Masthead header

Tekin Budakoğlu, Sema Kaygusuz’un “Karaduygun” adlı kitabı üzerine yazdı

Karaduygun bizlere, düş dünyası ve edebiyat zevki seçkin, yaşadığı dünyanın bütün acısına yüreğini ve gürültüsüne kulaklarını sonuna kadar açmış Sema Kaygusuz’un incelikli diliyle örülü, yüksek kültürlü bir armağanı.

“O sinir bozucu gürültü olmasa, belki Birhan insan olarak uyanmayacaktı bu sabah.”

Sema Kaygusuz’un, her zamanki gibi edebiyatın öz damarlarında gezinmekten haz aldığı, “maharetini armağana dönüştürdüğü” çokyönlü anlatısı Karaduygun’u, belki de en iyi tarif eden cümle bu: İnsan doğmanın, her sabah insan olarak uyanabilmek şansını peşinen ellerimize vermediği gerçeği. Uzun zamandır diken ucunda sürdürmemize rağmen hiç de rahatsız olmadığımız yaşamın haksızlıkları, baskılar, faili meçhul cinayetler, tecavüzler demiyor da bu gerçeğe, bu sihirli imgeye sığdırıyor hepsini Sema Kaygusuz: gürültü. Satıraralarında bu gürültünün kaynağına iniyor sonra; binbir yapaylıkla örülmüş, insanın kendi eliyle sakatlanmış “yaşam” kelimesinin anlamını kanırta kanırta söküyor üzerinden ve geçmişi muğlak bir coğrafyada kimi zaman köylerinden göç edilmeye zorlanan insanlara, kimi zaman ölüme yollanan madencilere, kamyon kasalarında sıkış tepiş taşınan tarım işçilerine, Musa Anter’e dokunarak yeni bir deri geçiriyor bu kelimenin sırtına. Ve tüm bu gürültünün, “dünyanın uğultusu”nun ardı sıra bir çıkış noktası buluyor; bambaşka bir imge: uyanmak. Oluşan kara tabloya karşı bir ümit bu onun için, bir sezgi aynı zamanda, farkındalık hali. Bir bakıma nefes alıyor Sema Kaygusuz; dünyanın derin uykusuna karşın onu anlıyor çünkü birileri, kulaklarını açıyor bu uğultuya. Birhan uyanıyor.

Huzursuz bir şarkının renkli nakaratı      

Birhan Keskin’i, kapağında ışıltıyla sunulduğu gibi “kitabın adlı adınca yazınsal kahramanı” olarak düşünmek doğru değil ve okur da, onun hislerine, dünyayı kavrayışına, mahremine gireceğini beklememeli; “Söyleyeceklerim hep eksikli kalır. Bir tek uykusuzluğunu tarif edebilirim onun” diyen Sema Kaygusuz’un isteği de onu biyografik malzeme olarak kullanmak değil çünkü. Yazarın başarılı kurgusu sayesinde, yaşananlara karşı bir direnç sembolü Birhan Keskin, yine yazarının deyimiyle ‘ötekileri’ duymasını sağlayan “ruhun ruhu”, diğer gerçek/kurmaca kahramanlarla birlikte metinde yoğrulan yeniyaratım sürecinin bir öğesi. Tek farkı ise diğer kahraman ve hikâyelerin değişmesine rağmen, onun anlatıda sessizce fakat bütünlük içinde dönüşümlü olarak, sonuna kadar yer etmesi. Böylece Birhan Keskin’in varlığı anlatıda, biyografik bir kahraman olmaktan çok, huzursuz bir şarkının renkli nakaratına benziyor.

Birhan Keskin dışında da kahramanlar var elbette; sözgelimi İsmet Bey. Anlatıda kısaca değinilmesine rağmen varlığı çok belirgin bir kahraman İsmet Bey. Birhan’ın komşusu, onun kafasını zonklatan gürültü karşısında sessiz kalan, “Kusura bakmayın, duyduğunuz her ne ise ben duymuyorum” diyebilen ve “teninde duymadıkça hiçbir acıyla özdeşim kuramayan, sadece kendi gözyaşının tuzunu tadan, bir tek kendi korkusuyla dudağı uçuklayan, yalnızca kendi kederiyle kanser olan” kulakları tıkalı, vicdanı örtülü diğer herkesin bir izdüşümü zira o. Yani imgenin daha net belirmesi için karakterlerarası bir karşıtlık oluşturuyor Sema Kaygusuz; bir tarafta “kayıtsız ve duyamayan” İsmet Bey, diğer tarafta “dünyanın uğultusunu içinde duyan karaduygun” Birhan.

Taneleri değil bereketi gören

Birbirinden bağımsız gibi görünen insanların öykülerinin buluştuğu çoksesli, zihin zorlayıcı bir anlatı Karaduygun. Kahramanlar, bambaşka olayları sürükleyen, farklı kaygıların dışavurumunu üstlenen kişiler gibi görünmelerine karşın, aslında varılan nokta itibariyle birbirleriyle ilintili; hepsi yaşam dediğimiz bu yanlışlar ve haksızlıklar bütününde oradan oraya savrulanlara örnek, dünyadaki ritmsiz uğultuyu oluşturan kırılgan birer ses.

Sema Kaygusuz’un, gürültünün sebebine yönelik ilk eleştirisi yakın tarihimizle alakalı; Musa Anter olayı. Musa Anter’in bir gece yarısı güvendiği kişilerce, üstelik aldatılarak öldürülmesi, Birhan’ın başını çatlatan uğultulardan biri. Sema Kaygusuz’un içini burkan, sırf aynı dünyada yaşadığı için kendini sorumlu hissettiği bir olayla yüzleşmesi aynı zamanda.

Tesadüflerin gerçekten tesadüf mü yoksa gecikmiş karşılaşmalar mı olduğu paradoksuna çözüm aradığı içöykünün alt metninde ise ırkçılığa yüklenir Sema Kaygusuz, yerleşik kültürün aslında ezilenler üzerindeki bir sömürü düzeninden hayat bulduğuna içlenir, doğaya ve hayvanlara karşı insanoğlunun ne kadar zalimce davrandığının ve onları uygarlğın dışına attığının görüntüsünü okur. Bu yaşananlara, uğultulara karşı da Osman Şahin’in annesi gibi, oğlunun yarışmada kazandığı birincilik karşısında “inşallah ikinci de olursun üçüncü de” diyen, “etrafına bakınca taneleri değil bereketi gören” duyarlı, olumlu tipleri de vardır, sayıları çok az olsa da. Öyle ya; bütün tencere tavalarını alıp kayıplara karıştığını düşündüğü kalaycı Gülayşe’nin peşine düşen yazarın, Gülayşe’yle başlayan ve nihayetinde kendi kendini ararken bulduğu “silik bir benliğin izini sürmek” yolculuğunda, ona en çok içsel destek sağlayacak olan Birhan ve Osman Şahin’in annesi yaradılışında olanlardır.

Anlatının Olanakları

Karaduygun bir anlatı; belirli bir türün yapısal niteliklerini, şablonunu kullanmıyor. Gerçek kahramanların düşsel olanlarla aynı potada eridiği, birbirinden ayrı görünen insanların öykülerinin birleştiği, bazen de yazarının insana dair görüşlerini sezdiren sözcükler bütünü. Bu sayede belirli kuralların içine sığmaya çalışmıyor Sema Kaygusuz; bu da ona hareket alanı sağlıyor elbette, içindekileri daha rahat ve oldukları gibi açmasına zemin hazırlıyor. Bunun karşısında, Karaduygun’un yepyeni yazınsal bir tür olduğunu düşünmek de yanılgı olacaktır; öyle ki daha önce denenmemiş bir yazınsal yenilikten ya da teknikten, yahut türlerarası bir kolajdan söz etmek mümkün değil.

Adı konmuş bir türün kalıplarına girmemesi yazara ne kadar özgür hareket alanı şansı tanısa da, ortaya bütünüyle kopuk, dolayısıyla etkisi azalan bir metin çıkması riskini de beraberinde getirir. Sema Kaygusuz’u bu olumsuzluktan kurtaran en büyük yardımcısı ise sağlam yapılı dili. ‘Dilin, bütünsel olaylardan çok, kendi kendisini var ettiği’ anlatım tarzına önceden beri alışık olan Sema Kaygusuz, Karaduygun’daki yeniyaratım’ını da nitelikli, kuşatıcı dili üzerinden gerçekleştiriyor.

Karaduygun bizlere, düş dünyası ve edebiyat zevki seçkin, yaşadığı dünyanın bütün acısına yüreğini ve gürültüsüne kulaklarını sonuna kadar açmış Sema Kaygusuz’un incelikli diliyle örülü, yüksek kültürlü bir armağanı.

Etkilenmemek, etkisini uzun süre hissetmemek elde değil. Öyle ya: “Değil mi ki, bir varlığa değdiğimizde tenimizde izi kalır.”

 

Yazan: Tekin Budakoğlu – edebiyathaber.net (16 Mart 2012)
Ç o k   O k u n a n l a r