitap halinde yayımlandı, yabancı dillere çevrildi, Habitat Tv ile ekranlara yansıdı, yazı atölyesi oluşturuldu. 2020 yılında İstanbul Maviyken isimli kitabı yayımlandı. Çağdaş bir İstanbul yazarı olarak tanınan Tolga Gümüşay ile umudun, sevginin ve dostluğun bir an olsun eksilmediği kitaplarını ve geçtiğimiz günlerde Altın Kitaplar’dan çıkan yeni romanı Veli’yi konuştuk.

Merhaba Tolga Bey, İstanbul temalı kitaplarıyla tanınan bir yazarsınız. İstanbul’a olan bu tutkunuz nasıl başladı?

İstanbul’a 12 yaşında, babamın tayini üzerine ayak bastım. Yatılı okul yıllarımdan itibaren fırsatını yakaladığımda kentin ara sokaklarına dalmayı, vapurlarına binmeyi, hanlarına, camilerine, kahvehanelerine, köprü ve çınar altlarına sokulmayı çok sevdim. Sonraki yıllarda, güçlü bir sezgiyle çekildiğim bu köşeler hakkında daha fazlasını bilmek istedim. Kişisel izlenim ve hislerim, sakinlerden dinlediklerim, kitaplardan öğrendiklerim iç içe geçti. Biriktirdiklerimi paylaşabilmek, hissettiklerimi hissettirebilmek için edebiyatın olanaklarına başvurdum.

Kareli Öyküler serisinde kendi kadrajınızdan yansıyan fotoğraflardan ilham almışsınız. Bunun yanı sıra antika dükkânlarında karşınıza çıkan nostaljik fotoğraflar İstanbul Maviyken başta olmak üzere romanlarınızdaki pek çok önemli karaktere esin kaynağı olmuş. Bir fotoğraf karesinin bir karaktere ve hatta romana dönüşme süreci nasıl ilerliyor?

Aslında bu ikisini yani nostaljik ya da eski fotoğraflarla, kendi çektiğim fotoğrafları ayırmam lazım. Ben tarih kitaplarından çok anıları, ana caddelerdense kendi halinde arka sokakları, stüdyoda çekilmiş fotoğraflardansa gündelik yaşamdan ödünç alınmış kesitleri seviyorum. Öte yandan belirttiğiniz gibi özellikle antikacılarda, eskicilerde, seyyar tezgahlarda karşıma çıkan bazı fotoğraflar beni fazlasıyla etkileyebiliyor. Bir zamanlar bütün dirimselliğiyle objektife gülümseyen o parlak bakışların sönüp gitmiş olduğunu bilmek insanı hüzünlendiriyor ister istemez. Fakat sanırım bana daha fazla dokunan; o güzelim bakışları hiç değilse bir resim çerçevesinde ya da aile albümünde saklayarak sahip çıkacak, o tebessümü sonraki kuşaklara ulaştıracak hiç kimsesinin olmaması, fotoğraftaki kişinin. İşte o yüzlerden bazısının, kimi derin bakışların öylece tozlu tezgahlarda solup gitmeye razı olmayarak bana bu dünyadaki varoluşlarına dair bir şeyler anlatmaya çalıştığını işitir gibi oluyorum. Ve o fısıltıları edebiyat yoluyla ölümsüzleştirmeye soyunuyorum.     

Diğer kitaplarınızdan farklı olarak Veli’yi pandemi sırasında yazdınız. Bu durumun yazım sürecine etkisi oldu mu?

Muhakkak oldu. Yani salgın dönemi herkesi, her şeyi değiştirdiği gibi, benim yazım sürecimi de etkiledi. Roman yazmak yoğunlaşma işidir. Başka biri gibi duygulanabilme, düşünebilme, hatta nefes alabilme sanatı; başka zamanlarda, mekanlardaymış gibi hissedebilme ve bunu hissettirebilme marifeti. Dış dünyayla bağlantım kısıtlandıkça iç dünyamda derinleştim ve 2020’lerin değil de 1920’lerin İstanbul’unda, Veli ve arkadaşlarıyla yarenlik ederken buldum kendimi çoğu zaman. Okurun da romanımın sayfaları arasında aynı hissiyata kapılmasını dilerim. 

Veli, 1920’lerde İstanbul’un işgal altında olduğu dönemi anlatıyor. Çatışmaların hüküm sürdüğü bu kaotik ortamda bambaşka kültürlere, kimliklere sahip gençlerin birbirine kenetlenişine tanıklık ediyoruz. Olay örgüsü bakımından geniş bir yelpazesi var Veli’nin. Pek çok hayata dokunuyor ve tarihte yaşanmış acı tatlı olaylara ortak oluyoruz. Bu fikir nasıl doğdu? Veli’yi yazmaya nasıl karar verdiniz?

Galata Köprüsü’nde yalınayak ayakkabı boyacılığı yapan çocuk ve delikanlılara ait eski İstanbul fotoğraflarını çok severim. Onlardan birinin yerine geçip, çıplak ayaklarımın yoksunluğunu ve özgürlüğünü duyumsarken, yirminci yüzyılın başlarında dünyanın en renkli ve şaşırtıcı manzaralarından birini sunan Galata Köprüsü’nü, onun üstünde hareket eden insan selini seyre dalmak isterdim. Bu hayalimi, roman yazarak gerçekleştirmeye karar verdim. Köprü’deki kalabalığın arasında karşıma Beyaz Rus göçmeni güzel Valentina çıktı. Sonra Veli’nin Çanakkale şehidi babasının eczacı dostu Bay Dimakis… Ve sırasıyla diğer kahramanlarım… İstanbul benim için özgürlükle özdeş bir kent. Onun işgal altında olduğu bir dönemi değil yaşamak, hayal etmek bile acı veriyor. Diğer yandan öylesine karışık bir dönemde, milli ve evrensel, Doğulu ve Batılı pek çok fikrin, duygunun çatıştığı; eski komşuların düşmanlaştığı, kimliklerin vicdanları teslim aldığı bir devirde yaşasam nasıl biri olurdum; ne düşünür, ne hisseder, nasıl tepkiler verirdim gibi sorular hakkında düşünmek istedim. Yazdıkça, bunların günümüz Türkiye’sinde yaşayan bireylerin de temel soru ve meseleleri olmaya devam ettiğini fark ettim.   

Her kitabınızda olduğu gibi Veli’de de umut, sevgi ve birlik bilincine dair alt metinler göze çarpıyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz romanlarınızı?

Romanlarımın özünde bireyin kendini bulma çabası, iç ve dış dünyalar arasında uyum arayışı, farklı aynalarda kendini görmenin yarattığı şaşkınlık ve zenginleşme, hayatı eksilterek değil çoğaltarak, insanları ayrıştırarak değil kucaklayarak yaşamanın hepimize daha iyi geleceği gibi ortak fikirler bulunabilir. Ve haklısınız, bazen derin kazmak gerekse de, yaşama tutunan herkesin içinde muhakkak umut, inat ve bu dünyada yapayalnız olmadığına dair bir inanç taşıdığına; dışa vurmuyor dahi olsa, sevgisini o inancın içinde muhafaza ettiğine inanıyorum.   

edebiyathaber.net (19 Nisan 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r