Tarih ve sanat tarihi üzerine bir yolculuk : İspanya’da Mağrip Kültürü

Ocak 15, 2026

Tarih ve sanat tarihi üzerine bir yolculuk : İspanya’da Mağrip Kültürü

Titus Burckhardt’ın İspanya’da Mağrip Kültürü adlı kitabı Albaraka Yayınları tarafından Ömer Faruk Altıntaş çevirisityle yayımlandı.

Tanıtım bülteninden:

Titus Burckhardt’ın İspanya’da Mağrip Kültürü adlı eseri, Endülüs medeniyetini tarih kitaplarında sıkça karşılaşılan siyasal yükseliş ve çöküş anlatılarının ötesine taşıyan, derinlikli bir medeniyet okuması sunar. Burckhardt, bu çalışmada İspanya topraklarında yüzyıllar boyunca varlık gösteren Mağribî kültürü, yalnızca geçmişe ait bir tarihsel olgu olarak değil, insanın dünya ile kurduğu ilişkinin bütüncül bir tezahürü olarak ele alır. Eser, okuyucuyu Endülüs’ün ruhuna nüfuz etmeye davet eden sakin ama yoğun bir düşünce hattı üzerinde ilerler.

Kitabın merkezinde, İslam medeniyetinin Batı’daki en parlak temsil alanlarından biri olan Endülüs yer alır. Kurtuba, Toledo ve Gırnata gibi şehirler, Burckhardt’ın anlatımında yalnızca coğrafi mekânlar değil düşüncenin, inancın ve estetiğin somutlaştığı canlı organizmalar olarak belirir. Özellikle Kurtuba Ulu Camii üzerinden yapılan mimari çözümlemeler, İslam’ın kozmik düzen anlayışının mekâna nasıl yansıdığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Ritmik tekrarlar, geometrik süreklilik ve ışığın kullanımı, insanı merkeze alan bir ibadet ve varoluş anlayışının mimari karşılığı olarak ele alınır.

Burckhardt’ın yaklaşımı, sanatı bağımsız bir estetik alan olarak değerlendirmekten bilinçli biçimde kaçınır. Mağribî sanat, bu eserde metafizik bir bakışın görünür hâle geldiği bir dil olarak okunur. Geometri, ölçü ve denge, ilahî hakikatin dünyadaki izdüşümleri olarak yorumlanır. “Gökyüzü ve Yeryüzü”, “Dil ve Anlam” ve “Felsefi Dünya Görüşü” gibi bölümlerde bu yaklaşım daha da derinleşir; İslam düşüncesinde bilginin, aklın ve vahyin nasıl bir bütünlük içerisinde kavrandığı açıklıkla ortaya konur.

Eserin önemli duraklarından biri de Endülüs’te farklı din ve toplulukların bir arada yaşama tecrübesidir. “Dinler ve Irklar” bölümünde Burckhardt, Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler arasında kurulan toplumsal yapıyı tarihsel bağlamı içinde ele alır. İslam hukukunun ve inanç anlayışının bu çok katmanlı yapıyı nasıl mümkün kıldığı, romantik genellemelere başvurulmadan, dengeli bir analizle aktarılır. Bu yaklaşım, Endülüs tecrübesini güncel tartışmalarla ilişkilendirmeye imkân tanıyan güçlü bir zemin sunar.

İspanya’da Mağrip Kültürü, Endülüs’ü nostaljik bir medeniyet özlemiyle idealize etmez. Burckhardt, bu kültürün başarılarını ve sınırlılıklarını aynı berraklıkla ele alır. Kitap boyunca hissedilen temel vurgu, modern dünyanın parçalı ve hız merkezli yapısına karşı, anlamın, ritmin ve ölçünün hâkim olduğu bir dünya tasavvurunun mümkün olduğudur. Yazarın sade ama yoğun üslubu, okuyucuyu bilgi yığınıyla kuşatmak yerine düşünmeye, durmaya ve bakışını derinleştirmeye çağırır.

Bu eser, tarih ve sanat tarihi okurlarının yanı sıra medeniyet fikri, İslam düşüncesi ve kültürel süreklilik meseleleri üzerine düşünen herkes için kalıcı bir başvuru metni niteliği taşır.

Yorum yapın